Kadın modasının yeni yüzü – modafo.com

Yakın zaman da yayın hayatına başlayan modafo.com kadınların günlük hayatında daha farkedilir olmasını ve hayatlarına küçük dokunuşlarla renk katmasını sağlamak için başlamış bir proje. Moda küçük ayrıntılarda gizlidir, ve bu ayrıntıları modafo.com ile yakından takip edebilirsiniz. Okumaya devam et Kadın modasının yeni yüzü – modafo.com

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

______vasati 40 çöp

  • En tatlı acı____________ gitmeleriydi, Kangren olmuş bir_-_ bir kar yağardı. Soğuktu üşürdüm…. Şarapnel parçaları batardı Süzülürken aynı yağış yüzümde … Hakka çok Şükrettim En tatlı acı ____________gitmeleriydi. Pek tekin değil dünya,  ısmarlamaydı çoğu şey Bazı doktorların reçetelerine bile güven olmuyor Yersiz bir dünya için, yersiz bir yalan için Ne çok doğrular biriktirirdik,,,, En tatlı acı _____________gitmeleriydi. Eski kibrit kutuları vardı VASATİ 40 ÇÖP yazardı. Vasati _-_ortalama demekmiş ! Hep merak ederdim anlamını Huyum kurusun elime geçen herşeyi okuma gibi Kötü bir yanım daha var. İşte geçen bir gün daha ___vicdani muhasebeye çek Gözün kapakları birleşime geçmeden önce Kaç doğru bir yanlışı götürür izle Bu arda ___________________ En tatlı acı ______________gitmeleriydi…
  • sevda

Neylersin !!!!

gönderilmemiş mektuplar var ellerimde
her hecesi hüzün her satırı gamlı
kayda alınmamış hiç bir figan
hep ahhh olmuş mürekepten akan
duyulmuyor dilsiz harfler koca bir isyan..
vesvesedir kol gezer şimdi sol yanımda
yerde su vermez ,,,,,gökte artık bana
zikir girer de tutulmuş şu mahsun sağıma
… neylersin cellad kara zindan kara
::::::::::::::::::::::::::::………………..
gönderilmemiş mektuplar var ellerimde
bir çığlıkla başlayıp hep bir satırı ara
sonrası hayale sawrulmuş aynı top yekun dua
olmasa da olur canı sağolsun okumasa da
zaten hiçlik olan adresi yok bu sahrada
başka bu name başka anlaşılmaz bu dava
çöl bulmalı vurmak için ikindin de ayakları
yanmalı küle dönüp mecnun meftun olmalı
neylersin ateş ateş değil ki yangın çıkmalı kavurmalı
::::::::::::::::::::::::::::………………………….
olmasa da olur mucizevi ay/ın
bir iksiri keşfedilmedi bendeki gamın
anlayamazsın,, yüzeysel bir canda tenin
iddam yok en çirkin yine yine benim
bir efsun bir büyü benim şuurum kapalı
gel gör can cıktı bedenden bir s/en çıkmadı
alıpta şu deli başı birde ayağına değen o taşı
kabre sokup hülyana dalıp uyanmadan uyumalı
neylersin hal benim ahval benim de can emanet
:::::::::::::::::::::::::::::::……………………………
gönderilmemiş mektuplar var ellerimde
bir zarfa konulmamış pulu hi/ç olmamış
üşür ıslanır boğulur tufana tutulur son satırlar
çaresizlik bende çarem bile değilken sen / de
mesnetsiz bu bedende ,,görürüm duyarım
kan damlar göz pınarım,, sararlar seni
sewerler seni yazarlar sana,,,,
alırsın okursun haberi taze bir müjde
güllü karanfilli miskli anberli nice taze
benim şah damarımdasın gönlüm hikaye
neylersin gözün kapalı dilin mühür adresin yok
neylersin gayende bile benim mektupların nazarı sözü yok
neylersin benim de mektup tutan ellerim yok
neylersin kestim neylersin çolak artık sözlerim..
neylersin..
sevda..

Kadınlar vs. Erkekler

Şu sözleri herkesten duymuşsunuzdur ” yaa bu kız beni öldürecek.Bir türlü ne derdi var anlamıyorum , neden bana trip atıyor bilmiyorum..” Evet çoğu zaman bende anlamıyorum ancak şu da var ki biz erkekler genel olarak bayanlardan çok ama çok daha yalın varlıklarız.Onlar kadar derin düşüncelerimiz yok. Bayanların erkekleri belli aralıklarla test etme yöntemleri vardır. Örneğin , yazı gelirse ben senin tura gelirse sen benimsin gibi bir mesaj gelirse sakın ola yazı yada tura demeyin. Bittiniz andır. Çünkü bu aldatmacalı bir sorudur.Sizin vereceğiniz en akıllıca cevap  ” ben daima seninim ” olmalı ki bu sınavı da başarı ile geçin.

Buna benzer daha birçok örnek verebilirim ama asıl mevzu bahis bayanların daha küçük ayrıntılar ile ilgilenmesidir.Bizler alışveriş yaparken özellikle de kıyafet alırken mümkün olduğunca ilgi çekmeyen , tek renk  ve daha sade olan şeyleri tercih ederken , bayanlar tam aksi yönde çok daha alengirli ,renkli mümkünse aksesuarı bol kıyafetler tercih eder.Ve bende her erkek gibi ne zaman alışverişe çıksam ‘bu modacılar sadece bayanlara mı çalışıyor kardeşim ‘ demeden duramıyorum…

Şimdi de sıra bizde… Bizlerde de çoğu zaman bir şikayet durumu vardır. Her zaman ” bayanlar çok şikayetçidir ” derler ama benim etrafında şikayet edenlerin %90 çok acıdır ki ERKEK. Çünkü bayanların büyük bir çoğunluğunda az ile yetinme elindekini en iyi şekilde kullanma vardır. Ben telefonumu değiştirmek isterken kız arkadaşım ” bu benim işimi görüyor , bozulunca alırız yenisi ” demektedir.Ya da en basit örnek annelerimizin mutfak parasından arta kalanları biriktirip neler aldığını bir düşünün… Benim annem o paralarla bulaşık makinesi almıştı. Unutmayın ki her kadın birer anne ve neredeyse her anne birer borsacıdır.

Sıkıştırılmış An……

sonrazq4[1].jpg
sonrazq4[1
Hiç bir izin yok, ne arsız alaycı gülüşün
Nede bana sövüşün,
İyi şeyler olmadı olamadı aramızda…
Geç kalınmışlıkların öfkesi ağ attı
Sardı, sarmaladı, iyi güzel ne varsa hırpaladı.
Secdeye kapanır gibi her gün bir kere,
Bakıyorum resmine uzuncaa…
Kimi zaman mavi gözlü kızlar,
Kimi zamanda sarışın yağmurlar oluyor.
Ben diyorum, hiç hiçmiyim senin hiçliğinde ?
… Ne mavi gözlüyüm, nede sarışın
Benlik, koca bir hiçlik sende anlıyorumm..
Sıkıştırılmış bir an’dım bir yalandım,
Serinlemek için uzandığın alalade bir gölgeli ağaçtım.
Daralıyor göğüs kafesim, sıkışıyor iştee zaman zaman,
Duymazsın yaa!! Adını boş odalara kaç kere ağıtlarla haykırdım.
Şimdi çırpınan yüreğimi sormazsan epeyce iyiyim.
Pulu yapıştırılmamış zarfa konmamış adresi hiçlik olmuş
Bir kaç gece itafından öte değilim.
svd

Muhammed’in Hatice’si

Kutlu doğum haftası nedeniyle Peygamberimiz ile ilgili bir yazı yazdıktan sonra ilk eşi Hz. Hatice hakkında yazmak istedim. O, üzerine pek de fazla konuşulmayan kutlu kadın. Hayatı boyunca eşinin yanında hep özne ancak daha fazla “gizli” özne olarak yaşamış. O hep ilklerin kadını ancak annelerimiz konu olduğunda -her nedense- adı ilk akla gelmeyen kutlu annemiz. O son hak dinin ilk mümini, Hz. Muhammed (sav)’in ilk ve en sevdiği eşi, servetini Allah, Peygamber ve İslam yolunda harcayan ilk insan, ilk kadın.

“Müminlerin annesi” olmadan önce Tahire ve Tacire olarak bilinen Mekke’li bir kadın O. Kirlenmiş cahiliye toplumunda tertemiz kalmış; Tahire. Bedevi çölünün güzel kokular saçan çiçeği. Kadının ezildiği o dönemde kervanlarıyla ticaret yapan cesur, dik duran ve güvenilir iş kadını; Tacire.

Hatice(ra) iyiliği ve yardımseverliği, kötülüğe tahammülünün olmayışı, muhtaçları koruması, hayırlar yapması, adaletli oluşu ve zulmü kabullenmemesiyle tanınır.

Asaleti, nezaketi ve zenginliğinin yanı sıra cömert, yaşadığı ataerkil toplumdaki kadınlardan çok farklı, imanı ve kişiliğiyle zirvedeki kutlu kadın. Bilgili, kültürlü ve donanımlı. İki evlilik yapmıştır Hatice(ra); ilk eşi ölmüş, ikincisinden ise boşanmıştır. Kadının değersiz/gereksiz bir eşya yerine konulduğu ve neredeyse hiçbir hakka sahip olmadığı bir zamanda, baskı göreceğini bildiği halde boşanmıştır. Bu, O’nun, yanlış karşısındaki kararlı duruşudur.

Aynı zamanda etrafındaki olaylara duyarlı, araştırmacı bir kişiliğe sahip olan Hatice(ra), Muhammed(sav)’in özelliklerini öğrenir, O’nu izler, dürüstlüğüne ve güvenilirliğine hayran olur. Bir rivayete göre başka birine vereceği ücretin kat kat fazlasını vereceğini iletmesi ve kervanlarının başına geçmesini teklif etmesiyle Peygamberimiz(sav) ile iş ilişkileri başlar.

Emin Belde’nin emin kadınının Muhammed-ul Emîn ile evlilik isteğine ise şaşırmamalı. Yaşadığı toplumu sorgulayan, insanların davranışlarını izleyen bir kadın olması, Muhammed (sav)’in çevresindeki diğer erkeklerden farklı olduğunu görmesini sağlar. Kendisiyle evlenmek isteyen Mekke zenginlerini elinin tersiyle iter, kınayıcıların kınamasından korkmaz ve Muhammed(sav)’e talip olur.

Hz. Hatice(ra)’nın, evlendiğinde 40 yaşında olduğu iddia edilse de 27-28 yaşlarında olduğu rivayeti gerçeğe daha yakındır. Çünkü 40 yaşındaki bir kadının o çok sıcak iklimde ve o günün koşullarında 6 çocuk doğurması zordur. Evlendiklerinde Peygamberimiz(sav) de 25 yaşındadır.

İlk Vahiy ve Hatice

Evliliklerinin 15. yılıdır. Peygamberimiz (sav) içinde oluşan yalnızlık isteği ile, sık sık Mekke yakınlarında Nur dağındaki Hira mağarasına gider, tek başına orada kalır, tefekkür eder. Hatice(ra) orada da eşine destek olur, ilgisini eksik etmez. Gençlerin bile zorlukla tırmanabildiği mağaraya, yaşına, sıcağa, baskı ve sıkıntılara rağmen tırmanır, sevgili eşine yemek ve su taşır. Kuşkusuz bu, çok derin sevgi, saygı ve bağlılığın delilidir.

Bir Ramazan ayında, Yüce Allah, Muhammed(sav)’i peygamberlikle şereflendirir. Cebrail (as), Allah’ın dilemesiyle, Hz. Muhammed(sav)’e görünür ve ona Kur’an’ın “Oku!” ile başlayan ilk âyetlerini bildirir.

Yaşadıklarının verdiği şaşkınlığı ve korkuyu paylaştığı Hatice’si, en fazla ihtiyacı olduğu anda O’na sıcaklığını hissettirerek,: “Endişelenme! Allah seni kötülükle yüz yüze getirmez” der. “O seni daima hayırla karşılaştıracaktır. Çünkü sen her zaman akrabana yardım ediyor, ailene bakıyor, geçimini şeref ve namusunla kazanıyor, insanların doğruluktan ayrılmamalarını sağlamaya çalışıyorsun. Yetimlere sığınak olan sensin. Sözünde sadık, emanete hıyanet etmeyen bir insansın. Hiçbir dayanağı olmayanlar sana koşmakta, muhtaçlara yardım elini sen uzatmaktasın. Herkes senden nezaket ve yardım görmekte.” (Buharî, bedü’l-vahy) sözleriyle O’nu sakinleştirir. Böylece, eşinin titreyen bedenini örtüp sardığı gibi, kalbini de yatıştırır.

Muhammed’inin önünde diz çökerek Kelime-i Şehadet getiren Hz. Hatice(ra), Peygamberin ümmetinin ilk ferdidir şimdi. Bir süre sonra ise Cebrail’den abdest almayı ve namaz kılmayı öğrenen Resûlûllah(sav), evde Hatice’siyle birlikte namaz kılar. Bu iki nefer, ikibin kişilik bir iman ordusudur adeta.

Hatice(ra), Muhammed(sav) ile birlikte aynı zamanda çileye de talip olur. Dönemin zorlu koşulları, dedikodular, çekilen acılar -bileği taşına sürtünür gibi- zaten kişiliği keskin annemizi daha da keskinleştirir. Mekke müşriklerinin zulmüne Resulullah(sav) ile birlikte karşı durur, O’nun yanında İslam’ı tebliğ eder. Müşriklerin Müslümanlara boykot uyguladığı üç yıllık süre içinde kuşatmaya Muhammed’i ile birlikte göğüs gerer.

Yalnızca evinde huzur kaynağı değildir Hatice(ra). O, müşriklerin döktüğü dikenlere adeta kendi vücudunu siper eder, yapılan eziyetler karşısında koruyucu kanatlarıyla eşine kalkan olur.

Hatice(ra) ilmi merak, kâinatı okuma ve hayatı anlamlandırma azmi içindedir; O, her dönem nesne değil öznedir. Resulullah(sav)’e ilk buyruklar olan “Oku” ve “Uyar”ı muhatap alan ve uygulayan ilk kadın öğretmendir aynı zamanda. Bugün yalnızca toplumun sisteminin koyduğu “evlen”, “doğur”, “büyüt”, “pişir”, “yıka”, “temizle” gibi emirlerin muhatabı olan ve arta kalan zamanlarını “harcayan”, arkadaşlarıyla boş sohbetler yapan, geceler boyu dizi film izleyen ve saatlerce üzerine konuşan kimi Müslüman kadınlar için de örnek olmalıdır Hatice(ra)… O, İslam’a hizmet için yaşın, işin ve uğraşların mazeret olmayacağı mesajını verir, Muhammed’i gibi Allah için yaşayarak, O’nun “mümin müminin aynasıdır” hadisinin ne kadar doğru olduğunu kanıtlar.

Unutulmayan Eş

Peygamberimiz (sav), eşleri arasında en çok, sonraları Hz. Aişe(ra)’nın kıskançlığı karşısında, “Cenab-ı Hakk benim kalbime onun muhabbetini vermiştir!” cevabını verdiği Hz. Hatice(ra)’yı sever.  Allah Resulü 25 yıl yalnızca Hz. Hatice(ra) ile mutlu bir hayat yaşar, çok yaygın bir adet olduğu halde onun üzerine ikinci bir kadınla evlenmez. Sevgili eşinin ölümünden sonra da onu hiçbir zaman unutmaz. En ufak bir hatıra, onu sevgi ve rahmetle anmasına vesile olur.

Hz. Hatice(ra), insanlara yakın, soğuk durmayan, ötekileştirmeyen, ayırım yapmayan, köle vasıflı insanları kendi özel misafirleri gibi ağırlayan annemiz. Peygamberimiz (sav)’in ilk vahiy halinde duygusal davranmayıp, onun halini çözmeye çalışan kutlu kadın. Onun vahiy anındaki heyecanına ortak olur, aynı zamanda onu rahatlatacak sözler söyler. Resûlullah’ın yükünü hafifletir, hoşlanmayıp karşı çıkılacak bir şey dilinden dökülmez.

Resûlûllah (sav)’i her görüşünde ilk kez görüyormuş gibi heyecanlanır, “Can Güneşim” gibi güzel sözlerle karşılar. Onun hissettiklerini hisseder, onu tutkuyla sever, şefkatle korur ve onunla aynı mekânı ve yalnızca onu yaşar. Kuşkusuz onun güzellikleri, Peygamber Efendimiz (sav)’de de aynı incelik, fedakârlık ve vefa ile karşılık bulur.

Bir gün kıskançlıkla, “ölen bir kadını böylesine hatırlamanın ne mânâsı var, Allah sana daha hayırlı zevceler verdi” diyen Hz. Aişe(ra)’ya, Resûlullah(sav) şöyle cevap verir: “Hayır, gerçek senin dediğin gibi değildir; kimse bana inanmadığı zaman bana inanan o idi, herkes Allah’a ortak koşarken o Müslümanlığı kabul etmişti, benim hiçbir yardımcım yok iken o bana yardım ediyordu!”

Hatice(ra), Resûlullah(sav)’in ayetin gelişi anındaki heyecanına ortak olur, tekbir getirdiğinde O’nunla tekbir getirir, sevindiğinde O’nunla sevinir, üzüldüğünde O’nunla üzülür. Ancak bir farkla ki Hatice(ra) içi coşkun bir nehir gibi akarken, huzur veren bir dinginlikle, adeta emerek O’nun üzüntüsünü gidermeye çalışır. Hatice’nin bu özelliğini şu sözlerle dile getirir Peygamberimiz(sav):

“Onun gönlünde hiç kimsede olmayan bir özellik vardı. İnsanın gönlündeki hüznü bir vakum gibi çeker alırdı” der ve Hatice’sinin,“kendi âleminin hanımlarının efendisi” olduğunu söyler.

“Kureyş’li hiçbir kadın benim tattığım nimetleri tatmadı. Belki şu dünyada hiçbir kadın benim elde ettiğim şerefe ermedi; dünyada Muhammed Mustafa (asm)’ın zevcesi olmam şeref olarak yetip arttığı gibi ahirette de mü’minlerin annesi olmam en büyük nimettir benim için” der kutlu annemiz.

Hatice(ra); “ben inanırım, kimseler inanmasa da ben inanırım”diyen imanlı annemiz.

Azimli, sabırlı, teslimiyetli, güçlü annemiz…

Her işinde Allah rızasını gözeten annemiz…

Malının mülkünün emanet olduğunun bilincinde, “ben seni tanımadan önce belki bunca malın bir anlamı vardı, ama seni ve İslam’ı tanıdıktan sonra dünya sadece hizmet için vardır, şimdi bu parayı ve anahtarları al ve İslam davası için harca” diyerek servetle imtihanını başarıyla veren annemiz…

Daha Kur’an’ı tanımadan kulluk şuuru ve kararlılığı ile Kur’an ahlakını yaşayan kadın…

Güzel bir ahlâk üzere olan Allah’ın Sevgilisinin, güzel bir ahlâk üzere olan sevgilisi…

Hatice(ra); Muhammed’in Hatice’si…

Fuat Türker

Kadını Koruyan Kur’an’dır

Günümüzde adaletin gerçek anlamda yaşanmadığı toplumlarda kadın erkek eşitsizliği oldukça belirgin. Birçok ülkede kadın ikinci sınıf vatandaş gibi görülür. Kadın güçsüz ve korunmaya ihtiyacı olan bir varlık olarak kabul edilir ancak korunmak yerine ezilir, dışlanır.

Toplumdaki yaygın görüşle kadın fikir üretemeyen, kendine güveni olmayan, doğru karar veremeyen, kişiliği gelişmemiş insandır. Kadına biçilen bu imaj yüzünden yaptığı her hata cinsiyetine bağlanır.

Geri kalmış ülkelerde ise durum oldukça vahimdir. Birçoğunda kadın, ikinci sınıf olmak bir yana vatandaş bile değildir. Eğitim, seçme-seçilme gibi haklardan yoksundur. Günlük hayatta da onun adına kararlar alan bir erkek vardır. Kendi kararını almak şöyle dursun, fikrini bile açıklayamaz.

Bağnaz zihniyet, baskının kadını mutlu edeceğini düşünür. Kadına güvenleri olmayan bu yapıdaki kişiler kadının yerinin yalnızca evi olması gerektiğine inanırlar. Onların gözünde kadın potansiyel tehlikedir. Dışarıya çıkmasına izin vermez, kapıları pencereleri kapalı tutarlar. Özellikle cadde ya da sokağa bakan pencerelerin perdeleri hiç açılmamalıdır.

Sevgiden doğan kıskançlık ya da koruma olarak açıklasalar da bu aslında sevgisizliktir. Gerçekten seven insan, karısının rahatını ve huzurunu sağlamaya çalışır. Bağnaz erkek, kadınları güvenilmez görür. Her şeyi kendi lehine düşünür. Oysa Kur’an’ın tam aksine hep kadını savunan bir üslubu vardır. Allah hep kadının korunması yönünde hüküm koyar. Bütün ağırlık erkeğin üzerindedir. Ancak bağnazlığın sistemi erkeği korumaya, kadını da koruma adı altında ezmeye yöneliktir.

Çözüm Nedir?

Kadın haklarını korumak adına dernekler, sivil toplum kuruluşları yıllardır faaliyet içinde. Konferanslar, paneller, televizyon programlarında hep bu konu tartışılıyor ancak bu arayışlardan yıllardır hiçbir sonuç çıkmıyor. Çünkü çözüm yanlış fikir, görüş ve kavramlarda aranıyor. Çözüm, toplumda yaşanan diğer tüm sorunların çözümünde olduğu gibi Kur’an ahlakının yaşanmasındadır.

Kuran ahlakı gerçek anlamda yaşandığında bireyler arasındaki ayrım ortadan kalkar. Kadın, erkek, zengin, yoksul olmanın ya da yaşın bir önemi olmaz. Makam, mevki, mal-mülk, hayat şekli değil insanın yaptığı iyi ve güzel işlerdir önemli olan. Kur’an’a göre insanı üstün yapan Allah’a yakınlığıdır. Allah’ın beğendiği ahlakı yaşamasıdır, takvasıdır.

Allah kadın ve erkek için farklı mümin karakteri çizmez. Mümin erkekler ve mümin kadınların birbirlerinin dostu ve yardımcısı olduğunu bildirir, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, Kendisine ve Resûlü’ne itaat eden kullarına rahmet edeceğini ve cennetini müjdeler.

Gönülden itaat eden erkekler ve kadınlar, sadık olan erkekler ve kadınlar, sabreden erkekler ve kadınlar, saygıyla Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar için bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.

“Biz Boşanıyoruz.”

“Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise  siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz ”

-Bakara 187-

    “Eşler Birbirinin Elbisesidir.”  diye yazmış Senai Demirci bir makalesinde. Dikkatimi cezbeden başlığının akabinde, kendimi yazının son cümlesini okurken buldum: “Birbirinize sıkıca sarılmadığınız sürece gelen ilk rüzgâr elbisenizi üzerinizden alıverir; eşinizle uzaklara düşersiniz ”
Okuduklarımdan hareketle, eşlerin birbirlerinden uzak noktalara nasıl savruldukları hakkında yorumlar yapabildim. Bana göre yüzlerce nedeni varsa, ayrılmak üzere olan eşlerin nedenlerini duymak bile istemiyorum. “Kutsal bir meseledir” diyor falanca aile danışmanı, boşanmalar arttıkça, “Sakin olun, bu her ailenin başına gelir” diyor arsız bir başka danışman. Ne demek herkesin başına gelir? Eskinin evlilikleri, günümüz evliliklerinden daha mı kolaydı da, anneannelerimizin, dedelerimizin evlilikleri ayakta kaldı. Yaşam şartları kolaylaştıkça, evliliğimizi yürütmek bir mucize halini mi alacak yani? Bu insanlar ne yapmak peşinde Allah aşkına? Mutluluktan nereye yazacağımızı şaşırıp, arabaların arkasına bile”BİZ EVLENİYORUZ”  diye yazıp, herkese duyurduğumuz  yazılar vardı.Şimdi herkesin dilinin altında başka bir şey var: “BİZ BOŞANIYORUZ…”

