Ülkemizin şu an ki sorunları ve insanlarımızın bu konuya olan yaklaşımları, çoğu fikir insanına göre büyük ayrılıklar çıkaran tartışma konusudur. Türk Milleti, bugün neden refah düzeyine ulaşamamıştır diye sorduğunuz zaman, iki temel fikir ortaya çıkar.

Birinci fikir, kültürel yozlaşmanın, milli değerlere olan bağımsızlığın yarattığı başta ekonomik alanda ki sorunlar ve bunların çözümünün yine kültürel yozlaşmayı bitirince gerçekleşeceği fikridir. Şahsi kanaatimde bu yöndedir. Türkler, eğer kendi toplumları içerisinde bağ kuramadıklarını düşünüyorlarsa ki çoğunluğun fikri böyledir, ekonomik sorunları düzeltmeye değil aksine kültürel alan da ilerlemeye ve yozlaşmayı durdurmaya önem vermelidirler.

İster kültürel ister ekonomik sorunlar göz önünde bulundurulsun, her ikisinin de çözüm yolu olması için temel kaynak toplumsal dayanışmadır. Bir ülke de, kültürel anlam da birlik sağlanması, toplumsal dayanışmaya bağlıdır. Çünkü maneviyatı yükseltir. Ekonomik alanda da bu dayanışma gereklidir çünkü üretimi arttırır. Üretimi nasıl arttırır?

Meslek gruplarına göre iş bölümü yapmak, bir çeşit toplumsal dayanışmadır. İş bölümü, belirli bir ekonomik düzen için olmazsa olmazdır. Çünkü, meslek sahipleri arasında birbirlerine karşı olan ihtiyacı, mesleklerin iş bölümü yapıp birbirlerine fayda sağlayacak konuma gelmesi giderir, karşılıklı yararı sağlar. İş bölümünün bilinci olmaz ise ne olur peki?

Ekonomik düzeni oluşturan en önemli sistem piyasa da paranın dönmesidir. Eğer, iş bölümü bilinci olmazsa, para dönmez. Para dönmezse, herkes alacağı borcunu borcu olan başkasına devrettirir ve bu iş üretimin en önemli odağı olan köylüye ve ham madde sanayisine kadar uzar! İş ham madde kaynaklarını vurursa, piyasaya karşı güvensizlik doğar ve üretim isteği azalır. Bir süre sonra da üretim azalır. Üretimin azaldığı bir toplum, ihtiyaçlarını tam karşılayamaz ve “ mahçup “ duruma düşer.

Bu, bir toplumun refah düzeyine “ ütopya “ olarak baktığı andır.

Ancak, ekonomik alanda da toplumsal dayanışmanın gerçekleşmesi, maneviyata bağlı olduğu için, kültürel anlam da gerilemenin önüne geçilmelidir. Çünkü, maneviyatın kaynağı kültürdür.

Kültür, töre, gelenek ve görenekler, bir toplumun “ ortak mücadelesi “ sonucu doğmuştur. Bir toplumu meydana getirecek olan il ataya kadar gidersek, bunu daha iyi anlayacağız;

Çok soğuk bir ülke de yaşıyan, “ ilk ata “ sizmişsiniz gibi düşünün. Soğuk şartlarına karşı, tek başınıza direnemeyeceğinizi anlamanız, sizin meydana getirdiğiniz topluma ihtiyaç duymanızı sağlar. Bunun içinde, ortak coğrafya bilinci oluşturmak gerekir. Çünkü ortak coğrafya ortak düşmanlıklar demektir. Toplum, bir araya gelince karşılıklı güven ortamını sağlayabilmek adına, bir süre sonra bu zorluklara karşı kültür, gelenek, görenek ve töre oluşturmaya başlar. İşte bu değerler, bir toplumun bu yüzden ortak noktasıdır. Zorluklara karşı beraber direndiğiniz ve bu bağlam da ortak kurallar ortaya koyduğunuz kişilere karşı maneviyat beslememeniz imkansızdır.
İşte bu yüzden maneviyatın kaynağı kültür sağlamlığıdır. Birlikten güç doğar çünkü birlik maneviyatın getirisidir. Kültürel anlam da toplumsal dayanışma gerçekleştiği anda, sorumluluk duygusu artmış olur. Çünkü sorumluluk manevi bir hazdır! Sorumluluk duygusu maneviyatı kuvvetli insanlar da bir ihtiyaçtır.

Gördüğümüz gibi iş bölümünü incelerken, ekonomik anlamda bir gereklilik olmasına rağmen bunları da sağlayabilmekte kültürün önemini gördük.

Demek ki, kurtuluşun reçetesi kültürel yozlaşmaya karşı verilecek savaş imiş. Bunu sağlamak, bugün zor gibi görünse de, aslın da hiçbir zaman kolay olmamıştır.

Çinliler’in bir sözü vardır; “ İki Türk bir araya gelse Devlet kurar. “ Bu, bizim ne kadar teşkilatçı olduğumuzun göstergesidir. Toplumu düzenlemek, teşkilatlanmaya bağlıdır. Biz Türkler bu konuda az önce ki sözden de anlaşılabileceği gibi oldukça yetenekliyizdir.

Bir Devlet teşkilatı, çeşitli kurumlardan oluşur. Bunun sebebi, pek çok farklı konu için ayrı teşkilatlanmalar oluşturulma ihtiyacı hissedilmesidir. Eğitimin önemi de, kültürün önemi de, töre sahibi olmanın önemi de en sonun da gelenek ve göreneklere bağlı olmanın önemi de burada ortaya çıkar. Nedeni ise Devleti oluşturan teşkilatların Devletin başında ki kişinin olması gerektiği gibi bu özelliklere sahip insanlardan oluşmasıdır.

Kurumların temel görevi ile bu saydığımız özelliklere sahip insanlar doğrudan bağlantılıdır. İşte bu nokta da, kültür için oluşturulması gereken bir kurula ve o kurulun önderlik edeceği alt yapısı gençlerden oluşan kurullara ihtiyaç duyarız. Nasıl, mimari alanda bile ayrı kurumlar oluşturulması gerekiyorsa bu alanda da oluşturulmalıdır.

Bu kuruma, en çok değer verilmesi gereken kurum gözü ile bakmalıyız. Kültürü, kurtuluş reçetesi olarak görüyoruz çünkü.

Peki bu kurum da ne gibi çalışmalar yapılmalıdır?

Dil alanın da, tarih alanın da, kültür ile devlet politikasında hareket ederken uyulacak töreler alanın da, toplumun dayanışmasının sağlanması için ayrıca bu töreye bağlı alt bir töre oluşturulması alanın da çalışmalar yapılmalıdır.

Bütün bu saydıklarımız kültürel alan da ilerlemeyi ve buna bağlı olarak “ mahrum “ olmanın getirdiği refah yoksunu ortamı yok edeceğinden, “ kurtuluş reçetesi “ olduğundan, şüphemiz yoktur.

Esenlikle.

Bir Cevap Yazın