Günümüz toplumunda çok yaygın bir düşünce hâkimdir. “Din, kişiyle Allah arasındadır” ve “herkes inançlarını dört duvar arasında yaşamalıdır”. İnançların dışa dönük yaşanması ve yaygınlaştırılmaya çalışılması gereksiz, gösteriş amaçlı bir eylem olarak görülür ve bir kısım insan tarafından kınanır.

Elbette çıkar ve gösteriş amacıyla dini konuları istismar eden insanlar her toplumda mevcuttur. Ancak hiçbir çıkar gözetmeksizin yalnızca Allah’ın sevgi ve rızasını kazanmak amacıyla O’nun dinine yardım eden samimi kişileri ayırt edebilmek gerekir. Allah yolunda samimi mücadele eden kişiler, gerekirse canlarını ve mallarını hiç düşünmeden bu uğurda harcarlar. Ayetlere tam iman ettikleri için, İslam’a ve Müslümanlara yardım ederek mallarının veya canlarının eksilmesinden korkmazlar.  Çünkü Allah ayetlerinde, dinine yardım edene yardım edeceğini ve ayaklarını sağlamlaştıracağını vaat eder.

Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslama ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır. (Muhammed Suresi, 7)

Bir Müslüman’ın en önemli görevlerinden biri, çevresindeki insanlara Kuran ahlakını anlatmak ve onları Allah’a iman etmeye teşvik etmektir. Kuran’da Müslümanların insanları uyarmalarıyla ilgili çok açık ve kesin hükümler vardır. Bunlardan bir tanesi Müddesir Suresi’nin 1. ve 2. ayetlerinde bildirilmiştir:

“Ey bürünüp örtünen, kalk (ve) bundan böyle uyar.” (Müddessir Suresi, 1-2)

Allah Şuara Suresi’nin 214. ayetinde “(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.” buyurmuştur. Bir başka ayette ise yarattığı tüm nimetleri durmaksızın anlatmamızı emretmiştir.

“Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” (Duha Suresi, 11)

Samimi bir Müslüman, Kuran’da Rabbinin emrettiği tüm ayetleri titizlikle yerine getirmeye gücü yettiğince gayret eder. Sadece namaz kılıp oruç tutarak, yaptığı kadarını yeterli bulup tebliğ ayetlerinden kendini müstağni görmez. Rabbinin nimetini anlatacak fırsatı olup da insanların tepkilerinden çekinerek bu ibadeti yerine getirmeyen kişi, eline geçen ecir fırsatını kaçırmış olur. Oysa Allah insanların değil, yalnızca Kendi rızasının gözetilmesini emreder. İslam dininin yaygınlaşması için çaba sarf etmeyen insanlarla, hayatlarını Allah yoluna adayan, 24 saatlerini bu uğurda kullanan insanlar elbette Allah katında eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihat edenleri oturanlara göre üstün kılmıştır.

Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va’detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Nisa Suresi, 95)

Müslüman’ın en birinci mesleği mümin olmaktır. Mümin olmanın tüm gereklerini yerine getirirken, aynı zamanda çevrelerindeki kişileri de teşvik etmekle sorumludurlar. Kuran’da, inananların tüm hayatlarını tebliğ, yani dinlerini anlatmak üzerine bina etmeleri gerektiği bildirilir. İman edenler işlerini, yerleşim yerlerini, yaşam biçimlerini bu sorumluluklarına göre düzenlerler. Bir Müslüman için, Allah’ın varlığı ve gücünün tüm insanlar tarafından bilinmesi, insanların sonsuz cehennemden haberdar edilerek dünyadaki amellerinden sorguya çekileceklerinin hatırlatılması, kendi eğlencesi ve rahatından çok daha önemlidir. İyi insan olmanın yeterli olduğunu düşünen pek çok insanın gaflet uykusundan uyanması ve din ahlakını yaşamadıkları takdirde nasıl bir sonun kendilerini beklediğini öğrenmeleri konusunda ellerinden gelen çabayı gösterirler. Allah’ın müminlere olan bu emri bir ayette şöyle ifade edilmiştir:

“İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.” (Meryem Suresi, 39)

Müslümanlar çok önemli olan tebliğ ibadetini yerine getirirken yine ayetler ışığında hareket ederek yumuşak ve güzel sözle insanları İslam’a davet ederler.

Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi… (Ali İmran Suresi, 159)

Asla “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…” (Bakara Suresi, 256) Unutmamak gerekir ki tebliğ yapılan kişi, şayet kaderinde iman etmek varsa Allah’ın izni ve dilemesi ile imanı tercih eder. İnsanlar iman etmiyor diye üzüntü duymak mümine yakışan bir tavır olmaz. Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir. Bir ayetinde Rabbimiz, peygamber efendimiz (sav)’i bu konuda şöyle uyarmıştır:

Şimdi onlar bu söze (Kur’an’a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)? (Kehf Suresi, 6)

Müslümanlar, hiçbir konuda kendilerini yeterli görmeden, bir saat sonra ölecekmiş gibi ahiretleri için var güçleriyle çalışmalı ve bunu kendilerine görev edinmelidirler. Amaca giden araçlara dua mahiyetinde sarılarak, Allah’a kul olmanın bütün gereklerini eksiksiz yerine getirip, ahirette Rablerinin yüzünü ve hoşnutluğunu kazanmak için yaşamlarını, ölümlerini, kısacası her şeylerini Allah’a adayarak yaşamalıdırlar.

De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (En’am Suresi, 162)

Bu yazı selamhaber ‘da yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın