b-34027-intiharİntihar davranışı evrensel bir sorun olarak başta psikoloji olmak üzere insanla ilgili pek çok bilim dalını ve sosyal kurumu ilgilendirmektedir. Çok eski çağlardan beri kendine zarar verenler bulunmasına rağmen intihar sözcüğü 18 nci yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Kısaca “bir insanın toplumsal ve ruhsal sebeplerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi” olarak tanımlanan intihar kelimesi, Latince “sui (kendi)” ve “cadere (öldürmek)” köklerinden gelen “suicidum” kilemesi ile ilk kez, 1737 de “dictionaire de L’academie” yer almıştır. İntihar kelimesi Türkçeye Tanzimat döneminde batı dillerinden yapılan çevirilerde “suicide” sözcüğüne karşılık olarak girmiştir. Bu sözcük Arapçada kurban demek olan “nahr”dan türeyerek gelmektedir..

İntihar kişinin kendisini cezalandırma ve yaşamına son verme amacını taşıyan, ciddi yaralanma ve ölüme yo6l açabilen, amaçlı bir düşünce ya da eylemdir. Dünya sağlık örgütü intiharları, “gerçek intiharlar” ve “intihar girişimleri” olarak ikiye ayırır. Gerçek intiharlar ölümle sonuçlanır. İntihar girişimleri ise bireyin kendisini yok etmek,. Zarar vermek zehirlemek amacıyla gerçekleştirdiği intihara yönelik, ölümcül olmayan tüm istemli girişimlerdir. İntihar konusunda çeşitli tanımlar yapılmıştır ve bu tanımların birbirini tamamlayan çeşitli yönleri bulunmaktadır.

Schilder’e (1951) göre intihar, bir diğer insana yöneltilmek istenen kızgınlığın kişinin kendi üzerine çevrilmesinin yanı sıra, sevgisini esirgeyen bu insanı cezalandırmanın ya da baş edilemeyen güç lüklerden kaçışın anlatımıdır.

Ruh bilimi görüşüne göre, tüm intiharlarda bir cinayet ihtimali vardır. Freud’un ruh bilimi kuramına göre intihar üzüntü, kederle ilgilidir ve üzüntünün sorunda ortaya çıkan en ağır durumdur. Bu kurama göre kişide sevilen bir nesnenin kaybı olmakta (gerçek y da hayali bir yakının kaybı, ölümü vb.), kişi o nesneyi içine almakta, onunla bütünleşmekte, daha sonra kaybedilen nesneye yönelik düşmanca duygular artık kişinin kendi benliğine dönmekte, yani kişi saldırgan duygularını kendi benliğine yöneltmektedir.

Bernfeld’a göre intihar eden kişi gerçekte bir başka insanı öldürmek istemektedir. Bu eylemi yapabilmesi için, bu insanı güçlü bir biç imde iç selleştirmiş olması gerekir. Ayrıca, öldürme isteğinden dolayı duyduğu suçluluğun karşılığını da ödemiş olur.

Yine bir ruh bilimci olan Alfred Adler daha uzmanlığının başlarında intiharın bir “öç alma haretei “ olduğunu belirtmiştir. İntiharın yakınları akrabaları etkilemek, bu yolla kaybedilenleri geri kazanmak amacına dönük olduğunu belirtir. Bu nedenle intiharı bir türlü iletişim aracı olarak görür.

Fenikel’a göre intihar sevilen birinin ölümünün ardından onunla yeniden birleşme arzusudur.

Durkheim’a göre ölüme götüreceğini bilerek, olay kurbanı tarafından girişilen olumsuz bir eylemin doğrudan doğruya, ya da dolaylı olarak meydana getirdiği her ölüme intihar denir.

İntihara ilişkin her yeni kuram olgunun bir boyutuna yeni bir ışık tutar. Ama hemen her kuramda birçok eksiklikler saptanabilir. Bu kuramların ve tanımların hepsi aslında birbirini bütünleyen bilgiler sunmaktadırlar. Freud’un bireysel ağırlıklı kuramı Durkheim’ın sosyal ağırlıklı kuramını bütünlüyor gibidir.

İntiharın Ruhsal Hareketliliği:

Yukarıda açıklanan ve yazılı tanımlar incelendiğinde intiharın karışık bir psikodinamiğinin olduğu anlaşılmaktadır.

Kendi canına kıyma, gençlik çağında, trafik kazalarından sonra gelen en önemli ölüm nedenidir. ABD’de her yıl 15-20 yaşları arasında 4000 gencin intihar ettiği saptanmıştır. Bu sayı tüm nüfus inde görülen intiharların % 12 sini oluşturmaktadır. İntihar girişimlerinin ise tamamlanan intiharların en az üç katı olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca erkekler arasında ölümle sonuçlanan intiharlar kızları göre üç kat yüksektir.

İntihar girişimi, çaresiz kalan kişinin sorunlarından umutsuz bir kaçış olarak yorumlanabilir. Bu sorunlar kendinden ve çevreden kaynaklanabilir. Sonuçta kişi hiçbir çıkış yolu olmadığını, olaylar karşısında eli kolu bağlı kaldığını anlamakta umutsuzluk, karamsarlık ve çaresizlik içine düşmekte gidişi değiştirecek güçten yoksun kaldığını görmektedir. Kendini ezilmiş, köşeye sıkıştırılmış hissetmekte, duyduğu öfkeyi dışa boşaltamadığı için kendine yöneltmektedir. İntihara kalkışması hem kendini cezalandırma hem de bu duruma düşmesine neden olanlardan bir öç alma davranışıdır.

İntihar davranışı bir anda oluveren bir eylemdir ancak hazırlığı uzun sürer. Gencin çocukluğundan bu yana süregelen sorunlara, ergenlik çağında ortaya çıkan yeni çatışmalar ve durumlar eklenir. Gencin çevresi ile ilişkileri bozulur, yalnızlaşır, desteksiz kalır. Genellikle son bir olay, bir çatışma, bir darbe, örseleyici bir yaşantı gencin savunmalarını yıkarak öz kıyımın tetiğini çeker.

Yapılan araştırmalar intihar girişiminde bulunan gençlerin çok sorunlu bir ortamda yaşayan sorunlu kişiler olduğunu göstermektedir. Teicher ve jacobs tarafından ABD’de yapılan bir araştırmada incelenen gençlerin % 72 sinin ölüm ve boşanma nedeniyle öz ana babalarından ayrı düşen gençler olduğu saptanmıştır. En dikkat çekici bir tespit ise ailelerin % 20 sinde intihar girişimi yapmış ibr ana veya baba bulunmasıdır. İntihar davranışında bulunmayan gençlerle karşılaştırılınca, intihara kalkışan gençlerin ailelerinde intihar girişiminde bulunan ana baba oranı üç kat daha fazladır.

Yapılan araştırmalarda üstünde en çok durulan etkenlerden belki de en önemlisi erken çocuklukta geçirilen yoksunluklardır. Ana babadan ayrılma, ana babadan birinin ölümü ve anasız babasız büyüme, ileri yaşlarda çöküntü ve intihara yatkınlık yaratan başlıca etkenlerden biridir. Ancak bundan ana ve babasız büyün her çocuğun ileride çöküntüye uğrayacağı sonucu çıkarılamaz. Yitirilen kişinin yerine kimin aldığı, çocuğun ölüm sonrası ilişkilerinin ne denli doyurucu olduğu önem kazanır. Buna karşılık ana babalı büyüyen bir çocuk yetersiz sevgiyle büyüyebilir, örselenebilir. Gerçekten bazı araştırmalarda intihar eden bazı gençlerin ana babalarının duygusal bakımdan sevecen olmayan çocuklarını benimsemeyen kişilik yapısında olduklarını vurgulamışlardır.

Türkiye’de çocuk ve gençler arasında yapılan bir araştırmada, intihar girişiminde bulunan çocuk ve gençlerin ailelerinde şu bulgular saptanmıştır. Otuz çocuktan beşi ölüm nedeniyle babasız kalmıştır. Babalardan biri, annelerden dördü intihar etmiştir. Yakın akrabalarda intihar yoluyla üç ölüm olayı, bir de intihar girişimi vardır. Otuz ana babadan beş aile ile boşanmış beş aile dışında kalan 21 aileden 17’sinde çok belirgin anlaşmazlık ve geçimsizlik saptanmıştır. İntihar girişiminde bulunan gençlerin çoğunluğunda davranış bozukluğu belirtileri saptanmıştır. Söz dinlememe, karşı gelme, yalan söyleme, evden kaçma, hırçınlık gibi. Gencin ailesi ve çevresiyle ilişkileri sürekli gergin ve bozuktur. Gençlerin bir bölümünde ise karamsarlık, isteksizlik, üzüntü, yalnızlık gibi içe çekilme belirtileri egemendir. Ön belirtiler ne olursa olsun intihar girişiminde bulunan gençlerin sorunlarla karşılaştıklarında bunları çözemediklerinden, güç durumlarda konuşacak, danışacak birini bulamadıklarından yakınmaları ilginçtir

3. İntihar ve intihara teşebbüsün nedenleri:

İntihar olgusunun gerçekleşmesinde genellikle üç etmenin rol oynadığı kabul edilir. Bunlar;

a. Toplumsal etmenler: intihar oranı bir toplumdan diğerine değişir. İlk kez Fransız toplum bilimcisi Emile Durkhiem 1887 de yayımlamış olduğu “le suicide” adlı ünlü kitabında, bu sorunu verilerle ve toplumsal yönleri ile geniş ve ayrıntılı bir biç imde ele almıştır. Durkheim bu incelemesinde, topluma bağlılık oranı yüksek olan kişilerde intihar olaylarının, toplum özdeşleşmesi yapamamış kişilere oranla daha seyrek görüldüğünü açıklamıştır. Aynı incelemede, toplum değerlerinin bozulduğu dönemlerde de intihar olayların arttığı saptanmıştır. Durkheim bu bulgulardan, kişinin özdeşleştiği toplumla olan bağlarının zayıflamasının ve topluma yabancılaşmasının intihar olaylarında başlıca etmen olduğu sonucuna varmıştır. Durkheim’ın vardığı sonuçlar sonraki yıllarda yapılan birçok araştırmada da doğrulanmıştır. Londra kentinde intiharı inceleyen Sansbury. Toplumdan kopma duygusunun bu olayların oluşumunda en önemli etmen olduğu kanısına varmıştır.

Zorlama etmenleri (kişinin dışından gelen zorlanmalar)

İnsanı kendi canına kıymayı düşündürecek kadar güçlü zorlanmaları Coleman üç gurupta toplar. Bunlar kişinin, 1. ilişkilerinde ortaya çıkan bunalımlar, 2. yenilgiye uğrayarak kendi gözünde değersizleşmesi, 3. yaşamın anlamını ve umudunu yitirme.

Özellikle sonuncu etmene intihar olaylarının çoğunda rastlanır. İnsanlar iç inde bulundukları güç koşulların gün gelip sona ereceğini ve birçok şeyin düzeleceğini umut edebildikleri sürece yaşamlarını sürdürmek için çaba gösterirler.

a. Kişisel etmenler: bir insanın karşılaştığı zorlanmalı durumlara göstereceği tepki, kişiliğin dayanıklılık gücüne bağlıdır. Zorlanmalarla baş etmede yetersiz bir kişilik yapısına sahip olan bir kişi, üstesinden gelemeyeceğine inandığı bir durumla karşılaştığında yaşamına kıyabilir. Ancak bu, her zaman bunun geçerli olduğu anlamına gelmez.

Güvenini ve çaba gösterme gücünü yitiren kişi, çoğu kez iç ine kapanarak başına gelenleri anlamaya ve bir çıkış yolu aramaya çalışır. Ne var ki ağır zorlanmalar karşısında insanın mantıklı düşüncesi de bozulur. İntiharları % 75-80 nin ağır çöküntü durumları sonucu ortaya çıktığı ve çöküntünün temel öğesinin yoğun karamsarlık duygusu olduğu söz önünde tutulduğunda, kişinin diğer çıkış yollarını neden düşünemediğini anlamak güç değildir.

1. yakınlarından özür dileyen, onlara sevgi ve gönül borcunu açıklayan olumlu mektuplar.

2. çevrisindekiler duyulan kızgınlığı doğrudan açıklayan ya da kendini lanetleme biçiminde dile getirilen olumsuz mektuplar.

3. duygusal yönü olmayan, çoğu kez polis vb. kamu kurumlarına hitaben yazılmış ya da başlıksız tarafsız mektuplar.

4. olumlu duyguların ve içe yöneltilmiş düşmanlık duygularının birilkte açıklandığı karışık duygulu mektuplar.

4. Günlük hayatta intihar davranışı:

a. gösteri intiharı; 1. Korkutmak, 2. ilgi ve yardım isteğinde bulunmak, 3, sevgi kazanmak, 4. ileti vermek gibi amaçlarla gerçekleşebilir.

Genellikle toplum ve ç evre tarafından ciddiye alınmayan bu intihar olayı ciddiye alınmalı ve nedenleri araştırılmalıdır. Aksi takdirde böyle bir olay ileride tekrar görülebilir.

b. Gerçek ölüm intiharı; 1. büyük felaketler, 2. maddi ya da manevi önemli kayıplar, 3. okul başarısızlıkları, 4, utanç hissi, 5. aşk intiharı, 6. birlikte intihar edenlerden oluşmaktadır.

İçinde bir tür ileti olmakla birlikte buradaki intiharlar daha çok yaşanan sorunlara çözüm üretecek gücün bulunamadığı ve yaşam doyumunun azaldığı durumlarda daha çok görülür ayrıca burada başvurulan yöntemler de diğerine göre daha öldürücü olanlarıdır.

c. Çöküntü ve intihar riski: intihar, biyo-psiko-sosyal boyutları olan bir eylemdir. Her intihar dene kişinin kesin kes bir ruh hastalığının olması gerekmez. Yani ruhsal hastalığı olmayan kişiler de intihar edebilmektedirler. Ancak intihar eden kişilerin oldukça yüksek düzeyde bir bölümünde çöküntü, şizofreni, kişilik bozuklukları vb. bir ruhsal hastalığın olduğu görülmektedir.

Her çöküntü durumu intiharla sonuçlanmaz, ancak her intiharda belli ölçüde çöküntü vardır. İntihar girişimi bir çöküntü belirtisidir ama her zaman çöküntünün ağırlığıyla orantılı değildir.

Çöküntüye yol açabilecek nedenler bilinse de kimin hangi koşullarda intihar girişimini yapacağını kestirmek zordur. Hangi yaşantı ve durumun gencin dayanma gücünü aşıp, onu intiharın eşiğine getireceği önceden bilenemez. Sürüp giden depresyona karşı kişinin kullanabilmeciği savunmalar pek çoktur. Bu nedenle depresyon maskeli bir şekilde kendini gizleyebilir. Belli bir örseleyici olaydan sonra savunmalar yetersiz kalınca kişi intiharı son çözüm olarak deneyebilir.

Ciddi olarak intihar etmeyi düşünenler yakın bir zamanda uygulamaya koyacakları intihar eylemi için birtakım ipuçları verebilir. Yüksek intihar riski taşıyan kişiler bazen ima yollu konuşmalarla, bazen de davranışlarında anlaşılması güç değişiklikler göstermek suretiyle ipuçları verebilir. Örneğin, “ölmek istiyorum”, “bu bardağı taşıran son damladır”, “ailem bensiz yaşasa daha iyi olacak” “yaşantım hiç zevk vermiyor, yaşamasam daha iyi” şeklindeki konuşmalar bunlara örnek olabilir.

Son zamanlarda neşesini kaybeden, sıkıntılı ve huzursuz olan, eski enerjisini kaybeden, eskisi kadar arkadaş ve sosyal çevresiyle ilgilenmeyen, sabah erken saatlerde uyanıp sıkıntı içinde bulunan ve yeni başlayan günü nasıl geçireceklerini düşünen çöküntü iç indeki kişilerde bu belirtilen türdeki konuşmalar görülürse intihar açısından riskli kimseler olarak düşünülmeli ve en çabuk şekilde sağlık kurumları aracılığıyla bir uzmana götürülmelidir. Bu olanaksız ise uzman görünceye kadar gözetim altında tutulmalıdır.

Bu insanlar kendi yaşantılarının yönü kakında umutsuzluk içindedirler, çoğu kez kendilerin yaşamlarına son vereceklerini ifade edebilirler. Bu durumda henüz intiharı nasıl ve ne zaman gerçekleştireceklerine karar vermemişlerdir. Eğer bu eğilimleri taşıyan kişilerin yaşam koşulları değişmez veya tedavi gedilmezlerse kişi intihar zamanını belirleyerek, intihar için uygun bir yöntemi seçer. İntihar kararı genel olarak birden verilmez, intihar eylemi birden gerçekleştirilmekle birlikte bu karar uzun uzun düşünülerek verilir.

Bu kişi kendini öldürmeye karar vermiş ise alışılmışın dışında hareket etmeye başlar. Örneğin, yemek yemelerini azaltır, fazla konuşmaktan kaçınır, ya çok uyurlar ya da uykusuzdurlar. Kendisini öldürmeye niyetlenen kimse sanki uzak ve uzun bir yola çıkıyormuş gibi h9areket etmeye başlar. Hayatın son günlerinde kendileri için çok değerli şeyleri açığa vururlar, değerli eşyalarını yakınlarına bırakırlar.

5. İntihara karşı alınması gereken tedbirler:

İntihar davranışını önleyebilmek; intihar riski fazla olan kişileri tanıyabilme ve bunların intihara teşebbüs etme isteklerini anlaşabilmekle mümkündür.

İntihar etmeyi düşünen kişiye daha çok tıbbi yardım yapmak, uyumlu bir kişi haline getirmek, kendisi ve sosyal çevresi ile barışık olması iç in çalışmak, bu hayatta değerli bir yerinin olduğunu ve işe yaradığını görmesini sağlamak tedavi için gereklidir. İntihar riski yüksek olan kişilerin özelliklerinin bilinmesi ve intihar riski olan gruplara çeşitli açılardan (kişisel, sosyal, ekonomik, tıbbı) yaklaşılması önemli bir adımdır.

İntihar davranışının oluşumunda, bireyi hayata bağlayan veya uzaklaştıran etmenlerin en önemlisinin kişisel ve sosyal etmenler olduğu göz önüne alınarak insanların bu tür sorunları üzerinde hassasiyetle durulmalıdır.

İntiharın karmaşık yapısı, birbiri ile etkileşim içinde olan pek çok nedeni iç inde barındırması önleme çalışmalarını olumsuz etkileyen bir faktördür. Bu yüzden önleme çalışmalar; uzun dönemli yaklaşımla, hazırlayıcı faktörlerin birbiriyle etkileşimini ortaya koyacak şekilde düzenlenmeli, birey psiko-biyo-sosyal bütünlük içinde ele alınmalıdır.

Kaynaklar: ANKARA: TSK dergisi Sayı:387

Bir Cevap Yazın