Vah Gençliğim Vah!

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde geleceğimizin teminatı olan gençliği anlamak tanımak ve geleceği tahmin etmek açısından bir konuya eğilelim istedik bu yazımızda.

 

Kültür erozyonunun gençlerimizi ne denli etkilediğini; Türk töresinin ne denli bozulduğunu, adet gelenek ve göreneklerimizin ne denli dışlanır, geçmişteki yaşam biçimimizin ne denli horlanır hale geldiğini görmek ‘vah gençliğim vah’ dedirtmektedir insana.

 

Türk töresine, Türk tarihine, Türk diline, Türk milli değerlerine aykırı ve gençliği soysuzlaştırma düşüncesiyle uygulamaya konulan bir eğitim sistemiyle geleceğimizi teminat altına almak şöyle dursun gençlik üzerinde oynanan oyunlar ve başta yetkili kurum yöneticileri olmak üzere günübirlik siyasi kaygılarla yıllarını heba eden bir millet konumuna düşürülmüş olmamız; diğer taraftan demokrasi ve özgürlük anlayışını yanlış yorumlamak, batı özenticiliğini umut kapısı olarak görmek, kendimize ait ne varsa yıkıp yok etmeyi marifet saymak ve siyasal dindarlık hastalığına yakalanmak gibi olumsuz gelişmeler gençliğimizi benliğinden uzaklaştırmış ve kendisine yabancılaştırmıştır.

 

Türk aile yapısının bozulmaya yüz tutmuş olması da gençlik üzerinde olumsuz derin tesirler bırakmaktadır

 

Geçmişten geleceğe köprü vazifesi gören; birlik ve beraberliği kuvvetlendiren, kültürümüzü yansıtan; uygulanması için herhangi bir zorlama olmayan ve yüzlerce binlerce yılda oluşan yazılı olmadan nesilden nesle aktarılarak varlığını sürdüren pek çok adet, gelenek ve göreneklerimiz vardır ki bunlar bize biz olduğumuzu hatırlatan, ayakta kalmanın ve kimliğimizi korumanın teminatı olan uygulamalarımızdır.

 

Bunlardan bir tanesi düğünde gelinin beline kuşak bağlama âdetidir. Gelin evden ayrılmadan önce babası veya erkek kardeşleri tarafından gelinin beline bağlanan ve duygusal anların yaşanmasına sebep olan kırmızı kuşak bağlama âdetidir.

 

Gelinin yeni evinde gayretli ve kudretli olması için takılan bu kuşak ‘gayret kuşağı’, ‘gelin kuşağı’ olarak adlandırılmaktadır. Diğer taraftan bekâreti temsil ettiği ve artık gelinin namusundan kocasının sorumlu olacağı da bilinir.

 

Türk milleti İslamiyet inancından önce de namusuna düşkün bir millettir ve birçok âdeti kırmızı kuşakta olduğu gibi eski Türk inancında da vardır. Adetlerimizin çoğu eski ve yeni inancın harmanlanmasıyla devam etmektedir.

 

Gençleri tanımak ve içinde bulunduğu durumu öğrenmek için yüz yüze konuşmak yerine sahte isim ve rumuzlarla üye oldukları internet sitelerinde görüşlerini okumak, fikirlerini almak bana daha akılcı gelmektedir. Ki buralarda daha serbest ve kaygısız bir şekilde duygu ve düşüncelerini ortaya koymaktadırlar.

 

Kırmızı kuşak konusunda büyük çoğunlukla öyle vahim düşünceler ortaya sürülmektedir ki; kırmızıdan nefret etme (Türk bayrağından nefret etme) beyaz üzerine kırmızı renk olumsuzluğu ( Yine Türk bayrağından nefret etme düşüncesini çağrıştırmakta), gelenekleri horlama, kuşak bağlama âdetinin sadece bekâreti temsil etme kısmı ele alınarak gelinin hediye paketi gibi görülmesi ve eleştirisi, bekâret olayının dışlanmışlığı ile beraber namus kavramının aşağılanması gibi olumsuz görüşler gençliğin iç yansımaları olarak görülmektedir. Bu gençlik bizim gençlik mi diye hayret etmemek elde değil tabi ki.

 

Gençliği kendine döndürmek için yıllardır uygulanan Türk kültürüne aykırı dindar gençlik yetiştirme projesinin işe yaramadığını görmek ve anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Soysuzlaştırılan bir gençliğin dindarlığı da bu kadar olur.

