Eşitlik mi Yoksa Adalet mi?

Kur’an birbirini tamamlayan eşlerden bahsederken zevc kelimesini kullanır. Arap dilinin dev dil ansiklopedisi olan Lisanu’l-Arab’ da “zevc kelimesine bakıldığında, bu kelimenin içerisinde kullanıldığı birkaç örnek cümlenin başında şu cümle gelmektedir.”Zevcâ na’lin: ayakkabının iki eşi…”(Aktaran:Mustafa İslamoğlu,2010:56)  buradan yola çıkarak kadın ve erkekten oluşan eşleri bir çift ayakkabı örneğinde tahlil edecek olursak; Kadın mı üstün, erkek mi üstün diye bir sorunun çok anlamsız olduğunu görürüz. Bunu büyük dilci İbn Manzur’un örneğine taşırsak: “Ayakkabının sağ teki mi solundan üstün, sol teki mi sağından?” (Aktaran: Mustafa İslamoğlu, 2010:56) diye sormaktan ne farkı var? İsterseniz deneyin. Sol ayakkabıyı sağ ayağa, ya da sağ ayakkabıyı sola giyin. Bu durumda hem ayağa hem de ayakkabıya zulmetmiş olursunuz. Bunların birbirlerine üstünlük iddiası, sadece anlamsız değil, aynı zamanda komik kaçar. Evet, yan yana koyduğumuzda eşittirler. Fakat bu eşler birbirine eşit olsa da birbirinin tıpkısı ve aynısı değillerdir. Eşler arasındaki eşitlik, farklılık zemini üzerinde boy veren bir eşitliktir. Farklıdırlar; birbirinin yerini tutmayan, fakat birbirini tamamlayan eşitlerdir.

Tıpkı ayakkabı örneğimizde olduğu gibi, erkek ve kadın da birbirinin yerini tutmayan, birbirini tamamlayan eş ve eşitlerdir. Bu yüzdendir ki; “Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar”(İsra 84). Kadını erkekleştirmeye çalışırsanız, tıpkı sağ ayakkabıyı sol ayağa giymek gibi hem kadına hem de erkeğe zulüm etmiş olursunuz. Erkeği kadınlaştırırsanız da öyle(İslamoğlu, 2010:56).

Eşitlik mi, yoksa adalet mi tercih edilir? “Girift bir makine da kendi yerinde çok büyük görevler yapan bir dişliyi, aynı makinedeki bir başka makinedeki bir başka dişliye benzemiyor diye yerinden alıp, onun gibi yapmaya çalışmak, hem her iki dişlinin görevini aksatmak hem de makineyi bozmak demektir. Çünkü bu her iki dişlinin de kendi yerinde çok önemli görevleri vardır. Hiçbiri diğerisiz olamaz. Ve bu onların birinin diğerinden mutlak üstünlüğünü de göstermez”(Beşer, 1987:12). İki şeyin birbirinden farklı olduğunu söylemek, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez ve bundan da kadının aşağılandığı sonucuna varılmaz.

Kainatta Allah (cc) her şeyi çift yaratmıştır. Bu çiftlerden her birinin diğerine, bütün yönleriyle eşit olduğunu söylemek mümkün değildir. “Her şeyi çift (erkek ve dişi) yarattık ki düşünüp ibret alasınız”(Zâriyât, 49). Zerrelerden bitkilere, hayvanlar ve insanlar arasındaki erkeklik-dişiliğe kadar her şey çifttir ve birbirine muhtaçtır. Pozitif negatife, elektron protona, gece gündüze, yaz kışa, yeryüzü gökyüzüne, erkek kadına, kadın erkeğe muhtaçtır.  Bu itibarla, eksik olan erkek ve kadın bir araya gelerek birbirlerini tamamlayacaktır. Dolayısıyla kadın ve erkek birbirinin eşiti değil, aksine birbirinin tamamlayıcısıdır.

Allah Resulü bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifade ederler: ‘İnnema’n-nisâ şekâikur’r-ricâl (Kadınlar erkeklerin yarısıdır) (Ebû Dâvut, Taharet, 94). Buna göre, insan olma yönüyle kadın ve erkek eşit yarımlardır. Ama hiçbir zaman biri diğerinin aynı değildir. Yani bunların fıtratları ruhî ve psikolojik yapıları tamamen farklıdır. . Bu birinin diğeri üzerindeki üstünlüğüne işaret etmez. Hiçbir zaman kadın fizik ve ruh bakımından erkeğe eşit olamayacağı gibi, erkek de ona eşit olamaz. Ne erkek kadının biyolojik olarak daha gelişmiş bir şekli, ne de kadın erkeğin az gelişmiş bir tipidir.

Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise, taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir. Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa, sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok, iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır. 

 Bu iki cinsin zafiyetleri de farklılık gösteriyor: Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı. Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli. Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta, yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibariyle ve güç ile kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor.

Tam da bu noktada birbirinden farklı olan, ancak birbirini tamamlayan eşler arasında eşit davranarak fıtrata zulmetmek mi yoksa adaletli davranarak fıtrata uygun dağılımlar yapmak mı doğrudur. Kadının hayatının zorluklarına tahammül edecek, ağır işleri görecek, makineleri ve yükleri indirip bindirecek gücü var mıdır? Bu işlerin kadına yaptırılması tabii ve doğal olana karşı çıkmaktan başka bir anlam taşımaz.

1 YORUM

Bir Cevap Yazın