    ‘Sabah kalktım mı ilk işim hayvanların otunu samanını vermek olurdu, sonra kahvaltı ve bulaşık için kuyudan birkaç kova su çeker işlerime koyulurdum’ derdi babaannem. Dedem, kahvaltısı gecikti mi küplere binermiş, o kahvaltı hazır olmadan da küpten inmezmiş! Yemek sıcak olmaya görsün; kaşığı atar, sofraya küsermiş. “Ekmek nerde, bu sofrada su yok, hani bu yemeğin üstüne tatlı?” türünden soruların zaten haddi hesabı yok. Sofranın başından gerekirse yüz kere kalkıp, eksikleri getiren kadınlar, hepimizin anneannesi, babaannesi, annesi olabilecekken ; “tuzu uzatır mısın hayatım?” diyen bayan, söyler misin evliliğin nasıl hala ayakta? Çok zor olsa gerek, uzağını yakın eden bir eşin varken ayakta kalabilmek(!) Evde yemek olmayınca, çıkıp dışarıda bir şeyler yemek ne kadar zahmetli değil mi? Üzülüyorum, çok çektiriyor bu evlilikler size(!)

    Keşke diyecek bir şeylerimiz olsaydı… Bu hale nasıl geldik kimse bilmiyor ama nerelerden geldiğimizi bal gibi de biliyor herkes…

    Bunlara rağmen; sen Allah’ım… Bize değiştirebileceğimiz şeyler için güç, değiştiremeyeceğimiz şeylere katlanabilmek için sabır ve ikisini birbirinden ayırabilmek için de sağduyu ver. Yoksa, boşanmak için evlenen nesiller olacağız…

Rüya FERHAN

İki Tekerlek

Hastaydım, hasta olduğumu ilk öğrendiğimde girdim bunalımın son can çekişlerini yaşıyorum şimdi.Düzelmesi gereken psikolojim, iyiden iyiye bozulmuştu . Onca ilacın yanına birde antidepresanlarda eklenmiş, sabaha ilaç sayılarının azalması için uyanan bir adam haline gelmiştim . Ne çok çilem varmış diye iyice kendime acımaya , herşeyden  kendimi soyutlamaya başlamışken . Onla tanıştım.YA NE ÇOK İSTERDİM SEVDİĞİMLE TANIŞTIM – Demeyi , yada sevgilimle ama biz ŞİMDİLİK  ancak dost olduk . Dostluk belki az gelirde, ayrı ayrı bir bütün olduk. Ben hastalığımın, gelişim evrelerinin son hali için doktorumun tavsiyesi üzerine hazırlanmış olan dvd yi almak için doktorumun bağlı olduğu ismi çokta gerekmeyen sağlık  merkezine  gitmiştim; epey gergin ve keyifsiz olmakla beraber, kanserin bu denli arsızca vücuduma yayılmasınıda, kabullenemiyordum. Bu duygu durumlarının altında bir de; gündeme,  hayata, ayak uydurmak,  sorumluluklarımdanda vazgeçmeme imkan olmadığı bir dönemdeydim.Hastayım, bir küçük beldeye gidiyimde, temiz hava bol oksijen,  sağlıklı bir ortam, v.s v.s.   gibi bir lüksüm yoktu. Dedim  ya, dvd yi almaya gitmiştim.  İçeri girdiğimde, ( o ) mesud tebessümüyle beni karşıladı.

-Buyrun hoş geldiniz.

-Teşekkür ederim . Ben Burhan bey ‘in hastasıyım rahatsızlığımla ilgili bir dvd bırakılmış: olacaktı .İsmim  Savaş GÜRALP.

-Hımmm .Ewet bizzat ben aldım. Şurda yukarda biraz beklerseniz?  Arkadaş  gelecek yardımcı olur size ; dedi.   Masasına gömülerek telefon, hasta  takip formu, gibi genel işlerine döndü.Her geçen dakika gözümde büyüyor; sabırsızlığımı, agresif beden dili hal ve hareketlerine çeviriyordu.Parmaklarımla oynuyor, biraz gezinip oturuyor,  dergileri karıştırmadan yerine koyuyor, kısaca iyiden iyiye geriliyordum.

-Yaa hanımefendi, çokta zor olmasa gerek iki dakika kalkıp, benim şu işimi görmeniz ?

– Beyfendi sakin olun lütfen, elbette yardımcı olmak isterim; ses tonunuzu biraz alçaltırmısınız?

– Siz benim sesimi bırakında, bir zahmet çıkın getirin  şu dvd yi….(!)

-Bakın size anlatmaya çalıştığım şey…

Bana anlatmaya çalıştığı şey çok acıydı.Tekerlekli sandalyede oturuyor olduğunu benim pervasız zihniyetimle şimdi dahada bana yaklaşarak, gözüme sokuyordu.Kalbim yerinden çıkacak gibi hissettim, çok acıdı içim. Telafisi zor bir densizlik, yapmıştım.

-Yaa pardon, fark, fark edemedim.Diye mırıldanmaya çalışırken…

Hışımla açılan kapıya yalvaran gözlerle bakarak, içten içe bir oh çektim.-Geldim Nebiye  çok sıra vardı; bekletmedim umarm.

-Beyfendinin, şu yukarda bir dvd si olacaktı.Dolabın anahtarı da sende, üstelik beyfendiyle biraz soğuk savaşta yaptık;  ilgilenemedim kendisiyle pek.Neyseki durumu anlayınca, saolsun anlayış gösterdi.

-Buyrun beyfendi, beklettiğim için kusura bakmayın Allah, acil şifalar wersin.

-Amin. İyi  günler .. Demekten öteye gidemeden; çıktım.Kızıyordum, kendime ama kızıp kendimi örselemekten ziyade, çok büyük bir merak içindeydim . Bu denli güzel bir kız, eve akşam nasıl gidecekti ? Olasılıklar yürüttüm; kafamda çeşit, çeşit hiç bir olasılık beni tatmin etmiyor . Gözümle onun gidişini görmeyi öle çok istiyordum ki… Mesai saatinin bitimine yakalaşık iki saat vardı . Bekleyeceğim ve göreceğim belki ciddi olarak bir  özürde dilerim; dedim;Kendi kendime…..Yaa konuşmasamda olur, şu içimde ki merakı gidersem de yeter.Karşımda ki bayanın, beni bu denli  meraka sürükleyen en büyük  gerekçesi ,sanırım  acımaktan çok bir erkek içgüdüsü  ve müthiş  beğenisiydi. Gözümde ki öfke perdesi aralanınca,  gerçekten çok etkilenmiştim. İçeride onbeş dakika bekleyemeyen ben, şimdi iki saati göze almıştım.Üstelik elime geçicek hiç bir şeyde yoktu; merakımdan öte. Zamanı, tüm azı dişlerimi ağrıtana kadar kendimi sıka sıka bekledim.YA EVLİYSE, EŞİ GELİP ALIYORSA ? fikri beni büsbütün olanaksızlığa sürüklüyordu.Yok canım ne evlisi,  yüzük falan dikkatimi çekmedi; evli olsa anlardım, diyor kendi kendimi tekrar teselli ediyordum.Neyseki o yüzyirmi dakikalık zaman diliminin sonuna gelmiştim.  Ama yoktu!!!

Tam, yirmi iki dakika kırkbeş saniye sonra  çıktı geldi.Öle çekiciydiki….Oturmuş olduğu sandalye onun en rahat yeriymişte, sanki dinleniyormuş gibi alalade bir şekilde  duruyor, her hareketi, arabaya yön vermek için kalkıştığı her tavrı, öğlesine huşu ve sadelikteydiki, sanki onun gerçek ayaklarıydı o ( İKİ TEKERLEK). Az sonra bir bey geldi, beyde denilmez yaa genç bir delikanlı, köşeye sinmiş  merakımla beraber olacakları bekliyor, kalbimin bu amansız  çırpınışını rahatlatmak istiyordum. Caddenin  öbür ucuna kadar kendi imkanıyla gidip, o deikanlının kucağında arabaya binmesi, beni rahatlatmasıyla birlikte ;delikanlının kimliğide beni ,  yeni  varsayımlara ister istemez itiyordu. Gitmişlerdi,  benden habersiz.Yüreğimse,  bir kaç saat önce gördüğü biri için  çırpınıyor,   boğazım acıyla kitleniyordu.Kendine gel ”Savaş ” falan diyip herşeyi arkada bırakıcak  bir tutumun yanından bile geçmiyordum… .

Herkez  gibi  ben,  en iyi beni bilirdim .Daha önce yüreğim hiiç, bu denli bana orda olduğunu, bu kadar hızlı attığını hissettirmemişti. Acıyormuydum ?  dedim .Asla dedi.İçim ………Ben, hastalığımdan başka bişey düşünemezken,  işte yedinci  gündür bu kapıdaydım . O  NUN GİŞİNE BAKAR, DURUR GÖZLERİM. Bazen zalim bir taş takılırda o tekerleklere, gidip  ona kendimi gösteremem .Şimdi topluyorum,  az daha erken gidip yolunda ki tüm taşları,  düzeltiyorum yolun sonuna kadar  bütün engelleri,  bazen- aslında son iki gündür yaptığım; güller ufalıyorum yollara, rüzgar ve hava el verdiğince,  orda kalanlara gözü ilişiyorda, o tebessüm ediyo, bende o tebessümü  çekiyorumm, taaa içimin en ücra köşelerine dek gönderiyordum.

Mübarek bir cuma günüydü.Nöbetimin  dokuzuncu günü, ellerimde; bir tutam tebessüm için aldığım iri yapraklı kırmızı güllerle, mesai saatinden epeyce önce gelerek başlamıştım . Yollarını gül yapraklarıyla donatmaya,  iyiyden iyiye bunu alışkanlık haline getirmiş olmakla beraber, bir gün tanışabilirmiyiz benim sewdiğim olabilirmi? eşim olabilirmi ? Umudunu ve fikrini kuruyor,  manasız önyargılarla bu düşüncelerimden çarçabuk sıyrılıyordum . Çıkış saatine yaklaşık bir saat vardı.Bana ve  ne yaptığıma bakan insanlara aldırmıyor,  bu işi en güzel şekilde yapmaya devam ediyordum , öle kaptırmış olucam ki kendimi, elim sert bir cisme çarparak  ufak bir sıyrıkla kesildi;  eğilmiş başımı kaldırmamla, Nebiye’yle göz göze geldik . Tam anlamıyla aramızda, yarım metreden az vardı; ve tam gözlerimizin  en derinini görebileceğimiz o hassas mesafedeydik,  paniklemiş ne yapacağımı bilemez bir halde  …..

-Şey, merhaba  dedim.O  güzel olağanının çok üstünde ki gülümsemesi,  yumuşak yüz hatlarıyla,  başını biraz şımarıkça sağ tarafına eğdirip…

-Merhaba, dedi. Devam etti konuşmaya,

-Çok merak ediyordum, bu güzel gülleri her gün bu yola ve hatta benim bineceğim aracın son noktasına kadar serip, beni esrarengizce izleyen kişiyi ? Demek, sizdiniz. Ama neden bu incelik, lütfen susmayın,,,,  emin olun kızmadım; bilakis ölede alıştım ki, ilk zamanlar şaşkınlıkla baktığım gülleri, şimdi gözlerim acaba bu günde varmıdır; endişesiyle arar oldu .Muaynehanede ki arkadaşlar bile; her gün kim uğraşır bu işle, diye meraka girdiler.Dün,  sizi gördük arkanızdan,  fakat çarçabuk kayboldunuz .

-Şey,,,, o günkü sabırsız ve kaba davranışım için sizden özür diliyorum.O gün iş çıkışınızda  da bekledim sizi, daha doğrusu o gün bu özürü  dileyecektm. Fakat o kadar ulaşılmaz  geldiniz ki bana,  böle bir yola başladım . Aslında amacım, sizi etkilemek değildi…

-Yaa ölemi ,,, peki neydi amacınız ?

-Sizin,  gülleri görünce yüzünüzde ki o tebessüm… O tebessümü, her gün tazeleyerek yeniden görebilmek..

-Şey, ne diyeceğimi bilemiyorum .Yanlız hangi kadın olursa olsun,  bu durumdan ve bu düşüncenizden ziyadesiyle etkilenir.  Savaş bey’di dimi, yanlış hatırlamıyorsam….Ben de Nebiye..( memnun oldum ).

-İsminizi hiç unutmadım, biliyorum Nebiye hanım, dedim; ve ilk defa ellerimiz ellerimize  değerek tokalaştık, öle heyecanlıydım ki,  terleme ve üşüme arası bir durumda karın ağrılarım başlamıştı; toy çok toy bir çocuk gibi oluyordum onun yanında.Nebiye’nin teklifi üzerine kordon boyunca yürüdük, ben sandalyesini itiyor.O telaşla evdekilere telefonla, güvende ve iyi olduğunu, bir arkadaşıyla  biraz vakit geçirip güvenle evde olacağını anlatıyor, yalvaran ifadelerle onları ikna etmek,  onaylarını almak için uğraşıyordu.Sandalyeyi sürerken onun arkasında olma fikri canımı epeyce sıkmış, yüzünü görme yüz yüze konuşma arzusuyla gözüme ilk kestirdiğim yere  gitme bişeyler içme teklifini yaptım .Kabul etti. İşlerin bu denli iyi olması şu an geldiğimiz durum beni öyle memnun ediyor.İçimi çoşturuyor  şu dakikaların durmasını, zamanın bu günlük aynı adreste kalmasını istiyordum. Şimdi tekrar gözgözeydik öle narin öle yumuşak bir görüntüsü vardıki, çok uzun cümlelerle konuşuyor ,her kelimenin  verdiği ifadeyi tam olarak yaptığı çağrışımı analamaya çalışıyordum . Bana kendini ve genel yaşantısını  ailesini  anlattıktan sonra, benimde paylaştıklarımı can kulağıyla dinliyor, konuşmanın gidiş hatına göre kah gülüyor, kah kaşlarını çatıyor,  kahta hüzünleniyordu. Ama ben en çok şımarık bir çocuk gibi başını omuzuna eğip alttan alttan tebesümlü bakışlarını seviyordum.Benim hastalığımdan bahsetmeye başlamıştık ki; onun kadar hastalığı bir grip, bir basit soğuk algınlığı, nihayi gelip geçici bir durum haline indirgiyenini görmemiştim.Öle umut vericiydiki….

-Genelikle iyi seyreden bir kanserdir, ( TRİOİT  KANSERİ ) yüzde sekseni papiler, yani iyileşebilen kanser türüdür. Savaş,  çok dirençli olmalısın öle umulmaz vakalar, sevgi ve ilgiyle yüksek moralle kendini iyileştirdi ki, senin  şansın öle çok ki onların yanında, demesiyle bana olan bu güvenin bir şefkat duvarı, işinin bir parçası olarak düşünmek, fikri beni çok yaralamıştı.Onun düşünmesini beklediğim fikir  çıkmazlığı, benim üstümde patlak vermiş, beni iyiden iyiye telaşalndırmış ,hatta öfkelendirmişti ve sordum….

-Ne yani şimdi, senin benim yanımda olma sebebin, bana acıdığın yada hasta olduğum için verilmesi gereken bir acıma bültenimi?

-Hayır Savaş,  genelde insanlar bana acır, senin iyileşme umudun bir insanın gripten ölme şansı kadar. Acıtasyon arıyorsan, benim durumumun belli bir yüzdesi bile yok.Lütfen sakin ol, tabiki hastalığının  şu an burda beraber oturmamızla, yüzde yüz bağlantısı var. Fakat, senin düşündüğün gibi bir durumda değil.

Sanırım bu erkeklere has bir durum, acelecilik, kaybetme korkusu,  peşinden öfke patlamaları… Kadınların gözyaşlarıyla anlatmak istediklerini, biz bir sinir harbine yayıyor, acıyan kalbimizi karşı tarafı acıtarak iyileştiriyorduk.” ON BİR AYDIR BERABERDİK” herşeyi konuşuyorduk.Geleceği, geçmişi, gündemi, ben antideprasları çoktan çöpe atmıştım.Bazen öle anlar geliyodu ki, aynı şeyleri aynı anda yüzlerce defa söyliyebiliyorduk.Mutluyduk işte, hemde çok mutluyduk.Sevgimiz artık öle bir boyut değiştirmişti ki,  onun bir adım sonra ne yapacağını yada benim ne tepki vereceğimi, göz ucuyla bakınca anlıyorduk . HEP TEMKİNLİYDİ AŞKA, sevgimiz en üst doruklarında dolu dizgin yürek dolusu yaşanırken, AŞK için  bir gözyaşı damlası kadar umut yoktu…….O kadar çok korkuyordum ki onu kaybetmekten, etrafında dolaşıp kalıyor, o  aşkın asla   yanına yaklaşamıyordum. Bana bunu öyle ustaca empoze etmiştiki, ne biçim, nasıl bir son yaşayacağımızı  düşünmekten kendimi alamıyordum…

Düşlerde sevmek, yaklaştıkça uzaklaşmak, dokunmaya çalışsan; yok olacağını bilmek…

……………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Çok iyiydi, durumum; bu hastalık vucudumu terk etmekten başka çaresi kalmadığını anlamış, tasını tarağını toplamaya başlamıştı. Ailem iş arkadaşlarım, herkez şaşıyor,  bu denli hızla iyileşmemi Allah ‘ın bir sınavı olarak telafuz ediyor,  biliyoduk Savaş, bu hastalığı yeneceğini biliyoduk, biliyoduk, sesleri yükseliyordu.Kim ne biliyordu ki; aslında girdiğim bu hummalı durumun,  beni nasıl iyileştirirken,  kalbimi her gün parça parça ettiğini, (NEBİYE) inkar ededem hakkını,  ve Alllah’ın senle bana vermiş olduğu lutfu, ama benle ol, benim ol, sonum ol, eşim ol,  diğer yarım ol,  baktığım yerde hep sen ol, ol ki bileyim, çırpınan yüreğimin dineceğini, ol ki şu yalan dünyada tek gerçeğim sen olduğunu…

-Geç çıktın  bu gün ,Nebiye ne oldu?

-Sorma  Savaş,  işten ayrıldım bu gün,

-Ne, neden  ama nasıl ?

-Biliyorsun kardeşimin tayinini bekliyoduk,

-E,  evet

-Kardeşimin tayini çıktı, fakat çok az süremiz var. Hemen göreve çağırıyorlar, ailece gidiceğimizi sana söylemiştim.Biliyorsun ki abimi doğuda şehit verdik.Annem ikinci bir acıya dayanamaz, çocukları nereye biz hepimiz  şimdilik oraya,  kardeşimin belli bir  düzeni olsun belki,  belki dönebiliriz…

-Ne belki? Ya aklım almıyor . Kardeşinin düzeni  olacak belki ama ya sizin düzeniniz, senin işin, bir kişi için üç ayrı düzen bozuluyor, mantıklımı bu sence?

-Koşulsuz sevgide mantık varmıdır ? Biz mantık aramıyoruz Savaş, biz birbirimiz için yaşıyoruz.Ne olur bu kadar dramatize etme olayı .Hadi çok özlersek,  uçak diye bir icaad var ; atlar gelirsin.Benim durumum malum  elimde olsa bende sana gelirim demek isterdim, ama off yorma beni ….

-Yine olayı ne kadar basit ve yalın hale getirdin Nebiye,  biz ne olacağız peki, ne ne olacak yani mektuplaşacakmıyız.Bumu, yoo tabi canım  msn de icaat edildi;  ordanda  konuşuruz.

-Kırıcı oluyosun  Savaş, ne yapabilirim.Gittiğim yerde benim için hayat çok daha zor, belki nefes bile alamıyacağım .YOLUNDAN TRAFİĞİNE, KALDIRIMINA, BULABİLECEĞİM ( TABİİ BULURSAM ) İŞİNE KADAR, HERŞEY ÇOK DAHA ZOR BİR METROPOLDEN BİR TAŞRAYA GİDİYORUM İKİ TEKERLEKLE(!) Kendini  düşünüp bencillik yapacağına, benim penceremden bak lütfen…

Derin bir sesizlik olmuştu, ilk defa sesi yükseliyordu.Nebiye,   ilk defa bağırıyordu.Bu çığlıkların arkası ağlamaklı bir ses tonuna bırakmıştı kendini…Sustum, öle öle acıyodu ki içim çaresizdim. Allah tan tek dilek hakkım olsa onun gitmemesini isterdim.Ne yapabilirdim . Peşinden gitsem hangi sıfatla olacaktı bu? Nebiye ışığım , güneşim, gitme: sensiz kalırsam küflenir ruhum, zindanlara dönerim. Aşkı hangi dilden anlatsam sana, burda benimle kalman gerektiğini, yüzlerce tebessüm var daha sana öğreteceğim desem, yok sen anlamak istediğin gibi anlayacaksın  aşkı, benim hissetiğim gibi bir gönül  lugatı yok, eyy sevgili ki sana aynı duygu durumunu hissettirsin.

-Ne daldın Savaş, bak yine hızlı sürüyosun . Dur, gel yanıma derinlerdesin yine, ne olur yapma dostum yaa dünyanın sonu değil ki.Tekrar görüşeceğiz elbet, bak bu son saatlerimiz, herkezden önce seninleyim işte, ilk senle vedalaşıyorum… Şu kısacık zamanımızı  susarak mı  geçireceğiz?

-Susmasam ne olacak,  karşımda yüreğimle muattap biri olmadıktan sonra? Kelimelerimi büyütsem de içimde, kalıp kocadıktan sonra ne olacak ? Tüm benliğimi sarmışken ruhun,  bakıpta görmeyen gözlerin ne olacak? Yama falanda tutmaz bu gönül,  sen bunu bilsen bilmesen ne olacak?

-Ne olur,  Savaş yeter (!) Defalarca sana söledim.Hayatıma giren asla olmayacak, kimsenin hayatını  kahrolası İKİ TEKERLEK üzerine hapis edemem, dedim . Neden beni anlamıyorsun.Yoruyorsun…

-Hayır  Nebiye, hayır, benim hayatım senin gelişinle mana buldu, gidişinle aynı manasızlığa dönecek, şimdi ne olur ilk ve son kez soruyorum sana,  tüm önyargılarından kurtulsun için, çok ama çok rahat  cevap vermeni istiyorum. Biliyorum, zaman ve mekan uygun değil mucizevi bir tebessüm de  hazırda yok, ama hani küçücük bir ışık  bir damla umut  istiyorum senden.

– Söle  Savaş (!)

– BENİM TÜM KALAN HAYATIMI SENİN ( İKİ TEKERLEĞİNE )VERMEK, VE O TEKERLEKLERİN TAŞIDIĞI  YAŞAM  SEVİNCİMLE, NEBİYEM’LE, SENLE,,,,,,,,,,,,,’ EVLENMEK’ ,,,,,,,,İSTİYORUM…..

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

-BİLİYORDUM CANIM, BU İKİ TEKERLEKLERİ NE DENLİ SEVDİĞİNİ, HİÇ BIKMADAN USANMADAN  BU YANLIZ KİMSESİZ BENİ,  MUTLU ETME HEVESİNİ,ÇOK DİRENDİM SANA,  ÇOK DİRENDİM  BU AŞKA, NE ACIMASIZ  DİYETLER ÖDETTİM  KALBİME, HAKKIN YOK SEVME SEVME DİYE BAĞIRDIM. HER GİDİŞİNİNİN ARDINDAN SESİZCE ÇIĞLIKLAR ATTIM.SEVİYORUM SENİ, SEVİYORUM DİYE KAÇ ŞARKI YAZDIM,  KAÇ  DİLLENDİRİLMEMİŞ BESTE YAPTIM…. BEN BİR GARİP MALUBUM. ŞİMDİ  SIMSIKI TUTTUĞUN ŞU İKİ TEKERLEKLİ ARABA GİBİ, TUTTACAKSAN YÜREĞİMİ,,,,,,,,,,

                                              _______    EVET’ SAVAŞ’ EVET ______