Hastaydım, hasta olduğumu ilk öğrendiğimde girdim bunalımın son can çekişlerini yaşıyorum şimdi.Düzelmesi gereken psikolojim, iyiden iyiye bozulmuştu . Onca ilacın yanına birde antidepresanlarda eklenmiş, sabaha ilaç sayılarının azalması için uyanan bir adam haline gelmiştim . Ne çok çilem varmış diye iyice kendime acımaya , herşeyden  kendimi soyutlamaya başlamışken . Onla tanıştım.YA NE ÇOK İSTERDİM SEVDİĞİMLE TANIŞTIM – Demeyi , yada sevgilimle ama biz ŞİMDİLİK  ancak dost olduk . Dostluk belki az gelirde, ayrı ayrı bir bütün olduk. Ben hastalığımın, gelişim evrelerinin son hali için doktorumun tavsiyesi üzerine hazırlanmış olan dvd yi almak için doktorumun bağlı olduğu ismi çokta gerekmeyen sağlık  merkezine  gitmiştim; epey gergin ve keyifsiz olmakla beraber, kanserin bu denli arsızca vücuduma yayılmasınıda, kabullenemiyordum. Bu duygu durumlarının altında bir de; gündeme,  hayata, ayak uydurmak,  sorumluluklarımdanda vazgeçmeme imkan olmadığı bir dönemdeydim.Hastayım, bir küçük beldeye gidiyimde, temiz hava bol oksijen,  sağlıklı bir ortam, v.s v.s.   gibi bir lüksüm yoktu. Dedim  ya, dvd yi almaya gitmiştim.  İçeri girdiğimde, ( o ) mesud tebessümüyle beni karşıladı.

-Buyrun hoş geldiniz.

-Teşekkür ederim . Ben Burhan bey ‘in hastasıyım rahatsızlığımla ilgili bir dvd bırakılmış: olacaktı .İsmim  Savaş GÜRALP.

-Hımmm .Ewet bizzat ben aldım. Şurda yukarda biraz beklerseniz?  Arkadaş  gelecek yardımcı olur size ; dedi.   Masasına gömülerek telefon, hasta  takip formu, gibi genel işlerine döndü.Her geçen dakika gözümde büyüyor; sabırsızlığımı, agresif beden dili hal ve hareketlerine çeviriyordu.Parmaklarımla oynuyor, biraz gezinip oturuyor,  dergileri karıştırmadan yerine koyuyor, kısaca iyiden iyiye geriliyordum.

-Yaa hanımefendi, çokta zor olmasa gerek iki dakika kalkıp, benim şu işimi görmeniz ?

– Beyfendi sakin olun lütfen, elbette yardımcı olmak isterim; ses tonunuzu biraz alçaltırmısınız?

– Siz benim sesimi bırakında, bir zahmet çıkın getirin  şu dvd yi….(!)

-Bakın size anlatmaya çalıştığım şey…

Bana anlatmaya çalıştığı şey çok acıydı.Tekerlekli sandalyede oturuyor olduğunu benim pervasız zihniyetimle şimdi dahada bana yaklaşarak, gözüme sokuyordu.Kalbim yerinden çıkacak gibi hissettim, çok acıdı içim. Telafisi zor bir densizlik, yapmıştım.

-Yaa pardon, fark, fark edemedim.Diye mırıldanmaya çalışırken…

Hışımla açılan kapıya yalvaran gözlerle bakarak, içten içe bir oh çektim.-Geldim Nebiye  çok sıra vardı; bekletmedim umarm.

-Beyfendinin, şu yukarda bir dvd si olacaktı.Dolabın anahtarı da sende, üstelik beyfendiyle biraz soğuk savaşta yaptık;  ilgilenemedim kendisiyle pek.Neyseki durumu anlayınca, saolsun anlayış gösterdi.

-Buyrun beyfendi, beklettiğim için kusura bakmayın Allah, acil şifalar wersin.

