Türkiye’de okuyarak bir yerlere gelmek gerçekten zor iş, hem de çok çok  zor! Çünkü ilkokulda başlayan ve at yarışı müsabakası şeklinde geçen  yılların sonunda tam bitiş çizgisine vardım derken bir bakıyorsun çizgi  çoktan ileriye kaymış.

Bizim şansımız mı şanssızlığımız mı bilmiyorum, cennet gibi bir vatanda  gözlerimizi açıyoruz ama yaşımız yediye vardı mı potansiyel bir at  olduğumuzu fark ediyoruz; safkan Türk atı. Ya ailemiz ya yakın çevremiz ya  da öğretmenler bizdeki bu potansiyeli fark eder etmez başlıyorlar bizi  koşturmaya. Ondan sonra durabilirsen dur artık. Herkesin parkuru farklı  ama o parkurda seninle yarışan bir sürü kişi oluyor. Uğraşıyorsun,  çabalıyorsun, geceni gündüzüne katıp gayret ediyorsun ve tam bitiş  çizgisine vardım diyerek kendini bırakacakken bakıyorsun gördüğün çizgi  bitiş çizgisi değil.

İlkokul bittikten sonra sınava girmeden geçen yıl olmuyor. Tamam, Dünya  hayatı zaten bir imtihan ama kendisi bir imtihan olan şu hayatta her sene en az bir defa imtihana girmek çok berbat bir şey bence. Hele hele üniversite sınavı gibi hayati bir sınavı geçip dört sene üniversite sıralarında dirsek çürüttükten sonra aldığın diplomanın bir işe yaramaması ve öğrendiğin mesleği yapabilmek için tekrar sınava girip birkaç yüz bin “safkan”ı daha geçmeye uğraşmak daha da berbat.

Özel sektördeki “batma” riskinin devlette olma ihtimali çok düşük olduğu için doğal olarak bir sürü kişi KPSS’ye yükleniyor. Bu nedenle de KPSS, her sene daha da zorlaştırılan ve “safkan”ların psikolojisini çökerten bir sınav haline gelmiş durumda. Bir deli bir kuyuya taş atıyor binlerce akıllı o taşı çıkartmak için saatlerce ter döküyor. Sonucunda yüzde yüz atanma garantisi olsa hadi gene insan bir yere kadar katlanır ama garantisi de yok ki!

Hadi hepsini geçip atandın ve güzel bir yere düştün diyelim, bu defa da eğitim sistemi başına bela oluyor. Bilmeyenler için söyleyeyim: 2005 yılında ani bir kararla eğitim sistemi ve müfredat değiştirildi. Gerekçe; eski sistemin yeniçağın gereksinimlerine cevap verememesi. Ama eski sisteme göre yetişen bir öğretmenin yeni sistemi uygulamasının neredeyse imkansız olduğunu kimse görmüyor. Ayrıca bunu görüp öğretmenleri buna göre yetiştiren bir üniversite de yok gibi.

Hizmet içi eğitimle bu eksik kapatılmaya çalışıyor ama birçok öğretmen bu eğitimlere sırf maaşta artış olsun diye katılıyor. Getirilen sistem de ayrı komedi ama ona değinmeyeceğim. Varsın onu getirenler iyi iş yaptık diye biraz daha sevinsin. Yakında bilgisayar manyağı zombiler sokaklara çıkınca herkes anlayacak ne kadar “yapılandırmacı” eğitildiklerini.

Bunların yanında, bir de vaktiyle ihtiyacı karşılamak adına hükümetin bulduğu süper (!!!) formül sayesinde bir anda öğretmen olan ziraat fakültesi, orman fakültesi ya da veteriner fakültesi mezunu öğretmenler de var. Bunlar öğretmenliği o derece benimsemişler ki, emeklilik yaşları geldiği halde “evde oturup da niye emekli maaşına talim edeyim, daha çocuklar okuyup yuva kuracak. Salla başı al maaşı” diyerek emekli de olmuyorlar. İmkânım olsa, bunlar için “zorunlu emeklilik yasası” çıkartırım,  hala emekli olmayanlara da üçte bir maaş veririm. Ondan sonra “bak dumana dumana.” Başka türlü Türkiye’nin önü açılmaz, hep yerinde sayar.

Bu kadar sorunu bir arada görünce düşünmeden edemiyorum, “Ecdadımız yüzlerce yıl evlatlarını nasıl eğitti acaba?”  Yeni Türk devleti kurulalı 90 yıl bile olmadığı halde denenmeyen sistem kalmadı ama hala istenilen sistem bulunamadı. Denenenler de uyarlama sistemler olduğu için tutması imkânsızdı zaten. Çünkü cüce’nin kıyafeti dev’e denk gelmez ki!

Bunca düşünce karmaşası içinde hazırlandım KPSS’ye. Düşüncelerimin beynimi bulandırması yetmiyormuş gibi bir de, falanın köpeğinin, filanın faresinin, bilmem kimin maymunun yaptıklarını ezberlemeye uğraştım. Öyle ki, K.P.S.S. kısaltması bana “Kamu Personeli Seçme Sınavı”nı ifade etmiyor artık. Farklı birçok anlam yüklesem de en mantıklısı “Kişinin Psikolojisini Saptırma Sınavı” oldu. Başkalarını bilmem ama benim psikolojimi yeterince saptırdığını düşünüyorum. Allah benim gibi olan herkese yardım etsin. Amin!

PAYLAS
Önceki İçerikYazılarınız Sesleniyor…
Sonraki İçerikRamazan Ayında Neler Yapabiliriz?
1986 yılında hayata gözlerini açan yazar 2008 yılında Pamukkale Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdi. 2011 yılı Şubat ayında sözleşmeli öğretmen olarak göreve başlayan yazar şu anda kadroya geçmenin sevincini yaşamaktadır :) Eğitim, Teknoloji, İnternet, Bilgisayar, Sinema ve Genel Kültür alanlarında yazı yazmayı seven yazar bekar olup 0 çocuğu vardır:)

Bir Cevap Yazın