 

Özellikle sanal ortamlarda birbirlerinden çok kolay etkilenen gençliği Türk gençliği haline getirmek ancak ve ancak milli bir eğitim sistemiyle mümkündür.

 

Osman Öcal

İçkiyi bıraktım

Hangimiz az hangimiz fazla hangimiz zayıf hangimiz şişman sabahları bu sorularla uyanmaktan bıktım artık değişmek istiyorum insanlara dikkat etmek istemiyorum galiba

Buda benim lanetim ne yapsam da üzerimden gitmiyor ve her içkiyi bırakışım da tanrım gene mi diyorum gene mi  seni hergele ama sonra düşünüyorum o kadar güzel gülerken rakı şişesi bana sırtımı dönüp de nasıl giderim ben ve viskinin yanındaki çikolata göz kırparken bana nasıl almam selamını , sigara paketinin üstünde hızlı öldürür yazıyorken nasıl açmam onun jelatinini bir süre sonra iradesizlik değil beklide benim mutluluğum budur diyorum dumanı usulca çekip yavaşça üflüyorum ve havada oksijenle karışıp yayılmasını izliyorum.

CEMAATLER VE ÇOCUK EĞİTİMİ

Günümüz yaygın eğitim kurumları bilimsel temelli olarak çalışmaktadırlar. Çocukların öğrenmesinin gerekli olduğu düşünülen bilgiler toparlanarak kurumların eğitim müfredatı belirlenmekte, uygulanmakta, ölçümlemesi yapılarak neticeler karne ile ortaya konmaktadır. Çocuğun okul dışı hayatı ise aile ve çevre ortamında geçmektedir. Fakat günümüz şehir ortamında çocukların sokağa çıkmasına da pek izin verilmediğinden çoğunlukla eve hapsolan bir çocuk profili karşımıza çıkmaktadır.
Güvenlik korkusu ile dışarı çıkamayan çocuk ikamet ettiği bölgede, akranları ile görüşüp tanışamadığından sosyalleşmesi sadece okul saatlerinde sınırlı kalmakta, teneffüs saatleri yetmediğinden ders saatlerinde de bu aktiviteler devam ettirilmek istenince ders saatlerinin de kalitesi düşmektedir.
Çocuk sosyalleşmesinde, okulun dışında çeşitli kulüpler, hobi, spor ve aktivite okulları ve de cemaatlerin çeşitli teşekkülleri de etkili olabilmektedir. Yazı cemaatlerin bu konudaki rolü üzerine olduğundan diğer kurumları geçerek cemaat teşekküllülerine üzerine konuşalım.
Cemaat kelime manası olarak topluluk demektir. Daha özel manada ise, belirli bir konu hakkında amacı olan insanların fikir ve aksiyon birliği sağlayarak hiyerarşik düzen içinde organize hareket etmeleri ve bunu gönüllü olarak yapmaları manasına gelir. Günümüzde bu kavram daha özelleşerek sadece dini topluluklar manasında kullanılmaktadır. Mesela Yahudi cemaati, Ermeni Cemaati, Menzil Cemaati, Süleymancılar Cemaati veya Nur Cemaati gibi.
Günümüz hukuki yapısında tekke, zaviye gibi ibadethane dışında kalan tüm dini kurumlar yasaklandığı için cemaatler de kendilerini hukuki bir yapı oluşturup resmi olarak ifade etme haklarından mahrum bırakılmışlardır. Cemaatler çıkış yolu olarak vakıf ve dernekler üzerinden resmi organizasyonlarını kurmaktadırlar. Tüm faaliyetler bu dernek lokallerinde yürütülebilmektedir. Sohbet, zikir halkaları, yemekler, dualı toplantılar vb. hep bu dernek lokallerinde yapılabilmektedir. Bu faaliyetler yetişkin bireylere dönük olarak yapılığı gibi çocuk ve gençler için de ayrı faaliyetler hazırlanmaktadır.
Anne ve babalar çocuklarını bilimsek ve mesleki eğitim için devlet okullarına ücretsiz olarak gönderebiliyorken, eğer yeterli maddi kaynak sahibi değillerse çocuklarının istedikleri gibi ahlaki ve toplumsal eğitim almalarını sağlayamamaktadırlar. Bu durumda cemaat faaliyetleri kurtarıcı bir etki oluşturmaktadırlar. Bu faaliyetlerde çocuklar bir taraftan eğitim alırken diğer taraftan hem evlerine yakın olması hem de geniş sosyal içerikli faaliyet süreci ile sağlıklı bir formatta sosyalleşebilmektedirler. Bu sosyalleşme olması gerektiği gibi gözetim altında yapılmakta ve de anne babalar da bu süreçlere dahil olarak çocukları ile birlikte kaliteli zaman geçirme imkanları olmaktadır.
Gönüllülük esasına göre finanse edilen bu faaliyetlerde düşük gelirli insanlar hiçbir ücret ödemediği gibi maddi yardım da alabilmektedirler. Günümüz medyasında geçmişten gelen alışkanlıklar da devam ettirilerek sürekli tu kaka yapılan bu organizasyonlar, toplumun kanayan yaralarına merhem olacak çareleri bünyelerinde tutmaktadırlar. Çünkü bu faaliyetlerde insanlar sohbet ve muhabbet ortamında sürekli olarak manevi hastalıklarını tedavi edebilmekte ve birebir ilgi görme ve gösterme imkanı bulabilmektedirler.
Din psikolojisi alanında uzman bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar cemaatlerin faaliyetlerine dahil olan insanların, bu faaliyetlerde kendi psikolojik sorunlarına çare veya en azından sorunlarının tedavisine destek bulabildiklerini göstermektedir. Hatta bu kurumlar hastanelerin tedavi programlarına dahil edilebilmektedirler. Şehir ve sorunlarının çığ gibi büyüyerek her gün daha da üzerimize hücum ettiği bu dönemde, olumlu faaliyetleri ile toplumu tedavi etme potansiyeli olan bu organizasyonların yeni bir anlayışla hepimiz tarafından tekrar değerlendirilmesi ve toplumsal algımızın değiştirilmesi bence çook faydalı olacaktır.