-Amin. İyi  günler .. Demekten öteye gidemeden; çıktım.Kızıyordum, kendime ama kızıp kendimi örselemekten ziyade, çok büyük bir merak içindeydim . Bu denli güzel bir kız, eve akşam nasıl gidecekti ? Olasılıklar yürüttüm; kafamda çeşit, çeşit hiç bir olasılık beni tatmin etmiyor . Gözümle onun gidişini görmeyi öle çok istiyordum ki… Mesai saatinin bitimine yakalaşık iki saat vardı . Bekleyeceğim ve göreceğim belki ciddi olarak bir  özürde dilerim; dedim;Kendi kendime…..Yaa konuşmasamda olur, şu içimde ki merakı gidersem de yeter.Karşımda ki bayanın, beni bu denli  meraka sürükleyen en büyük  gerekçesi ,sanırım  acımaktan çok bir erkek içgüdüsü  ve müthiş  beğenisiydi. Gözümde ki öfke perdesi aralanınca,  gerçekten çok etkilenmiştim. İçeride onbeş dakika bekleyemeyen ben, şimdi iki saati göze almıştım.Üstelik elime geçicek hiç bir şeyde yoktu; merakımdan öte. Zamanı, tüm azı dişlerimi ağrıtana kadar kendimi sıka sıka bekledim.YA EVLİYSE, EŞİ GELİP ALIYORSA ? fikri beni büsbütün olanaksızlığa sürüklüyordu.Yok canım ne evlisi,  yüzük falan dikkatimi çekmedi; evli olsa anlardım, diyor kendi kendimi tekrar teselli ediyordum.Neyseki o yüzyirmi dakikalık zaman diliminin sonuna gelmiştim.  Ama yoktu!!!

Tam, yirmi iki dakika kırkbeş saniye sonra  çıktı geldi.Öle çekiciydiki….Oturmuş olduğu sandalye onun en rahat yeriymişte, sanki dinleniyormuş gibi alalade bir şekilde  duruyor, her hareketi, arabaya yön vermek için kalkıştığı her tavrı, öğlesine huşu ve sadelikteydiki, sanki onun gerçek ayaklarıydı o ( İKİ TEKERLEK). Az sonra bir bey geldi, beyde denilmez yaa genç bir delikanlı, köşeye sinmiş  merakımla beraber olacakları bekliyor, kalbimin bu amansız  çırpınışını rahatlatmak istiyordum. Caddenin  öbür ucuna kadar kendi imkanıyla gidip, o deikanlının kucağında arabaya binmesi, beni rahatlatmasıyla birlikte ;delikanlının kimliğide beni ,  yeni  varsayımlara ister istemez itiyordu. Gitmişlerdi,  benden habersiz.Yüreğimse,  bir kaç saat önce gördüğü biri için  çırpınıyor,   boğazım acıyla kitleniyordu.Kendine gel ”Savaş ” falan diyip herşeyi arkada bırakıcak  bir tutumun yanından bile geçmiyordum… .

Herkez  gibi  ben,  en iyi beni bilirdim .Daha önce yüreğim hiiç, bu denli bana orda olduğunu, bu kadar hızlı attığını hissettirmemişti. Acıyormuydum ?  dedim .Asla dedi.İçim ………Ben, hastalığımdan başka bişey düşünemezken,  işte yedinci  gündür bu kapıdaydım . O  NUN GİŞİNE BAKAR, DURUR GÖZLERİM. Bazen zalim bir taş takılırda o tekerleklere, gidip  ona kendimi gösteremem .Şimdi topluyorum,  az daha erken gidip yolunda ki tüm taşları,  düzeltiyorum yolun sonuna kadar  bütün engelleri,  bazen- aslında son iki gündür yaptığım; güller ufalıyorum yollara, rüzgar ve hava el verdiğince,  orda kalanlara gözü ilişiyorda, o tebessüm ediyo, bende o tebessümü  çekiyorumm, taaa içimin en ücra köşelerine dek gönderiyordum.

Mübarek bir cuma günüydü.Nöbetimin  dokuzuncu günü, ellerimde; bir tutam tebessüm için aldığım iri yapraklı kırmızı güllerle, mesai saatinden epeyce önce gelerek başlamıştım . Yollarını gül yapraklarıyla donatmaya,  iyiyden iyiye bunu alışkanlık haline getirmiş olmakla beraber, bir gün tanışabilirmiyiz benim sewdiğim olabilirmi? eşim olabilirmi ? Umudunu ve fikrini kuruyor,  manasız önyargılarla bu düşüncelerimden çarçabuk sıyrılıyordum . Çıkış saatine yaklaşık bir saat vardı.Bana ve  ne yaptığıma bakan insanlara aldırmıyor,  bu işi en güzel şekilde yapmaya devam ediyordum , öle kaptırmış olucam ki kendimi, elim sert bir cisme çarparak  ufak bir sıyrıkla kesildi;  eğilmiş başımı kaldırmamla, Nebiye’yle göz göze geldik . Tam anlamıyla aramızda, yarım metreden az vardı; ve tam gözlerimizin  en derinini görebileceğimiz o hassas mesafedeydik,  paniklemiş ne yapacağımı bilemez bir halde  …..

-Şey, merhaba  dedim.O  güzel olağanının çok üstünde ki gülümsemesi,  yumuşak yüz hatlarıyla,  başını biraz şımarıkça sağ tarafına eğdirip…

-Merhaba, dedi. Devam etti konuşmaya,

-Çok merak ediyordum, bu güzel gülleri her gün bu yola ve hatta benim bineceğim aracın son noktasına kadar serip, beni esrarengizce izleyen kişiyi ? Demek, sizdiniz. Ama neden bu incelik, lütfen susmayın,,,,  emin olun kızmadım; bilakis ölede alıştım ki, ilk zamanlar şaşkınlıkla baktığım gülleri, şimdi gözlerim acaba bu günde varmıdır; endişesiyle arar oldu .Muaynehanede ki arkadaşlar bile; her gün kim uğraşır bu işle, diye meraka girdiler.Dün,  sizi gördük arkanızdan,  fakat çarçabuk kayboldunuz .

-Şey,,,, o günkü sabırsız ve kaba davranışım için sizden özür diliyorum.O gün iş çıkışınızda  da bekledim sizi, daha doğrusu o gün bu özürü  dileyecektm. Fakat o kadar ulaşılmaz  geldiniz ki bana,  böle bir yola başladım . Aslında amacım, sizi etkilemek değildi…

-Yaa ölemi ,,, peki neydi amacınız ?

-Sizin,  gülleri görünce yüzünüzde ki o tebessüm… O tebessümü, her gün tazeleyerek yeniden görebilmek..

-Şey, ne diyeceğimi bilemiyorum .Yanlız hangi kadın olursa olsun,  bu durumdan ve bu düşüncenizden ziyadesiyle etkilenir.  Savaş bey’di dimi, yanlış hatırlamıyorsam….Ben de Nebiye..( memnun oldum ).

-İsminizi hiç unutmadım, biliyorum Nebiye hanım, dedim; ve ilk defa ellerimiz ellerimize  değerek tokalaştık, öle heyecanlıydım ki,  terleme ve üşüme arası bir durumda karın ağrılarım başlamıştı; toy çok toy bir çocuk gibi oluyordum onun yanında.Nebiye’nin teklifi üzerine kordon boyunca yürüdük, ben sandalyesini itiyor.O telaşla evdekilere telefonla, güvende ve iyi olduğunu, bir arkadaşıyla  biraz vakit geçirip güvenle evde olacağını anlatıyor, yalvaran ifadelerle onları ikna etmek,  onaylarını almak için uğraşıyordu.Sandalyeyi sürerken onun arkasında olma fikri canımı epeyce sıkmış, yüzünü görme yüz yüze konuşma arzusuyla gözüme ilk kestirdiğim yere  gitme bişeyler içme teklifini yaptım .Kabul etti. İşlerin bu denli iyi olması şu an geldiğimiz durum beni öyle memnun ediyor.İçimi çoşturuyor  şu dakikaların durmasını, zamanın bu günlük aynı adreste kalmasını istiyordum. Şimdi tekrar gözgözeydik öle narin öle yumuşak bir görüntüsü vardıki, çok uzun cümlelerle konuşuyor ,her kelimenin  verdiği ifadeyi tam olarak yaptığı çağrışımı analamaya çalışıyordum . Bana kendini ve genel yaşantısını  ailesini  anlattıktan sonra, benimde paylaştıklarımı can kulağıyla dinliyor, konuşmanın gidiş hatına göre kah gülüyor, kah kaşlarını çatıyor,  kahta hüzünleniyordu. Ama ben en çok şımarık bir çocuk gibi başını omuzuna eğip alttan alttan tebesümlü bakışlarını seviyordum.Benim hastalığımdan bahsetmeye başlamıştık ki; onun kadar hastalığı bir grip, bir basit soğuk algınlığı, nihayi gelip geçici bir durum haline indirgiyenini görmemiştim.Öle umut vericiydiki….

