İnsanın ruhu ve bedeni din ahlakını yaşayacak şekilde yaratılmış. Yaratılışına uygun davranmadığında insan, maddi ve manevi yönden bozulur, çöker. Allah’a yakın olmadıkça, O’nu gücü yettiğince sevmedikçe insanın kalbi bunalır. Din ahlakından uzak olmak, insana ‘stres’ denilen azabı yaşatır.

 Kimi zaman yaşanan bir soruna çözüm bulamaz insan. Hele bir de üst üste gelmiş ve sorunlar yığılmışsa, çözümü genellikle yanlış yerde arar.

 Ne yapar?.. Kendisine en yakın dost olan Rabb’ine sığınmak yerine apaçık düşmanı olan şeytanın telkinine kulak verir.

Şeytan şunları söyler: “Kafayı dağıtmak lazım.” Bu söz gerçekte, “boş işlere yönel” anlamındadır. Telkin işe yarar; çözüm, ya insana hiçbir şey katmayan bir kitap okumak ya da sıradan bir film izlemektir.. Veya kafa dağıtmaya en uygun bir eğlence mekanında her şeyi unutmaktır. 

Film izlenir, kitap okunur, gidilen eğlence mekanından kafa içkiyle bitkinleşmiş, sigara ve dumanıyla sersemleşmiş halde eve dönülür. Ancak sorun hala çözülmemiştir.

Sorunların, musibetlerin tek çözümü vardır; Allah’a yönelmek, O’na güvenip dayanmak, O’nu çok sevmek ve Kur’an’ı yaşamak… Sıkıntıların kaynağı Allah’tan ve Kur’an’dan uzaklaşmaktır. İnsan Kur’an’ı yaşam rehberi olarak aldığında mutlu olur. Allah, mutluluğu hak kitaba uyulup uyulmamasına bağlamıştır.

Kur’an, insana doğruyu, yanlışı, iyiyi ve kötüyü haber verir. Aklını nasıl kullanacağını, iyi ve kötüyü nasıl ayırt edebileceğini, nasıl düşünmesi gerektiğini bildirir. Yaşamının merkezine Kur’an’ı yerleştiren insan, bu İlahi mesaj doğrultusunda yaşadığında, gerçek akla ve vicdana sahip olur. 

Allah, Kendisini dost edindiği, yalnız O’ndan yardım dilediği, beğendiği ahlakı yaşadığı takdirde, kulu için en hayırlısını yaratacaktır. Çözüme ulaşmak için gösterdiği çaba da kişinin fiili duası olacaktır; tek çözüm Allah’ın elindedir.

İnanan insan şuurlu olarak düşünmeli, araştırmalı ve okumalı. Kur’an, insanları bilimsel araştırmalar yapmaları yönünde teşvik eder; “İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.” (Ankebut Suresi, 43) ifadesiyle ve pek çok ayetle, yarattığı herşey üzerinde düşünmeye yönlendirir. Allah’ın, benzersiz sanatıyla göklerde ve yerde yarattığı her detay, insanın Rabb’ine olan sevgisini, saygı dolu korkusunu artırır, imanını derinleştirir.

Bir din adamından işittiğim, “derin düşünmeye gerek yok, kocakarı imanı yeterli” söylemi oldukça tehlikeli. Bu amiyane tabirle kastedilen, şuursuz, fazla düşünmeyen, araştırmayan, okumayan, yalnızca “inandım” diyerek kendisini yeterli bulan insan modeli. Allah kulundan yüzeysel değil, gerçek, derin ve yıkılmaz bir iman ister.

Samimi inanan insan, aklı açık, bilinçli, ayrıntılı düşünüp en uygun kararları alabilen insandır. Şeytan, vesvese vererek anlık da olsa kafasını karıştırmaya, onu gaflete düşürmeye çalışabilir. Ancak tüm bunların şeytanın vesvesesi olduğunun bilincindeki mümin, Rabb’ine yönelir, O’na sığınır.

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki (hayatı) için en güzel şekilde hazırlanan. İşte onlar en akıllı-şuurlu olanlardır” şeklinde buyurur. (İbni Mace, Cilt 10, Syf.540)

Dini yaşamak,  beraberinde tevekkülü ve kadere teslimiyetin huzurunu getirir. İnanan insan işlerinde yalnızca Allah’ı vekil tutar, yaşadığı olaylar karşısında Allah’ı hoşnut edecek tavırları sergiler. Olumsuz gibi görünen bir olayla bile karşılaşsa, bunun Allah’tan bir imtihan olduğunun bilincindedir. Bu yüzden, ümitsizliğe, üzüntü ve strese kapılmaz. Güçlü inancı nedeniyle hiçbir olumsuz olaydan etkilenip güçsüzleşmez. Kur’an’a uygun davranmış olmanın vicdani rahatlığını ve kadere tevekkülün lüksünü yaşar.

İnsan, “kafasını “dağıtmak” yerine aklını kullanmayı seçmeli. O takdirde aldığı kararlar da hikmetli ve isabetli olacaktır.

 

Fuat Türker 

Bir Cevap Yazın