Manevi Bir Sürgün

“ Kendimi dışa vursam, haz duyulacak ruhum olmayabilir. Karıştırsam her şeyi birbirine, yine yeniden güzel düşünmenin büyüsüne kapılsam, oyunları kaybeden bir çocuk masumluğunda intihar edecek bedenim. Bu sefer düğümlendim! ”

Ömrüm boyunca, ruh durumumun esaretiyle savruldum. Çoğu zaman istemediğim olumsuzluklarla harcadığım zamanın, bazen iyi bir dost olduğunu anladım. Yeryüzüne sadece güzel bir aşk yaşamaya gelmediğimi anlayacak yaştayım ( 26 oldu 27). Kendimde göremediğim sevecenliği, ince ruhluluğu, o tatlı duyguları yaşamak adına, çoğu kez kişiliğimden fedakârlık ettiğim günlerim çoktur. Aslında bir nedeni yok sevmenin de, çok sevmenin getirisi, az sevmeninkinden fazla değil. Bazen çok sevmenin ayrılık acısı uçurumlara götürür insanı, az sevmenin sonu bir sokak ortası meyhanesi… Karamsarlık halleri biraz bunlar. Sevmenin azı da, çoğu da olmaz zaten. Kendimi harflere bıraktığımda, ruh halimin karışık olduğunu fark ediyorum. Yüreğimin çevresinde yaşayan bir kadını, kendi haline bırakma çabasındayım. Ölüye yazar gibiyim adeta! Nefret edilecek, günlerce-aylarca, bana, kin besleyen birini sevmenin, sevimsizliğini ne yapmalıyım ki…

Manevi Bir Sürgün
Manevi Bir Sürgün

Kendime bırakıldım. Büsbütün, sevgime söylenmiş ama çoğalarak bugüne gelmiş bir kinin kölesiyle besleniyorum. Bin türlü mutluluk söylese o kadın, artık nasıl çeker beni kendine bilemiyorum. Dünyanın tek kişiye inanma bencilliği beni sersem ediyor. Nasıl birinin sözüne, görmeden-bilmeden inanırsınız ki? Ve o iftirayı atan kişi, sizi çok üzen biri olmasına rağmen, diğer masum bir insanın duygularını nasıl bu kadar basit görebilirsiniz? Ben, biliyorum bunun cevabını. Sadece bencillik. Aşk, zaten bencil duygularla beslenir. Herkes kendi mutluluğu için sever ama mühim olan, sevilebilmekte! Ben bu noktaya nasıl vardım, bilemiyorum. Ve kendi kendime diyorum ki:” budala biri olmak için sadece sevebilir insan; aşk zaten hüzünlü bir devrim mücadelesi sonunda. Hep kaybetmek, zafere giden yolu aydınlatıyor. Ama insan çok sevipte ayrılmanın yükünü nefretle ödemek zorunda kalınca; sevilmek, bazen budalalıktan kurtarıyor insanı…”

Her aşkın farklı oluşuna inancım azalıyor artık. Uzun zamandan beri, birbirine benzeyen bedenlerin “merhabalarına” ortak olamayışımın, cevap veremeyişimin tutsaklığındayım. Kötü niyetli çevrem oluşmaya başladığından mı tam olarak nitelendiremiyorum ama hainliğin beni gafil avladığını söyleyebilirim. Benim dertlere karşı hazırlanmış temiz bir ruhum yok artık. Şu günlerde yeni keşiflerim beni çok yalnız bıraktı. Güçlendiğim, bundan zevk duyduğum tarafta var. Umutsuzluğa eskisi gibi savunmasız değilim bende, hani bana duyulan o çoğalmış kinle, bende savunabilirim kendimi. Merak ediyorum, bundan sonra nasıl yaşayacağım ömrümü. Bu yaşta manevi bir sürgüne gönderilmiş gibi hissediyorum kendimi.

Bu noktaya nasıl gelebildim, neden böyle bir değişiklik içinde buldum kendimi, inanın anlayamıyorum…

Çoktandır yazmıyordum kendime… Ta ki o kinle karşılaşıncaya kadar!

“biz, aşkın kurbanıyız. Yaşayamadığımız, savunamadığımız tutkunun külleriyiz. Çok yorulduk! Son nefesimizi verdiğimizde, çığ gibi üzerimize düşecek bu aşk! Mutlu ölemeyeceğiz…”

Emre onbey

PAYLAS
Önceki İçerikSaç temizliği ve bakımı
Sonraki İçerikOsmanlıda Askeri Eğitim
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

10 YORUMLAR

  1. Bir donem lise caglarimi hatirladim usta, senin yazilarini okurken herzaman bir arabesk tadi hissediliyor, birazda umutsuzluk, caresizlik ve sanirim beklemedigi yada aldigi dunya darbeleriyle olusturdugu bu cumleler, bir ilham kaynagi olmadan cikamaz asla. Hepimizin bu tarz bir donemden gectigi zamanlar oldu sanirim. Bence sen ask’a ve dunyaya ofkelisin. Kalemin sakin durmasin :) kendi yorumum gercegi sanirim yazar soyleyecek :)

  2. belki biraz arabeskvari gelsede insana, böyle yazmayı hiç düşünmedim. öfkem, kinim yok aslında hayata karşı( bu yazı bir mesaj niteliğinde birine, o anlar) kendi hikayemi yazmıyorum. çoğu zaman etrafımdakilerin yaşanmışlıklarından besleniyorum. bu yazı özellikle benim bir kadına üstü kapalı yazarak anlatamak istediklerimdi. belki o da anlayamacak :)) ama artık bir anlamı yok… umutusuzluk, çaresizlik bunların kişinin heyecanını ve kazanma arzusunu körelteceğini düşünüyorum. biraz saçmaladım galiba, ama öfkem -kinim yok :))

    ama illa ki bir yazının tek bir anlamı olacak diye bir şey yok, sayende farklı anlamlar yüklendiğini gördüm. bunun için eyvallah ustam!

  3. Bir cogumuzun ilham kaynagi genelde KADIN dir :) Cevremizde gecen olaylari yazabilmemiz icin cidden o ortama iyi bir sekilde ayar uydurmak, baskasinin yerine kendini iyi derecede koymak gerekli. Telapatimi deniyordu ona ? karsindakinin yerine koymaya :):) isde ondan :) tebrikler tekrar.

Bir Cevap Yazın