-Genelikle iyi seyreden bir kanserdir, ( TRİOİT  KANSERİ ) yüzde sekseni papiler, yani iyileşebilen kanser türüdür. Savaş,  çok dirençli olmalısın öle umulmaz vakalar, sevgi ve ilgiyle yüksek moralle kendini iyileştirdi ki, senin  şansın öle çok ki onların yanında, demesiyle bana olan bu güvenin bir şefkat duvarı, işinin bir parçası olarak düşünmek, fikri beni çok yaralamıştı.Onun düşünmesini beklediğim fikir  çıkmazlığı, benim üstümde patlak vermiş, beni iyiden iyiye telaşalndırmış ,hatta öfkelendirmişti ve sordum….

-Ne yani şimdi, senin benim yanımda olma sebebin, bana acıdığın yada hasta olduğum için verilmesi gereken bir acıma bültenimi?

-Hayır Savaş,  genelde insanlar bana acır, senin iyileşme umudun bir insanın gripten ölme şansı kadar. Acıtasyon arıyorsan, benim durumumun belli bir yüzdesi bile yok.Lütfen sakin ol, tabiki hastalığının  şu an burda beraber oturmamızla, yüzde yüz bağlantısı var. Fakat, senin düşündüğün gibi bir durumda değil.

Sanırım bu erkeklere has bir durum, acelecilik, kaybetme korkusu,  peşinden öfke patlamaları… Kadınların gözyaşlarıyla anlatmak istediklerini, biz bir sinir harbine yayıyor, acıyan kalbimizi karşı tarafı acıtarak iyileştiriyorduk.” ON BİR AYDIR BERABERDİK” herşeyi konuşuyorduk.Geleceği, geçmişi, gündemi, ben antideprasları çoktan çöpe atmıştım.Bazen öle anlar geliyodu ki, aynı şeyleri aynı anda yüzlerce defa söyliyebiliyorduk.Mutluyduk işte, hemde çok mutluyduk.Sevgimiz artık öle bir boyut değiştirmişti ki,  onun bir adım sonra ne yapacağını yada benim ne tepki vereceğimi, göz ucuyla bakınca anlıyorduk . HEP TEMKİNLİYDİ AŞKA, sevgimiz en üst doruklarında dolu dizgin yürek dolusu yaşanırken, AŞK için  bir gözyaşı damlası kadar umut yoktu…….O kadar çok korkuyordum ki onu kaybetmekten, etrafında dolaşıp kalıyor, o  aşkın asla   yanına yaklaşamıyordum. Bana bunu öyle ustaca empoze etmiştiki, ne biçim, nasıl bir son yaşayacağımızı  düşünmekten kendimi alamıyordum…

Düşlerde sevmek, yaklaştıkça uzaklaşmak, dokunmaya çalışsan; yok olacağını bilmek…

……………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Çok iyiydi, durumum; bu hastalık vucudumu terk etmekten başka çaresi kalmadığını anlamış, tasını tarağını toplamaya başlamıştı. Ailem iş arkadaşlarım, herkez şaşıyor,  bu denli hızla iyileşmemi Allah ‘ın bir sınavı olarak telafuz ediyor,  biliyoduk Savaş, bu hastalığı yeneceğini biliyoduk, biliyoduk, sesleri yükseliyordu.Kim ne biliyordu ki; aslında girdiğim bu hummalı durumun,  beni nasıl iyileştirirken,  kalbimi her gün parça parça ettiğini, (NEBİYE) inkar ededem hakkını,  ve Alllah’ın senle bana vermiş olduğu lutfu, ama benle ol, benim ol, sonum ol, eşim ol,  diğer yarım ol,  baktığım yerde hep sen ol, ol ki bileyim, çırpınan yüreğimin dineceğini, ol ki şu yalan dünyada tek gerçeğim sen olduğunu…

-Geç çıktın  bu gün ,Nebiye ne oldu?

-Sorma  Savaş,  işten ayrıldım bu gün,

-Ne, neden  ama nasıl ?

-Biliyorsun kardeşimin tayinini bekliyoduk,

-E,  evet

-Kardeşimin tayini çıktı, fakat çok az süremiz var. Hemen göreve çağırıyorlar, ailece gidiceğimizi sana söylemiştim.Biliyorsun ki abimi doğuda şehit verdik.Annem ikinci bir acıya dayanamaz, çocukları nereye biz hepimiz  şimdilik oraya,  kardeşimin belli bir  düzeni olsun belki,  belki dönebiliriz…

-Ne belki? Ya aklım almıyor . Kardeşinin düzeni  olacak belki ama ya sizin düzeniniz, senin işin, bir kişi için üç ayrı düzen bozuluyor, mantıklımı bu sence?

-Koşulsuz sevgide mantık varmıdır ? Biz mantık aramıyoruz Savaş, biz birbirimiz için yaşıyoruz.Ne olur bu kadar dramatize etme olayı .Hadi çok özlersek,  uçak diye bir icaad var ; atlar gelirsin.Benim durumum malum  elimde olsa bende sana gelirim demek isterdim, ama off yorma beni ….

-Yine olayı ne kadar basit ve yalın hale getirdin Nebiye,  biz ne olacağız peki, ne ne olacak yani mektuplaşacakmıyız.Bumu, yoo tabi canım  msn de icaat edildi;  ordanda  konuşuruz.

-Kırıcı oluyosun  Savaş, ne yapabilirim.Gittiğim yerde benim için hayat çok daha zor, belki nefes bile alamıyacağım .YOLUNDAN TRAFİĞİNE, KALDIRIMINA, BULABİLECEĞİM ( TABİİ BULURSAM ) İŞİNE KADAR, HERŞEY ÇOK DAHA ZOR BİR METROPOLDEN BİR TAŞRAYA GİDİYORUM İKİ TEKERLEKLE(!) Kendini  düşünüp bencillik yapacağına, benim penceremden bak lütfen…

Derin bir sesizlik olmuştu, ilk defa sesi yükseliyordu.Nebiye,   ilk defa bağırıyordu.Bu çığlıkların arkası ağlamaklı bir ses tonuna bırakmıştı kendini…Sustum, öle öle acıyodu ki içim çaresizdim. Allah tan tek dilek hakkım olsa onun gitmemesini isterdim.Ne yapabilirdim . Peşinden gitsem hangi sıfatla olacaktı bu? Nebiye ışığım , güneşim, gitme: sensiz kalırsam küflenir ruhum, zindanlara dönerim. Aşkı hangi dilden anlatsam sana, burda benimle kalman gerektiğini, yüzlerce tebessüm var daha sana öğreteceğim desem, yok sen anlamak istediğin gibi anlayacaksın  aşkı, benim hissetiğim gibi bir gönül  lugatı yok, eyy sevgili ki sana aynı duygu durumunu hissettirsin.

-Ne daldın Savaş, bak yine hızlı sürüyosun . Dur, gel yanıma derinlerdesin yine, ne olur yapma dostum yaa dünyanın sonu değil ki.Tekrar görüşeceğiz elbet, bak bu son saatlerimiz, herkezden önce seninleyim işte, ilk senle vedalaşıyorum… Şu kısacık zamanımızı  susarak mı  geçireceğiz?

-Susmasam ne olacak,  karşımda yüreğimle muattap biri olmadıktan sonra? Kelimelerimi büyütsem de içimde, kalıp kocadıktan sonra ne olacak ? Tüm benliğimi sarmışken ruhun,  bakıpta görmeyen gözlerin ne olacak? Yama falanda tutmaz bu gönül,  sen bunu bilsen bilmesen ne olacak?

-Ne olur,  Savaş yeter (!) Defalarca sana söledim.Hayatıma giren asla olmayacak, kimsenin hayatını  kahrolası İKİ TEKERLEK üzerine hapis edemem, dedim . Neden beni anlamıyorsun.Yoruyorsun…

-Hayır  Nebiye, hayır, benim hayatım senin gelişinle mana buldu, gidişinle aynı manasızlığa dönecek, şimdi ne olur ilk ve son kez soruyorum sana,  tüm önyargılarından kurtulsun için, çok ama çok rahat  cevap vermeni istiyorum. Biliyorum, zaman ve mekan uygun değil mucizevi bir tebessüm de  hazırda yok, ama hani küçücük bir ışık  bir damla umut  istiyorum senden.

– Söle  Savaş (!)

– BENİM TÜM KALAN HAYATIMI SENİN ( İKİ TEKERLEĞİNE )VERMEK, VE O TEKERLEKLERİN TAŞIDIĞI  YAŞAM  SEVİNCİMLE, NEBİYEM’LE, SENLE,,,,,,,,,,,,,’ EVLENMEK’ ,,,,,,,,İSTİYORUM…..

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

-BİLİYORDUM CANIM, BU İKİ TEKERLEKLERİ NE DENLİ SEVDİĞİNİ, HİÇ BIKMADAN USANMADAN  BU YANLIZ KİMSESİZ BENİ,  MUTLU ETME HEVESİNİ,ÇOK DİRENDİM SANA,  ÇOK DİRENDİM  BU AŞKA, NE ACIMASIZ  DİYETLER ÖDETTİM  KALBİME, HAKKIN YOK SEVME SEVME DİYE BAĞIRDIM. HER GİDİŞİNİNİN ARDINDAN SESİZCE ÇIĞLIKLAR ATTIM.SEVİYORUM SENİ, SEVİYORUM DİYE KAÇ ŞARKI YAZDIM,  KAÇ  DİLLENDİRİLMEMİŞ BESTE YAPTIM…. BEN BİR GARİP MALUBUM. ŞİMDİ  SIMSIKI TUTTUĞUN ŞU İKİ TEKERLEKLİ ARABA GİBİ, TUTTACAKSAN YÜREĞİMİ,,,,,,,,,,

                                              _______    EVET’ SAVAŞ’ EVET ______

7 YORUMLAR

  1. Çok uzundu, daha kuvvetli bir girişiniz olsaydı da muhakkak su gibi okunurdu. Beğendim,içten ve oldukça samimi. Anlatımı ya da yazım kuralları hakkında henüz yorum yapamam fakat bir şeyler ara ara gözlerimi tırmaladı. Ellerinize sağlık. Cidden ,insan duygusallaşıyor okurken.

  2. Gercekten uzundu, ama bu tarz yazilarin takipcileri cok olur, okuma serefine nail oldum. ve Herkesinde okumasini tavsiye ederim. Boyle buyuk bir yazida hata yapmamak mumkun degil zaten, ancak ilk gunlerdeki Sevda ile suanki sevda arasinda TOROS daglari var. Buyuk ilerleme ve gelisme goruyorum. Buda beni ve biz makalecileri sevindiriyor.

    • :) evet uzundu daha da sürecekti ama işkence olur dedim.İSTEMİYEREKTE OLSA KESTİM.’Toros dağları’ epey keyiflice güldüm çok, çok teşekkür ederim.Biraz ufak çaplı sağlık problemleri yaşıyorum. İlk fırsatta yerimi alıp, bu havayı solumak için sabırsızlanıyorum.Her zaman ki gibi nezaketiniz ve ilginiz için, yürek dolusu teşekkürler. :)

Bir Cevap Yazın