Temiz Ruhlar İçin …

İnsanın bu dünyaya neden geldiği bir ton şeyle belirlenmiş olsa dahi biz insanlar bu belirlenen sebepler dışında her şeyi yapıyoruz.İnsan öldürüyoruz,kalp kırıyoruz,kötü konuşuyoruz bazen yok yere nefes aldığımızı düşünüyoruz kimi zaman yaşayan ölülere dönüşecek kadar ruh acizi oluyoruz . Peki ya neden ?

Sahte duyguları üreten ve piyasaya süren insanlara yazıklar olsun.İnsanoğlunun hayata olan güvenini kırarak hayatı boş bir levha olarak görmemize sebep oldu . Kimse günahsız değildir elbet ;kiminin köşeye attığı kiminin halen daha büyük rahatlıklarla yaşattığı günahları vardır . Günahlarda ayrılır ya … Hani böyle bir kendin yaşarsın o ayrı olur bir de başkaları yaşasın diye uğraşırsın o apayrı olur . Kimine göre bir günah ufacık bir karıncayı ezmektir kimine göre ise koca dünyanın huzurunu vicdanını ezmek gayet enfestir .Allahtan dünyanın ötesinde bir hesap var , açıkçası herşeye olan güvenimi yitirdiğimde o hesap beni her şeye yeniden bağlıyor .İntikam denemez çünkü o dünyevi bir histir ama gönül kırgınlığı derim bence o her iki dünyada da limitsiz bir histir.Asıl bizlere lazım olan her daim bu tür hislerdir.Sonsuz olan ruha sonsuz hisler yaraşmaz mı ? RUH … sahi nedir ruh ?Sen mi ben mi biz mi ? Kimi kendiyle doğar kendiyle ölür kimi kendi için doğar başkası için ölür kimiyse Allah’ın nasip ettiği kişi için doğar onun için ölür . Ruh bunların bedene büründüğü başı ve sonu yaşayan doğuma ve ölüme uyanandır . Ruhu kirletirseniz eğer kalbinizi ,kalbinizi kirletirseniz eğer bakışlarınızı kirletirsiniz ve bakışları kirlenen insanlar dünyayı dahi kirletebilir . Bakışları kirli insanlar yüzünden yaşama amacımızı kirlettik . Ne mi yapmalı ; Allah temiz ruhları temiz bedenlere dağıtır sonrası bizlere aittir . O temiz ruhluların kalplerine güzel sözlerle yaklaşmalı temiz bedenli temiz bakışlı insanlar yetiştirmeliyiz . Dünya rahatsız doğa rahatsız gökyüzü rahatsız evren hasta . Ve görünen o ki tek çare yaşama amacı ellerimize dillerimize gözlerimize emanet minik bedenlerde . Bu yüzden melek doğanları dünya kibrinden şeytan yapanlardan uzak  bir dünya hayali ve hayalin gerçekleşmesi için koca bir dua ile alalım nefeslerimizi. Söz verelim kendimize nerede bir temiz ruh görsem ona temiz bakmayı öğretmeliyim diye ..

