Sözde yüksek demokrasi ile yönetilen tüm halklar, bilhassa Batı Avrupalılar ve Amerikalılar fazla kibirli sanki. Geri kalmış halklarla kendilerini kıyaslamaktan, sadistçe zevk alır gibi bir halleri var. Kompleksli, sonradan görme orta-yaşlı bir kadını andırıyorlar.

Özellikle konu siyasi rejim oldu mu, bu kıyaslama doruk noktaya varıyor. Nihayetinde batı; demokrasinin mimarıyken, doğu henüz bir arpa yol alamamıştır. Batı, bu mimarlık meselesine o kadar takılmış ki, doğuya demokrasi öğretmek gibi bir misyon edinmiş.

Oysa, demokratik ülkeler diğerlerinden çok da farklı değil. Özgür bir ülkede yaşadığına inananlar, aslında demokrasinin en temel prensibinden, kendi kendini yönetme hakkından bile (dolaylı olarak) mahrum. Çünkü demokrasi denilen şey; kapitalizmin ağızlarına çaldığı bir tutam baldan ibaret.

Sanayi Devrimi sayesinde kapitalist anlayış kendi düzeni kurarak son yüzyılda hızla güçlenerek hayatın her alanına yayıldı. Dünyanın her yerinde insanları sömürüyor, halk bilinçlenmesini engellemek için sahte üretim araçları yaratıyor, savaşlar başlatıyor antlaşmalar imzalıyor. Fakat bundan çok daha fazlasını yapıyor: Manipüle ediyor. Bunu o kadar iyi yapıyor ki halk yığınlarına sadece biçilen rolü oynamak düşüyor. Toplumlar biraz silkelenir gibi oldu hak ve özgürlüklerini talep ettiler. Ama Kapitalizm sinsice gülen, elleri ovuşturan bir edayla bu talepleri kabul etti. Ancak, tüm bunların sınırlarını yine kendisi çizdi. Nerede nasıl kullanılacağına kendisi karar verdi. İnsanlar itiraz dahi edemiyorlardı çünkü yüksek demokrasi ile yönetildiklerine çoktan ikna olmuşlardı. Müslüman toplumlar dahi kendilerini bu yalana kaptırdılar. Niye dahi diyorum? Çünkü bu sistemi bertaraf edebilecek, bu sisteme karşı ayaklanabilecek bilince sahiplerdi önceleri ama onlarda tatlı rüyalar gördüğünü sandıkları bir uykuya dalmış durumdalar. Müslüman perspektifinden bakmaya devam edelim, Müslümanların günümüzde bu sisteme ayak uydurduklarını ve “Abdestli Kapitalistler” diye tabir edilmesine bakalım.

Müslümanlar, “Yeni Dünya Düzeni” adı altında kapitalizm’in iğrenç yüzünü maskelemeye çalıştığı tehlikeli bir döneme girmiş bulunuyorlar ve Müslümanların çoğu tüm ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı bu sisteme ayak uydurmuş bulunmaktalar. Kapitalizm denen şey dinin ruhuna aykırıdır. Her gün mülkiyetime neler katabilirim diye düşünen, toplumla hareket etmeyen zihniyet dinin ruhuna aykırıdır. Bu olay Müslümanların eyyamcılığa kaymasına neden olur ve çok riskli bir harekettir. Bireyciliği vurgulayan, insanları yoksun acınası hale düşüren bu düzenin yaşaması nasıl mümkün olabilir?! Hala bu aşağılık sistemi ayakta tutmaya uğraşıp ona bir destek bulma çabasında olanlar; ister düzgün bir toplumun ayakta kalabilmesi için ortaya çıkan zorluklara topyekun göğüs germe kaidesine uymayanlar olsun, isterse de haram servetlerine güvenen soyguncu ve vurguncular olsun kapitalizmi yaşatmayı başaramayacaklardır. Bu tür insanlar gözü dönmüş sömürücüler, sözde din adamları, her türlü zulmü reva gören zalimler her şeyi yapacaklar. Sesi çıkan insanları hapishanelere, tımarhanelere doldurabilirler, bu insanların hayatlarını yok edebilirler. Evet bütün bunları yapsalar dahi susturulması mümkün olmayan bu ses yine de yükselmeye devam edecektir. Bu ses, terini ve kanını döktüğü ülkede bir parça kuru ekmek, basit bir elbise bulamayan milyonların feryadıdır. Tüm çığlıklar kesilse de bu çığlık dinmeyecektir. Çünkü bu çığlık, ezilip dışlanan milyonların diliyle hakikatin çığlığıdır. İşte bu zalim sistem onları hayvan yerine koymuş, hislerini dumura uğratıp fakirlikle bellerini bükmüştür.

Bu insanları böyle rezil duruma düşüren bu sistemi itham ediyorum!

Müslüman ülkelerde bu sistem kendini güçlü bir yere oturtturmuş durumda buna izin veren İslam’ı anladığını zanneden Abdestli Kapitalistleri itham ediyorum!

Villalarında oturan kendi üzerine düşeni sadece kırkta bir’den sayan sözde Müslümanları itham ediyorum!

Göz kamaştırıcı nefis sofraların başına kurulan o azınlığı itham ediyorum! O azınlık millet için harcamak şöyle dursun, saymayı bile düşünmedikleri haram paraların üstüne öylece yatmaktadır.

Dünyayı zehirli bir ağ gibi saran bu düzene karşı durmak lazım. Bunun için bize bilinçli bir halk mücadelesi lazımdır. Çünkü ancak böyle bir güç bir sistemin sonu olabilir.

Bütün Halklar Birleşin!

Gelin kendimize sömürülmeden hak ettiğimiz gibi yaşayabileceğimiz bir dünya inşa edelim.

Bir Cevap Yazın