kaybolan harfler

“uzun süre ara verince yazmaya harflere mazeretimi bildirmek için yine harfleri kullanıyorum ve ben kendimi böyle anlarda hiç anlamıyorum. Sanki bilmediğim bir hayatın gölgesine oturmuş, kaybolan yıllarıma masallar anlatıyorum… “

Nereden başlamam gerektiğini bilmediğim bir yazının bilinmeyen gidişatındayım ve alfabeden bir harf rica ediyorum. O kadar hassasım yani yazarken ve içimden derin bir nefes alıp, kalemin kâğıtta oluşturduğu hışırtılı seste yankı oluşturacak bir konu aramaktayım… Bir bulmacanın en kilit yerinde annem aklıma geliyor ve ben babamı özlüyorum.

kaybolan harfler

Eksik hayallerle örtülü gecede yorganı üzerime çekmiş, yorgun, ümitsiz bir haldeyim. Kendime dair endişelerim çoktan yerini korkuya bıraktı. Aldığım nefesin bile şükrünü yapamıyorum. Yazmak için o kadar acizim aslında ve ne görsem gecenin karanlığında ona tutunuyorum. Her gördüğüme esinlenmek adına yüzlerce ödülle kandırıyorum kendimi ve ben hala adam gibi bir yazının girişini yapamadım. Ne zaman ara versem yazmaya hep içimde bir şey uzaklaşıyor benden ve sanki ismini unuttuğum ne kadar yalan varsa tekrar çıkıyor karşıma. Bilmediğim bir hayatın gölgesine oturmuş, kaybolan yıllarıma masallar anlatıyorum.

Ne yapsam tuhaf oluyorum bu yazıyı yazarken. Hani ismi bilinmeyen bir yazarın yazısını bulsam hazıra konabilirim. Sonunu nasıl getirebilirim derken, en orta yerinde saçmalamamak için zor tutuyorum kendimi. Bir yazarın acı itirafı gibi bir şey bu ve ben bilmem daha ne kadar sıkıcı olabilirim. Daha şimdiden yazılarımı ısrarla takip eden güzel insanlardan özür dilerim. Umarım büyük bir zaman kaybı olmamışımdır sizler için… Ya da bir daha okumayın beni diyeceğim ama sakın ha, öyle bir şey benim intiharım olur.

Şimdilik birazcık radyonun sesini açmış durumdayım. Hiç tanımadığım birinin sesini duymak güzel, hani tanıdığım insanların sesini duysam daha da güzel olurdu ama neyse artık. Aslında yalnızlığıma yaslanmış bir şekilde çocukluğuma dönüp köyümün toprak yollarında kendimi bir anının en güzel yerinde bulabilirdim ama… Nedense olmadı. Her yazıda bir konu olmak zorunda olmadığının bir ispatı olsun bu yazımda. Ve bazı insanların kendilerini ispatlamak zorunda kalmalarının anlamsızlığını da anlatsın birazda.

Yazarken fark ettim aslında yazmak için ilhama hiç gerek yok. Bir edebiyatçının işi yazmaksa en zor durumlarda bile kalemi eline alabilmeli. Bakarsak şöyle dünya denen gezegene çok yazılması gereken konu var. Ve kulağıma düşen bir türküyü sizler paylaşmak istiyorum:”Çarşamba’yı Sel Aldı, Bir Yar Sevdim El Aldı (Aman aman)
Keşke Sevmez Olaydım, Elim Koynumda Kaldı (Aman aman)…” neymiş gizli sevda çekmesi ateşten gömlek imiş…

“Nasıl biter, acaba bitirebilecek miyim” derken, bitti artık bu yazıda ve unuttuğum yıllarım gibi avucumdan kaydı gitti… Bitmesine çok sevindim ama yine bir hüzün çöktü üzerime ve bunu yazmayı seven herkes çok iyi bilir, terk etmesi çok zordur harfleri. İçimde öyle bir sadakat var ki yeniden yazmayı bile düşünüyorum. Ve ne zaman zorlansam yazı yazmakta, hiç gözyaşı dökmedi harfler bana ve sağ olsunlar hepsi koşarak geldiler kâğıtlarıma… Bu yazıda benden hediyem olsun kaybolan harflerime…

EMRE ONBEY (sizden biri/belki sen)

PAYLAS
Önceki İçerikİnsan Bedenindeki Ahenk
Sonraki İçerikSözcükler boşa yankılanırsa çevremde…
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın