İnsanın içindeki sonsuzluk isteği insanlık tarihiyle başlar. Kur’an’da anlatıldığı üzere Hz. Adem (a.s.) cennet’te yaşadığı halde “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?”(Taha Suresi, 120) diyerek vesvese verdiğinde şeytana kanar. Allah; “Andolsun, biz bundan önce Adem’e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.” (Taha Suresi, 115) buyurur. Hz. Adem (as)’ın, cennet’te Allah’ın kontrolünde rahat bir yaşam süreceğini bildiği halde unutması ve şeytanın vaadine aldanması bir zelledir. Bu olay insandaki ölümsüz kılınma arzusuna bir örnek olabilir.

 

İnsan neden ölümsüz kılınmak ister?..

 

Kendinizi toprağın altına girecek olan beyaz kefene sarılmış bir beden olarak düşündünüz mü hiç?.. Dünyada sahip olunabilecek güzellik, güç ve iktidar, aile, şöhret ve servete tutkuyla bağlanmanın bir anlamı var mı sizce? Kaldı ki hepsi dünyada kalacak, ahirete götürülemeyecek şeyler.

 

Dünyadan ahirete götürülecek olan tek bir şey var. O da Allah’ın hoşnutluğu amaçlanarak yapılmış olan salih ameller ve ibadetler.

 

İnsan her nefsin ölümü tadacağını, kendisi de dahil her insanın Rabb’ine döndürüleceğini bildiği halde ölüm düşüncesinden neden kaçınır? Oysa ölümle birlikte kendisini dünyaya bağlayan ne varsa hepsinin yok olacağını bilir. Yine de her an ölümün kendisini bulabileceğinden gaflette dünya hayatına yönelir.

 

Ahireti göz ardı eden ve dünyaya büyük bir tutkuyla bağlanan kişiler, kendilerini dünyada sözde “ölümsüz”leştirmeye çalışır, geride isimlerini sürdürecek bir şey bırakmak isterler.

 

Bunun için denedikleri yollardan biri Kur’an’da, “Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?” (Şuara Suresi, 128-129) ayetiyle haber verildiği gibi yüksek yerlere binalar ve sanat yapıları inşa etmektir.

 

Yaratıcı’sını unutan insan, hayalini kurduğu gibi bir yaşama hiçbir zaman kavuşamaz. Çünkü hedefine ulaştığında tatmin olmaz, hep daha da iyisini ve daha güzelini ister. Parasının az olduğunu düşünür, daha fazlasını kazanmak için uğraşır; daha güzel bir ev görür, onu almak için çaba harcar. Malının, mülkünün ve ‘sefasını sürebileceği’ ömrünün kısıtlı olduğunun şuurunda da değildir.

 

Bu kişi, sahip olduğu dünyevi mal-mülkün kendisini ölümsüzleştireceğini düşünür. “Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. (Hümeze Suresi, 2-3) ayetindeki ifadeyle kişi, “malının kendisini ebedi kılacağını” zannederek müthiş yanılır. Sahip olduklarının azalacağından korkarak, Allah rızası için harcamada bulunmayıp cimrilik eden, gerçekte kendisine cimrilik eder.

 

Allah, “İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz… (Muhammed Suresi, 38) buyurur ve bu gerçeği haber verir.

 

Hep daha fazlasına sahip olma hırsı içinde sınır tanımadan yaşayan kişinin aksine mümin, zenginliği Allah yolunda harcamak için ister; servetini Allah’a vakfeder, O’na hibe eder.

 

Ölümsüzlük isteğine bir diğer örnek de çocuk sahibi olmaya duyulan aşırı tutku. Kur’an bu konuyu da şu ayetle bildirir:

 

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

 

Ahireti ummayan, dünya hayatını asıl hayat olarak görenler, öldükten sonra geride isimlerini sürdürecek çocuklar bırakmayı isterler. Soylarının devamı için kız değil, özellikle erkek çocuk isterler. Bu, dünyevi geçici bir hevestir.

 

Güzel ahlaklı, ailesine ve ülkesine hayırlı çocuklar yetiştirmek istemek kuşkusuz yanlış bir şey değil. Ancak toplumdaki çarpık sisteme uygun olarak bu isteğin nedeninin Allah’ı hoşnut etmek olmadığı açık. Amaç insanın kendi enaniyetini tatmin ve “desinler” mantığı gereği, kendince dünyada isminin devam etmesidir.

Kur’an’da çoğu peygamberin, yaşadıkları ortamda imkanlar zorlu olduğundan uzun süre çocuk sahibi olmadıklarını, ancak yaşlandıklarında kendilerinden sonra dini anlatacak “salih” çocuklar istedikleri bildirilir. Hz. Zekeriya’nın, “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.” (Meryem Suresi, 5,6) diyerek ettiği dua gibi istekleri kendilerinin değil, dinin yararı içindir.

 

Samimi inananlar bilirler ki, mallar ve çocuklar ancak bir imtihan konusudur. “Allah yanında ise büyük bir mükafat vardır. (Enfal Suresi, 28) Müminler bu bilinçle, çocuk sahibi olmayı ancak Allah’ın hoşnutluğu için ister, çocuklarını da Allah rızasına uygun olarak yetiştirirler.

 

Gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah’tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (Ali İmran Suresi, 116)

 

Fuat Türker

1 YORUM

Bir Cevap Yazın