Görünüş toplumuyuz, yüzeysel sevgilerimizin derine inemeyecek kadar aciz zamanlarında işte! Saçma inanışlarımızın ya da hiç olmayacak bencil özgürlüklerimizde “kendi hayatımı yaşıyorumlardayız” işte en büyük ortak noktamız bu, yalnızlık ve kaybedişler… Aslında tanımadığımız ve belki de hiç tanıyamayacağımız kendi benliklerimizden başkası hiç değil ki! Ne istediğini bilmek ya da bilmemek meselesi değil bu, keşif meselesi, bir adayı, ülkeyi, ya da evreni… Siz hiç dünyayı keşfedipde heryerini beğenen birini gördünüz mü? Yapmayın, insanız biz ötesi-berisi olmayan hisleriyle yaşayan varlıklarız. Yani çok ciddiye alsak birbirimizi sevebileceğimiz o kadar çok yönümüz var ki ama gel gör ki ciddiyetimizde bile hiç samimi değiliz, hep bir bencillik ya da maddiyat, saçma özgürlük hayali, hani nerede maneviyat?

Ben herşeye karşı çıkan bir adam değildim aslında. Ne zamanki küçük bir çocuğun ayakkabımı boyadığını görünceye kadar! Acımak duygusu gibi görünsede gerçek olan kolaycılığa kaçıp kendine yediremediğim duygularla başbaşa kalıncaya kadar. Oysa çok bayat bir yaşantım vardı. Mesela en basitinden hiçkimseye “yok” demezdim, şimdilerde harbiden yokta, o zamanlarda da yoktu ama var eden bir adam vardı içimde. Hani içi-dışından çok daha öte olan bir adamdı! Kendi keşfimi tamamlayama yakındım üstelik, dediğim gibi her keşifte beğenilmeyen yerlerde olabiliyor, şimdilerde olduğu gibi… Belkide hiçkimseyi beğenmeme lüksüm bundandır, ya da huyum kurusun bu şehrin havasındanda olabilir suyundanda…

İnsan sığınacak bir liman bulamadı mı, kendisini denizlerde kaybolan gemi gibi hissediyor ya da karanlıklarda ortaya çıkan yarasa gibi… Zor elbette düşününce ne kadar katlanılmaz olduğunu bilmek ama oysa tembellik etmeyip kalbimize yatırım yapsaydık, çaba sarfetseydik tanımak için birbirimizi, değer verseydik şimdi olduğu gibi körebe misali rastgele dolaşıp çarpışmasaydık ve hani hurefelerden beter olamayan bu karşılaşmalara tesadüf demeseydik olmaz mıydı ki?

Bir sigara daha söndürdüm zaman küllüğüme
biliyorum bu aldığım nefes öldürecek beni
ve hani dans etmek bu kadar zor olmasaydı
inan hiç öpme gereği duymazdım ellerinden…

Emre Onbey (sizden biri/belki sen)

IMG_1263 (400 x 600) - Kopya - Kopya

PAYLAS
Önceki İçerikMACKLEMORE & RYAN LEWIS – THRIFT SHOP FEAT. WANZ (OFFICIAL VIDEO) – YouTube
Sonraki İçerikSORUNLAR ŞİDDETLE ÇÖZÜLMEZ
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın