“Günü kurtarma peşinde olan ve yarınları meçhul olan insanlara adıyorum bu yazımı”
Çevreme baktığımda her zamankinden daha duyarsız, sadece kendini düşünen insan topluluklarını görüyorum. Şimdilerde böyle düşünmeme sebep yaşımın ilerlemesi veya olgunluğumdan mıdır bilmiyorum ama gerçekleri her geçen gün daha iyi kavramaya başladım? Böyle düşünmem de sebep belki de yoksulluğu da zenginliği de yaşadığım içindir kim bilir? Ancak insanları yoksul olduğundan veya çaresiz olduğundan dolayı hor görmekten çok toplumdan soyutlama gayreti içinde olan bunu da çok iyi başaran insanlar girdi hayatıma. Onlara elimden geldiğince gerçeği anlatmaya, hayatı tanımalarına yardımcı olmaya çalıştım. İnsanların ne kadar aciz olduğunu anladığım dini programlardan veya büyüklerimizden dinlediğimde hep Allah ile kul arasındaki farklar gelirdi aklıma. Fark kelimesinin dünyadaki gerçek anlamını sonradan buldum. Acizlik durumu insanların yaşam standartlarına göre değişiyor. Yüksek gelirli vatandaşlarımız sabahın beşbuçuklarında devlet hastahaneleri önünde soğukta kıvranmıyorlar. Ya da günleri sadece boğazlarından bir lokma kuru ekmek geçmesini sağlamak için çalışmakla geçmiyor. Her zaman çevremde duyardım küçükken, anneme veya büyüklerime onlar neden fakirlere yardım etmiyorlar diye sorduğumda önce bir duraksar sonra da biz bilemeyiz ki oğlum derdi, Allah bilir. Senelerce kendimi öyle avuttum. Ve inadına her türlü ortama girmekte ısrarcı oldum. Ve şuna inanın ki yoksul sofrasında yediğiniz yemeğin tadını, hiçbir ziyafet sofrasında bulamazsınız. Yaşayanlar bilir ki ayakta kalma mücadelesi içinde olan o sıcak insanlar, sizin aç kalmamanız için size o sofrada yemek yemeniz için ısrarcı olurlar. Sakın ha demeyin ki zengin insanlar böyle davranmaz, bir çok yüksek yaşam standardına sahip dostumun sofraları da gayet hoş ve muhabbetleri güzeldi. Ancak bazı durumları gördükçe insan öylesine şaşırıyor ve gözleri dolu dolu oluyor ki bunları kelimelerle ifade etmek inanın imkansız, yaşayanlar bilir.

Toplumda her daim alt sınıf unsur olarak nitelendirilen bu insanlar asla ve asla hor görülmez, özellikle bizim toplumumuzda. Ancak öylesine durumlar vardır ki hor görmekten beter yaparlar bu insanları. Çalıştırdıkları kişiye, sadece muhtaç, çalışmaya mecbur oldukları için az paraya kölelik yaptırmakta galiba bizim ve bizden başka birkaç toplumun insanının daha üzerine yok. İnsanlara hak ettiğinin dışında ücretler vermek ve onun hakkı üzerinden para kazanmak gerçekten çok iğrenç bir durum. Hele ki baba veya dededen kalmış mal varlığıyla bir yere gelen insanlar, hovardaca yaşayarak ömrünü tüketenleri gördükçe onların bizleri anlayabilmelerini beklemiyoruz. Lafım bu insan modelinin hepsine değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece görmüş olduğum ya da tanıklık ettiğim olaylardan bahsediyorum. Kimimizin yarını belli. Elimizde olan serveti bir gün kaybetmeyeceğimiz ne malum. İnsanlara yardım edebilmek, onların hayatlarına girerek gerçekleri görmek bu kadar zor mu?

Dini konularda kendini tamamiyle dindar olarak nitelendiren birtakım insanlardan daha çok hassas olduğum kanaatindeyim. O kadar insan gördüm ki dışarıda binbir türlü yalan dolan içerisinde olup, yanlış uğraşlar peşinde koşan. Ancak bu insanlar kutsal Cuma namazlarımızda ön sıradalardı. Şöyle bir düşündüm kendi kendime kimi kandırmaktalar, kimi kandırmaktayız. Hac ziyaretlerine döktüğümüz paralar,Yüce Rabbimizin karşısına çıkma hevesimiz, yardıma muhtaç insanlar içinde bir uğraşa dönüşse eminim ki bu zengin topraklarda fakirlik denilen olguya bir daha rastlanmayacaktır. Sık sık medyadan takip ediyor veya görüyoruz. Lüks hac ziyaretleri başladı. Klimalı otel odalarında, emrinde bir sürü eleman ile sürdürülen, bir dini görevden çok tatil havasında geçen ziyaretler bunlar. Talepte fazla bunlara. Oysa ki bilmiyorlar. Bilmiyorlar, dünyanın herhangi bir yerinde inancı yerinde olan ancak durumu müsait olmayan binlerce insan var. Ve bu insanlar değil lüks ziyaret, o kutsal topraklarda yalın ayak dolaşabilmek için nelerini vermezlerdi. Ne yazık ki ben bu lüks düşkünü insanları gördükçe, kimse kusura bakmasın ama onların dini inanç sistemlerini sorgularım. En büyük zenginlik olan petrol bile çoğunluğu kutsal Arap topraklarına verilmiş yüce Rabbimiz tarafından. Onlar ise sadece kendi zevklerini düşünmekte, işgal edilen kutsal toprakları gördüklerinde sırf kendi güvenlikleri için seslerini çıkarmamakta. Zevki sefa içinde yaşamlarını sürdürürken din kardeşlerine yardımdan çok, onların kuyusunu kazmakla uğraşmakta. İşte ben bu tip insanların yarına nasıl baktığını merak ediyorum.Ve şuna inanıyorum ki yarına kuşkuyla bakan insanlar aslında en başta bahsettiğimiz yoksul ve çaresiz insanlarımız değiller. Çünkü onlar alışmışlar, hayatın tokadını yemeye. İnsanların duyarsızlıklarını görmeye alışmışlar. Tek dertleri huzurlu bir yaşam onların. Belki kendi ülkelerinde yanı başlarında bulunan en güzel topraklarda denize giremeyebiliyorlar, belki ömürleri karınlarını doyurabilmekle ve onurunu çiğnetmemek için çalışmak ve çabalamakla geçiyor ancak onlar asla yarına kuşku ile bakmıyorlar.Yarına kuşku ile bakan insanlar hep mal varlığı denizi içinde yüzen insanlar. Acaba bana bir zarar gelir mi, servetimi kaybeder miyim korkusuyla yaşayanlar? Oysa ki bir yılda kazandıkları parayı, yıllarca kazanamayan insanlara yardımcı olmayı bir deneseler, bilmiyorlar ki onların bu kuşkuyu duymalarına en ufak bir sebep bile kalmayacak. İnsanları dışlamak, bulundukları mevkiden dış dünyayı seyretmek aslında onlara birşey kazandırmıyor, kendilerini ve kendileri gibi olan insanları kandırıyorlar.Ve ben bu insanların gözlerindeki kuşkuları, yaşamlarındaki tedirginlikleri gördükçe yarınlara daha bir umutsuz bakıyorum. Onların mutlu olmalarına engel olan, gözleri daima umutsuzlukla bakan insanlar değildir. Onlar değildir kuşkuları yaratan. Gözlerinde kuşkuları barındıranlardır benim görüşüme göre umutsuzluklara her daim sebep…

1 YORUM

Bir Cevap Yazın