Elveda

Elveda ..
Ağır bir kelime. Geçmişi silmek demektir. Bir dahası olmayacak demektir. Gidiştir. Tek yönlü olan. Her adımında gözleri dolduran, kalbi acıtan.
Elveda diyen umudu keser mi? Ya hala seviyorsa? Elveda bir başlangıçtır, onsuz bir hayata başlangıç.
Bakmaya kıyamazsın, geceleri uyuyamazsın, uğruna neler yapmazsın ki.. Belki adına bir beste. Belki de yalnızca bir şiir. Peki bütün bunlar bir elvedaya sığar mı? O kadar mı büyük bir kelime bu? Yok mu bir çıkarı?
..Hayır yok. Elveda bir dönümdür. Bir köşeyi döndüğünde arkana istediğin kadar bak, göremezsin. Ama bu o yolu unuttuğun anlamına gelmez.
Kalbin girişi tek kullanımlıktır. Bir dahası yoktur ve içerisi de tek kişiliktir. Elveda silgisi o ismi silemez. O mutlaka ordadır.
Gidersin ama orda olduğundan eminsindir. Aşk bu vazgeçilmez ki. Unutulmazda.. Unutmak diye bir şey yoktur aslında. Alışmak vardır. İnsan güçlü varlıktır. Bu kocaman elvedayı bile avcuna alabilir.
İnsan özgürdür. Mecbur değildir, tutsak değildir, köle değildir. İslam çerçevesinde insan, özgürdür. Hür doğmuştur insan, elbet hür ölecektir. Belki bedenin tutsaktır. Ama hiç kimse senin kalbini durduramaz, ruhunu durduramaz. Aşktır tutsak eden. Bir elvedaya boyun eğemezsin…
Yeter ki güçlü ol. İnan, yolundan dönme, sabr ve dua halinde ol. Ve bütün kalbinle iste Yaradan’dan. ‘Bana dua edin size karşılık vereyim’ buyuruyor Rabb. ‘La tahzen innallahe meassabirin’ diyor Rabb. Hala üzülüyor musun? Meraklanma;
Kalbin kadar büyük değil bir elveda kelimesi ..

Kuş sesleri, ninniler ve ağıtlar

Sarhoş oluyorum beynimin aksiyon isteyen tarafındayken, cesaretim topraklar aşıyor, nice dinler, peygamberler aşındırıyor ruhumu. Ölüler ruhlarının hesabını soruyor. Ülkem karışık yıllardır ve aza tamahkâr gölgesinde bir ağacın dinleniyor, dökülüyor yaprakları…

“bana ne sağından solundan, yukarısından aşağısından; fakir kan ağlıyor ve hangi toprak daha değerli bir insandan ve hangi toprağın canını almaya gelecek Azrail ve sorgu sual var mıdır acep onlara da?”

Şuursuzca bir kinin tapınak inancı yokluyor hudutları, bir merminin soğukluğunda, birkaç parmak ve göz hareketi yetiyor anlatmaya düzensizliği… Vuruluyor ölmüyor yine de bu kin, nefret, anlamsızlık! Çırılçıplak bir karanlık yürüyor dağlarda, meydanlarda, evlerde ve bir devrim heveslisi hak aramakta, diğeri değerlerini korumakta ısrarlı. Yenilik gerek elbette ama adı devrime dayanıyor, kulağa hoş gelmediğinden tartışılması bile neredeyse günah. Ve saçmalıklar ve kahırlar ve kanunun bile kayıtsızlığı kendini yakmaktayken mi olacak bu adalet? Cehalet Everest’ten daha yüce bir dağ iken mi anlatılacak kuş sesleri, ninniler, ağıtlar…

Sarhoş oluyorum köyümün rengârenk heyecanında; ovalarda atlar koşuşuyor ve bak vızıldaşan arılar ne kadar da karınca sevdalısı oysa. Irkına, diline, varlığına kurban olduğumun dünyası ne kadar güzel yaratılmış oysa. Hani bir çıkar kelimesi girmiş lügatımıza adı batasıca anlamı ne dağ bırakıyor ne bark. Sana geliyorum ya rab, al devşir beni yeniden, yalnız sana olsun savaşım ve yalnız senden alsın nefesini bu ciğerlerim.

Ruhunu kaybetmekten daha korkuncu ne olabilir ki insanın, bir eyleme, bir düşünceye saygısızlıktan başka. Tartı diyorum. Ateşler için en derinine kadar yanmak ve küllerden savrulmak bir başka düşüncede. İnadına tartı diyorum. Çorbasından kaçan sofralar gibi açlıkla gitmenin yalnızlığından kovulmak…

Hayat nerede? Yalnızın ahali, aşklarımızda, dostluklarımızda, düşüncelerimizde, hayallerimizde, arayışlarımızda, adaletimizde, korkularımızda, heyecanımızda, toprağımızda, bedenimizde ve tebessümümüzde hep yalnızız! Ve bu yüzden ağlayışlarımız yakıyor sürü halinde akarken tenimizden… (her yıl 20 milyon çocuk açlıkken ölürken resmileşen yazarlığımdan utanıyorum)

Sonra apansızın kelimeler dövüyor bedenimi, harflerim tuzak halinde, ya bir düşman daha kazanırsam korkusuyla asıyorum gençliğimi duvarlara, çiviler hep kanatıyor be anam! Belirli bir sıfattan belirsiz bir zamire zincirleniyorum. Artık neresinde yaşanırsa güzeldir hayat?

Emre Onbey (sizden biri, belki sen)

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Şairin Es Geçmesiyle

Yaşamın misafiri olduğumu anladığım zamanların birindeydi karşılaşmamız, o anlam veremediğimiz bakışmalarının tesiri altında saçmalarken ki halimi dün gibi hatırlıyorum. Sanki sesi kısılmış eski bir radyo gibi frekans sorunu yaşıyordum. Gelgitlerim bir hayli fazlaydı ki nerede olmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. İsmimin ilk üç harfini hatırlayan bir hafızayla karışık martılar uçuşuyordu etrafımda, oysa hiç deniz yoktu o anda. Biliyorum, bir başka âleme zorla götürülmüş gibi çırpınırken bu duyguda, düşüncelerimin hızlı boyut değiştirmeleri beni “sen” yapmaktaydılar. Hani hiç fena değildi tüm bunlar. Yani yine de bir insanı keşfetmek hala en büyük buluştur yeryüzünde.

Okuduğum şiirler geçiyor gözümün önünden, o yırtık kalbime dikiş işlemeyen cinsinden hemde. Şairler diyorum en çok ayrılık yaşamış insanlardır hayatta ki bazen ben bile şairlerin kahvesinde oturunca üzerime çöken hüzünden anlayabiliyorum kaybedişlerimi… Kocaman bir yitiksin bende, hani kime toslasam o eski halime dönemeyeceğimi iyi biliyorum. Üzülmüyorum aslında, olmam gereken yerleri anlaşılmaz bir sebepten dolayı es geçmelerimin gündoğumuna defalarca şahitliğim var ve üstelik batan her yanımda senin hayalinle el ele tutuşmalarımla ağlamalarımda.

Yanık bir orman gibi yeniden filizlenmeye bıraktım kendimi. Kül olmuş bir şey ne kadar dönerse aslına o kadarım işte, o kadar! İç çekişlerimin duyulmaz kıyımında sağır ederken isyanımı, karıncalara bırakıyorum gülüşlerimi. Gün olur devran döner elbet, ya da bir ihtimal yaşar gideriz, ölür unuturuz her şeyi… Duruşum gibi, kıpırdanışımda aynı yerde hala; dedim ya bir Araf benimkisi ne Cennetimdeyim bu aşkın ne de ıstırabında Cehennemin…

“hani çoğul halimiz vardı
Biz baharı severdik…
Tekil halimiz; sen kışı, ben yazı
Nedense kaderimize apansızın düştü sonbahar!”

Not: insan herkese her şeyini verebiliyor, bir tutam
yalnızlığından başka!


Emre Onbey (sizden biri/belki biraz sen..)

Türkiye,nin Ekonomik Yapılanması

buyuk-projeler_icik1Objektif Bir Bakış Açısı İle Türkiye,nin Ekonomik Yapılanmasına Destek

Hemen hemen son çeyrek yüzyıldır ülkemizde siyasi ve ekonomik yapılanmalar, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir durum. IMF kapısında dilendiğimiz zamanları nasıl unutulur. Şimdi bu küresel kuruma yani; IMF, ye 5 milyar dolar veriyoruz. Hatta sosyal-kültürel kalkınmada öyle gelişmeler oldu ki kim ne derse desin yöneticilerin güzel çalıştıkları kanısındayım. Eskiden yöneticiler gelecek için asla plan yapmazlardı, günübirlik Türkiye,yi evirip-çevirmeye çalışırlardı hatta; çalışmazlardı, birileri koca türk devletini yönetenleri yönetir ne derlerse onu yaptırırlardı. Çok şükür şimdi farklı, akıllı, dinamik, branşlarında iyi eğitim görmüş yöneticiler tarafından yönetilmek büyük mutluluk. Gelecek için hazırlanan plan ve projeler son derece önemli bu projelerden: ” 3.köprü, HES (Hidro Elektrik Santrali), Kanal İstanbul, 3.Hava yolu (Istanbul,a çok büyük Havaalanı)”  bu proje-planların detaylarını çözüp idrak edenler Türkiye,nin Küresel Güç olma yolunda attığı adımlar oldugunu göreceklerdir. Türk Milleti olarak siyasi takıntılara takılmadan, bu ülkeye bende hizmet etmek istiyorum diyorsanız, yapılmışları, yapılanları ve de yapılacakları iyi analiz ederek objektif bir gözle görmeniz gerekir. Akıllı insanlar siyaset yapmakta, zeki insanlar yöneticilik. Akıllı ve zeki Türk Milleti dünya devletlerindeki olan biten sosyal-ekonomik çöküşü ve bunun getirdiği hayal kırıklıklarını görmeli ve ülkesindeki sosyal-ekonomik gelişmeleri iyi takip ederek, bir vatandaş olarak,da desteklemelidir. Ülkemizde kimi illegal eylemlerinin arka planında Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen güçler olur ve olmaya çalışacaklardır. Bunun farkındalığı ile ne yaptığını bilen vatandaşların olması Türkiye,nin büyümesinde karşı gelen şer odakların planlarını alt-üst edecektir.

Yakup İcik

Neresindesin Duygu ve Düşüncelerinin?

gülücük-1icik1Bazen aktığımız gibi durulmayışımızın boz-bulanık sellere dönüşmesi duygu ve düşünceleri kirleterek yıkıyor ve ağır hasara neden oluyor. Bulutsuz havalarda yağmurların işi ne? kaç defa bir tebessüme göz kırp ve gülülcükle karşılık ver dedim, beceremedin kahkaha atmayı hala. Dönüşü olmayan bir geleceğe gidiyor olman seni ne denli mutlu ediyor bilemiyorum ama, ihtiyarladığını biliyorum suratı asık. Hala bir ‘ MERHABA‘ nın anlamını bilmiyor ve bir tanıdığına ya da her hangi birine merhaba diyemiyorsan selama değmezliğin yüzünde akislenir bunu bil. Kibirli duygu ve düşüncelerin varlığı daima akseder soluk bakışların en son uç noktasında bunu bil. Mutlu olmayı yalnız başına becerebileceğini sanma, tekil olmak eksidir daima. İronik fikirlerin bakışlarında daima huzursuzluk süzülür ve mat bir renk salgılar ten. Maddenin ruhu kaplayacağı bir hayattan sadece ‘ Beklentilerde Çoğalırsın ‘ her şey akarsın, uzun ince amansız geçitlerden sonra mutlak tıkanır ve taşarsın buna ‘ kendi gözyaşlarında boğulmak ‘denir. Ağlamanın, sızlamanın hiç bir yarar sağlamadığı an, bu an. Değerlerin önemi sende bir ‘ hiç ‘ kadar çok oysa; ederin bir hiç kadar yok.

Yakup Icik