Gökyüzü lacivert sevgili… Az önce toprak, milyonlarca su damlasını içine çekerek doydu ve bu doygunluğundan aldığı hazzı; mis gibi bir kokuyla püskürttü yeryüzüne…

   Nasibini alırken toprak yağmurdan, sana doymayı diledim ben de. Yüreğime bir rahmet gibi yağmanı… Dilime dolansın istedim bu sonsuz kere sonsuz şükür serzenişleri. Kıskandım! Belki de bir yağmur damlası kadar ferahlatamadım içini. Belki hiç anlamadım seni! Ne istediğini ve ne beklediğini… Susadım… Yağmuru gördükçe seni anımsadım. Mis gibi toprak kokusunu doldururken ciğerlerime, onu senin kokun gibi içime çektim. Seni duyarken de gülerdim, dost ağızlarda sana dair cümleler eskitirdim sen de duy diye. Huzuru an be an hissederdim yanında, hep yanında olabilmek; seni yağmurlara benzetmek…

   Bulutlar bazen griydi. Öfkelendiğinde matlaşan gözlerin gibi… Sırtını döndüğünde esen havan gibi, sen gibi, buz gibi… İşte bu, sende gördüğüm her renkten sadece biri. Yeşilin her tonu, mavinin huzuru ve kırmızının heyecan dolu yanlarını yaşamak misali.

   Bir renk olmak istedim sonraları. Kâh gözlerinde, kâh teninde… Güldüğünde umut mavin, güneşte parlayan buğday tenin… Huzuru yakalamak seninle, öznesiz cümlelerine gizli öznelik yapabilmek. Sevdiğin herhangi bir renkte farklı bir renk tonu olabilmek ve o rengi, benim kattığım tonla daha çok sevdiğini bilmek…

  Şimdi akşam çöküyor sevgili. Kızıla boyanıyor, mavi dediğimiz gökyüzü. Koyu maviyi, koyu “Sen” diye görüyorum. Özlem doluyor havaya, “sen” doluyorsun nefesime. Göz gözü görmezken daralıyor ruhum. Adını, pelesenk edersem dilime seninle aydınlanabiliyorum. Bakışlarımı, gökyüzünün tavanına kilitliyorum. Yine buram buram sen kokuyorsun ve sızım sızım sızlıyor içim…

                                                                                          “rüya”   18.02.12

                                                                                       — Bir Renk Klasiği–

 

3 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın