AKP Hükümeti’nin ortaya çıkardığı “Demokratik Açılım” sürecini yaşamaya başladığımızdan beri, Feysbuk’ta hayli ilginç topluluklara ve sayfalara rastlar olduk. Bu toplulukların samimi oldukları gözle görülüyor fakat birçoğu – belki de tamamı – kaş yapayım derken, göz çıkartacak eylemlere, durumlara imza atıyor. Bilerek veya bilmeyerek ortaya koydukları bu tablo, aslında bizlere son derece vahim bir gidişatı işaret etmekle kalmıyor, “demokratik açılımlara gerek var mıydı?” veya “demokratik açılımların zamanı mıydı?” gibi soruları da akla getiriyor.

Bu vahim tablonun en güzel örneklerinden birine, bugün Feysbuk’ta gezerken bizzat şahit olmanın derin üzüntüsü içerisindeyim. Hatta farkında olmadan, bilmeyerek, bu acı gerçeğin bir parçası olmanın sıkıntısını ve utancını ayrıca yaşamaktayım.

İnadına Ne Mutlu Türküm Diyene” adlı sayfa, bugünün siyasi karmaşasına bir tepki olarak Feysbuk’ta gençler tarafından kurulmuş topluluklardan birisi. Bu sayfada, bugün yaşadığım bir tartışma örneğini sizlere aktarmak ve durumu sizlerle bir kez daha irdelemek isterim. Hazırsanız, buyurun başlayalım:

Güsel mi, Güzel mi?

Topluluktaki hanımefendilerden birisi, yönetici tarafından yazılan durum notuna, “güsell” yazarak eşlik etmişti. Ardından bir beyefendi, bu hanımefendiye hitaben, “güzel yazmak varken, neden güsell yazıyorsun ki?” diyerek bir yanıt vermiş, bu yanıtın ardından eklenen bir yorumda, uyarı yapan beyefendiye hitaben, “anlamıyo musun” denmişti. Ardından ben de bu durum karşısında naçizane düşüncelerimi kendilerine ilettim. 

Ve bir Feysbuk geleneği olarak, elbette benim düşüncemin arkasından, bir başka yorum yerini aldı. Topluluk üyelerinden biri düşüncesini, bana hitaben, şu şekilde ifade ediyordu: “Türklüğün korunması için yürek yeter, sen git bunları çocuklara anlat.

Sevgili okur; gördüğünüz üzere burada, tehlikeli bir yolu kendilerine istikamet belirleyen gençlerimizi görüyoruz. Bu topluluğu açmakta samimi olduklarını sanıyorum. Fakat sadece samimiyet yetmiyor, bu istikamette usulüne uygun yol almak lâzım, öyle değil mi?

Bir yandan mevcut siyasi duruma tepkilerini ortaya koyan bu insanlar, diğer taraftan farkında olmadan, temelleri çok daha derine dayanan bir yarayı, kendi elleriyle deşmekle kalmıyor, çevrelerindeki insanları da buna teşvik ediyorlardı.

Belki de bizler, bu gençlerin, bu insanların tavırlarındaki ve tutumlarındaki eksiklikleri ele alırken, konuyu etraflıca irdelemeli, çok daha derine, çok daha eskiye gitmeliyiz. Türkçenin yaşadığı sorunlara ve çıkış noktalarına kadar inmeliyiz. Bunu da ilerleyen yazılarımızda konuşmak, tartışmak üzere diyelim ve geçelim…

 

Vahim Tablo

Bu tabloda şu sonuca ulaşıyoruz, sevgili okur: Toplumumuzda dil bilincini henüz yaygınlaştıramamış, dilin önemini, dilin milli birlik ve beraberliğin en önemli unsuru olduğunu öğretememişiz. Dilin, toplumda değersiz, önemsiz, neredeyse hiçbir işlevi olmayan bir unsur hâlini aldığını bir kez daha görmüş oluyoruz bu tabloda.

Hâlâ bazı gençlerimizin, birtakım değerlerimizi korurken, diğerlerini reddettiklerini, başkalaştırdıklarını ve sanki bundan zevk aldıklarını görerek üzülüyorum. Bilerek veya bilmeyerek sergiledikleri bu tutum, aslında Türkiye’nin ve Türkçenin düşmanlarına pay vermek değil midir? Dilin önemini, dilin hassaslığını, dilin zenginliğini, dilin bir ulusun temel taşı olduğunu bilenler, sizce bu davranışları sergiler mi?

O halde, toplum ve devlet olarak öncelikli görevimiz, ses bayrağımız Türkçemize sahip çıkmak olmalıdır. İşte Feysbuk’taki bu sayfa da, bir yandan Türklüğü koruma altına almaya çalışıyor ve insanların dikkatini bu yöne çekmeye çabalıyorken, diğer taraftan yazık ki, kendi bindiği dalı kesiyor, dilini, kimliğini âdeta öldürüyordu.

Müdahale edilmesi, dikkat çekilmesi ve çözüm bulunması gereken nokta da işte budur!

 

Yeni Bir İstiklâl Harbi Yapılmalı

Bu konuda topyekûn bir savaş gerekli, sevgili okur. Devletiyle, milletiyle, kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, kısacası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin A’dan Z’ye bütün unsurlarıyla, ikinci bir İstiklâl Harbi başlatılmalı. Bu kez canlarımızı verdiğimiz topraklarımız için değil, Türkçemiz için savaşılmalı.

Bu harbin başlatılmasında ne denli geç kaldığımızı, Feysbuk gibi sosyal şebekelerde fazlasıyla görmekteyiz. Basınımız, Türkçenin ortadan kaldırılması için âdeta birbiriyle yarışır duruma geldi. Kitaplarımız, her gün biraz daha yabancılaşan sözcüklerle dolup taşıyor. Yaşam alanlarımızın adresleri artık “tower”lar, “hill”ler, “city”ler oldu. Tabelalarımız turistlere hitap edelim, daha fazla kazanalım derken, bizden iyice uzaklaştı. İşte biz cumhur olarak sevgili okur, bu vaziyetteyken, önceliklerimizi bir kez daha etraflıca ve dikkatlice gözden geçirmeli, ne için ne zaman savaşacağımıza iyi karar vermeliyiz.

İşte bugün tecrübe ettiğim bu olay, durumun sanıldığı kadar küçük olmadığının, aksine çok daha derin, çok daha vahim bir yıkımla karşı karşıya olduğumuzun en güzel örneğidir.

 

Dilimiz, Türkçemiz olmadan, millet olamayız. Dil korunmadan, milletin ve devletin bekasının korunamayacağı genç kuşaklara anlatılmalı. Toplumda bu konuyla ilgili etkili bir savaş başlatılmalı ki, bugün demokratik açılımlarla çözmeye çalıştığımız sorunlarımız kendiliğinden çözülsün, öyle değil mi?

 

Yabancılaşmanın dille başladığı unutulmamalı! Toplumları birbirinden ayıran ve uzaklaştıran ve aynı zamanda birbirine bağlayıp, tek yürek olmasını sağlayan yegâne unsur dildir.

Önceliğimiz, siyasi baskılar nedeniyle, toplumun huzurunu bozan, toplumda ayrışmaya, yersiz ve tehlikeli tartışmaların alevlenerek ciddi kavgalara dönüşmesine yol açan açılımlar öne sürmek olmamalıydı. Daha da kötüsü, toplum buna müsaade etmemeli, önce temel eksikleri için çare dilemeli, iktidarları buna zorlamalıydı. İşte bugün yaşadığımız karmaşık siyasi ortam ve gündem, bu amaçla atılacak adımlar için en doğru zamandır.

Hiç kimse imlâ kurallarına harfiyen uyarak konuşmak veya yazmak zorunda değil. Hiç kimse günlük konuşma dilinde, Türkçeyi bütün kuralları ve yapısı ile konuşmak zorunda değil; zaten böyle bir zorunluluk hiçbir dil için gerekli değil.

Ancak, başından beri konuştuğumuz ve şahit olduğumuz durum farklı ve önemlidir. Herkes bunu dikkatlice kavramalı, geçiştirmemelidir. Bu tıpkı, “damlaya damlaya göl olur” atasözümüzdeki gibi, giderek kangrene dönüşen ve derhal tedavi edilmesi gereken, köklü bir sorundur.

İşte bu sorunun ve bu sorun nedeniyle bugün yaşadığımız diğer birçok sorunun çözümü için, baştaki yeteneksiz yöneticiler yerine, her kötü anında sıkı sıkıya kenetlenmesini başaran Yüce Türk Milleti’ne büyük sorumluluk ve görev düşmektedir.

 

Selçuk ERAT

05 Ekim 2009, İstanbul

www.selcukerat.com

 

PAYLAS
Önceki İçerikCeBIT Eurasia açılışa gün sayıyor!
Sonraki İçerikAğız ve Diş sağlığınız için Sigaradan Vazgeçin
5 Şubat 1982’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da, lise öğrenimini Gebze’de (Kocaeli) tamamladı. Öğrenimine, Anadolu Üniversitesi İşletme - İktisat Fakültesi’nde devam etti. Mimari, heykel ve resimle ilgilendi. Liseye başladığı yıllarda edebiyata olan ilgisi arttı ve bu alanda çalışmaya karar verdi (1997). 1998’de Gebze’ye yerleşti. Gebze’de yayımlanan günlük gazetelerde ve bazı dergilerde köşe yazıları yazdı. Marmara Gazetesi’nde Lacivert Kültür ve Sanat Sayfası’nı; Demokrat Gebze Gazetesi’nde Demokrat Günce Kültür ve Sanat sayfası’nı yayımladı. Arkadaşları ile birlikte Gebze Azim Gazetesi’ni çıkardı; gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü ve tasarımını yaptı. 14 Eylül 2004’te LacivertSanat Kültür ve Sanat Topluluğu’nu kurdu. 1 Kasım 2004’te LacivertSanat internet sitesini açtı. Temmuz 2006’dan itibaren LacivertSanat E-Dergi’yi yayımlamaya başladı. Mayıs 2007’de, iki ayda bir yayımlanan LacivertSanat Fikir Ağırlıklı Kültür, Sanat, Edebiyat, Dil, Tarih ve Toplum Dergisi’ni çıkardı. Çeşitli internet radyolarında edebiyat ve kültür – sanat üzerine programlar hazırlayıp sundu. 01 Ocak 2010’da Türkiye’nin ilk ve tek tematik ağ radyosu Yelken Radyo’yu kurdu. Halen, radyonun yayın yönetmenliğini yapmakta ve program hazırlayıp sunmaktadır. İlk şiir kitabı Yaş, Nisan 2003’te Merhaba Tanıtım tarafından yayımlandı. İkinci şiir kitabı Toz Yanığı, Ağustos 2008’de Ada Yayınları’ndan çıktı. Yazıları, şiirleri ve yaptığı söyleşiler; Ada (Samsun), Ada (Trabzon), Andız, Aykırısanat, Berfin Bahar, Dergâh, Deyiş, Düşle, Ekin Aktüel, Gezgin, Hayâl, Her Şeye Karşın Edebiyat, İmgelem, İspinoz, Kuzeyyıldızı, Mor Taka, Sızıntı, Siyah Beyaz, Şair Çıkmazı, Şehir, Şiir Ülkesi, Taflan, Tay, Türk Dili Dergisi, Ünlem Sanat, Üç Nokta Edebiyat, Yalın Ses, Yaşayan Yarın, Yeniden Siya ve Yeni Yazı dergilerinde; Dünya, Önce Vatan, Marmara, Çağdaş Kent, Demokrat Gebze ile Yeni Gebze gazetelerinde ve birçok yerli ve yabancı internet sitesinde yayımlandı. İstanbul’da yaşamakta olan Selçuk ERAT, Makaleci.Com sitesinde yayın yönetmenliği yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın