Her biri büyük tecrübeler sonucunda ortaya çıkan özlü sözlerimiz vardır. Bunlardan bir tanesi de ‘‘Komşuda Pişen Bize de Düşer.’’ Atalarımız ne güzel söylemişler. Yıllardır komşularımızda pişenin ne olduğunu bilmemize rağmen bize de düşeceğini ve zarar verebileceğini düşünmeden; zaman oldu ‘‘Bir verip üç alacağız’’ denildi, zaman oldu pişenin altına odun attık zaman oldu pişeni karıştırdık.

 

Basiretsiz, yanlı, etkisiz yönetimlerin ve muhalefetin sayesinde komşularımızda pişenler soframıza düştüğünde zararını millet olarak ödedik, ödeyeceğiz.

 

Sağduyu diye diye yöneticileriyle, muhalefetiyle mankurtlaşmış bir toplum haline dönüştük. Mankurtlaşmış toplumun ve bireylerin sağduyusu olur mu? Düşünebilme, akıl yürütebilme, sorgulayabilme, eğriyi doğruyu seçebilme yetisini kaybedenler ancak ve ancak efendilerinin emirlerini yerine getirmekle mükellef olurlar. Aykırı düşünenlerin ise ‘‘Aklından zorun mu var’’ denilerek etkisiz hale getirilmesiyle hala komşuda pişene kaşık salmaya devam ediyor durumdayız.

 

Geçmişte, Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirenlerin Amerika’ya sağ salim dönmeleri için iyi niyet dileklerinde bulunulurken, Güneydoğu sınırımızda terörist bir devletçiğin kurulmasını alkışlayıp, on binlerce kişinin ölümünden sorumlu bir terör örgütüyle masaya oturup, çözüm süreci diye diye önce otobüse sonra başımıza çıkarırken, çok sayıda polis ve askeri içeri alıp vatan sathını korumakla görevli Türk silahlı kuvvetleri etkisiz hale getirilmeye çalışırken terör örgütü mensuplarının denetim yapar, vergi toplar, askerden kimlik sorar duruma gelmesine ortam yaratılırken; Filistin’e Mısır’a ağıt yakıp Türkmenler IŞİD tarafından katledilirken hep sağduyu daveti aldık. Daha niceleri…

 

Suriye’de mezhep çatışması körüklenirken, sınırımızın delik deşik edilmesini sağlayıp kendi vatanlarını korumaktan aciz delikanlıları(!) içeri alıp Türkiye’nin birçok yerine dağılıp terör estirmesi karşısında koruyucu devlet rolüne soyunduğumuzu zannettirilmeye çalışıldık.

 

Kendi vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlayamazken komşu ülkeleri idare etmeye, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaya odaklanmış bir ülke konumundayız ve ısrarla buna devam diyoruz.

 

Halkı yönlendirenler, yönetenler, çözüm üretenler, çözüm üretecekler siyasilerdir. Ülkede bayrağımızın yakıldığı, Atatürk büstlerinin tahrip edildiği; çok sayıda okulun, binanın, aracın, marketin yakılıp yağmalandığı, onlarca kişinin öldüğü, polislerin şehit edildiği kısaca ülkenin yangın yerine döndürüldüğü olaylar karşısında cumhurbaşkanının siyasi bir lider gibi davranmasının yanında teröristleri otobüse çıkarırken sorumlu davranmış gibi siyasi partilere sorumlu davranmaları gereğini söylerken siyasilerin çarpıcı değerlendirmelerine bakınız:

 

Kanı çekmiş olmalı ki ana muhalefet yeni bir tezkere istiyor, başbakan terörist başının aklına ihtiyaç duyarken onun aklına ihtiyaçlarının olmadığını söylüyor. Elbette ‘‘Biz biliriz bizim işimizi, bizim işimiz kimseden sorulmamıştır.’’ yiğitlemesinden çooook uzaklarda. Diğer taraftan olayları 2015 seçimlerine yorumluyor. Bir diğer siyasi lider eli Türk bayraklı gençlere ajan muamelesi yapıyor. Terörün siyasi kanadı her zaman olduğu gibi elemanlarına sokağı gösterdiğini inkâr ediyor. İçişleri bakanı dünyanın bize gıpta ettiğini vurgularken baskın yiyen polis evinde korkudan intihar eden öğretmenin acısını ne kadar duyabiliyor acaba?

 

Ya AKP kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat’ın “Hükümet Rojava’daki oluşumun önünü kesebilmek için aşırı dinci gruplara tavizler vererek, silahlandırıp maddi destek sağladı. Tüm bunlar birikerek bu aşamaya geldi” değerlendirmesi ne kadar acı bir gerçek.

 

Birisi solun içinden çıkmış diğeri El Kaide’nin içinden çıkmış iki terör örgütü. Türkiye’de her ikisini de destekleyenler var iken birbirlerini yesinler demek yerine taraf olmak nasıl bir şey?

 

Esad’ı devirme hastalığına yakalanıp Suriyeli muhaliflerin eğitilmesi, aralarında çadırlarına terör örgütü paçavrası asan milyonlarca Suriyelinin Türkiye’de barındırılması ve bunun yanında PKK terör örgütü silahlı elemanlarının ‘sanki terk etmiş gibi’ tekrar Türkiye’ye döndürülmesi Türkiye’nin daha uzun yıllar başının ağrıyacağının işareti değil midir?

 

Nereye baksan insanın tüküreceği geliyor, ah güzel memleketim ah!

 

Osman Öcal

 

1 YORUM

Bir Cevap Yazın