LE MEPRİS - (NEFRET, 1963)

GODARD ODYSSEİA DESTANINI İRDELİYOR

Devrimci yönetmen Jean-Luc Godard’ın filmografisinin en güçlü eserlerinden biri olan Le Mepris, onun film anlayışını ve akımını en güzel bütünleyen filmlerinden biri.

Le Mepris’te Camille ve Paul isimlerine sahip ‘arızalı çift’ ikilisi ile en iyi filmi A bout de Souffle’da yer alan  Jean Seberg ve Jean Belmondo’ya selam çakar, aslında bir bakıma o filmdeki ilişkinin devamı sayılır buradaki karı-koca’nın aşk öyküsü. Godard ‘romantik aşık’ ve ‘melodramatik ilişki’ filmine, yani ana-akım sinemaya göz kırptığı gibi, ikili ilişkilere yeni açılımlar getirir, onu ilmek ilmek işler ve sonuç olarak aşklarda ‘şüphe’ye yer olmadığını  ve küçük bir kıvılcımın dahi ‘trajik son’a kontenjan bulabileceğini hatırlatır.

Aslında Godard’ın sinemada yapmak istediği hem  Hollywood’un elinde sıkı sıkıya tuttuğu türlerle oynamak, hem de senaryo ve duygu açısından bilindik ‘dramatik yapı’larla oynamak ve seyirciyi şaşırtmak. Öyle ki, böyle bir öykü ana-akım sinema örneklerinden birinin içinde karşımıza çıksaydı, bu çaresiz aşık kavuşurdu, ama Godard bunun yerine ‘trajik son’u tercih ediyor. Sinemaya yenilik getiren plastik ve tekniğinin, yani sinematografisinin yanında bu hüzünlü sonuyla da mükemmel bir bütüne kavuşan filmle her iki tarafa hizmet etmiş oluyor yönetmen.

Ayrıca her filminde olduğu gibi yine ana türün yanında alt türlerle donatıyor filmini, örneğin ‘film içinde film’ mantığını uyguluyor burada.  Yapımcının zoruyla Bargot’u filminde oynatmak zorunda kalan –filmine bu yüzen çıplak sahne bile ekleyen- Godard, filmdeki senarist karakterini bir bakıma kendine uyguluyor, yapımcının hem yönetmenin hem de senarist üzerindeki politik baskısı, hem de bu baskının filmdeki aşkı etkileyiş şekliyle de  yine önceki filmlerinde yaptığı gibi sisteme politik bir şekilde kafa tutmuş oluyor.

Ayrıca en son Werner Herzog’un My Son My Son What Have Ye Done filminde ve Black Swan’da gördüğümüz ‘tiyatro ya da sahne metninin gerçek öyküye aracı-referans’ olması burada Odysseia destanıyla sağlanıyor. Yani filmine ‘mitolojik’ bir kavramda katıyor. Böylece aşkından şüphe eden Paul’un ikilemleri ve Camille ile çarpık ilişkisi burada Odesse ve Penelope‘nin ilişkilerine, ikisinin yaşadığı şüpheden doğan açmazlarına tekabul ediyor.

Yani Godard yine devrimci ve yenilikçi bir eser vermiş oluyor. Kimilerine göre yönetmenin en iyi eseri olan Le Mepris, müziğiyle de hayran bırakırken yönetmen girişteki renk değiştiren filtrelerle de görsel becerilerinden sadece birini kanıtlamış oluyor.  Ayrıca bu filmde genellikle tercih ettiği geniş planlarsa hem karakterler tahlillerine hem de nefis doğa manzalarını ve iç mekanları ustaca kullanış şekline katkıda bulunmuş oluyor.
FİLMİN PUANI: 5 / 5

 

Bir Cevap Yazın