GENELKURMAY Başkanı, Başbakan ve ilgili bakanlarla görüşemez mi!
“Normal algılamanın hâkim olduğu” ülkelerde “olağan” ve “olağandışı” olmak üzere görüşebilir. Türkiye’de ise durum farklıdır. Görevi “gazetecilik” olmasına rağmen “algılamayı çarpıtıp satanların bol olduğu” ülkemizde, bu görüşmeler her zaman çarpıtılır. “Flaş haber bantları” girilir, gündüz saatlerinde olan görüşme için akşam haber bültenlerinde “son dakika-sıcak gelişme” yazıları yazılır ve elde olmayan “içerik çarpıtılarak” Türk halkına satılır…
Sevgili dostlar, habercilik “algılamayı” bozmak-mutasyona uğratmak üstüne kurulamaz. Türkiye’de “hormonlu medya” döneminde yerleşen “bu anlayış” çökecektir ve çökmelidir. Son olarak “haberin tüketicisi” Türk vatandaşlarına, hepimize seslenerek bitiriyorum: “Hormonlu medya” çökerken, “hormonlu-çarpıtılmış algılama tacirliği de çöküyor”. Lütfen “ne tükettiğinize” çok dikkat edin. Algılama ile “gerçek” arasındaki mesafenizi açmalarına izin vermeyin!

TÜSİAD’ın, ‘geçtiği döneme’ dair cevap vermesi gerekenler!

FATİH Altaylı dün çok yerinde bir soru sordu; gazete ilanlarıyla hükümet deviren TÜSİAD’ın son başkanı kimdi? Aynı soruyu biraz değiştirerek soralım: Başkan koltuğunda kimse var mıydı? Hatta şimdi var mı? Bence “yoktu ve hâlâ yok”!
Sevgili dostlar, aylar önce yazdığım “İmralı’dan ateşkes dilenenler” yazımda altını çizerek şu vurguyu yapmıştım: “…Ne süslü salonlarda konuya psikolojik rahatlama ve siyasi rant için çözüm arar gibi görünen TÜSİAD, ne de kim tarafından ‘ortaya atıldığı’ ve kullanma ömrü dolunca ‘paketlenip içeri’ tıkılan Apo; gerçekten o bölgede yaşayıp olanların sıkıntısını içinde hisseden kardeşlerimizin ‘temsilcisi’ olamazlar… ‘Patronlarını öne çıkarıp hükümetin adımlarına ortak etmeye’ çalışan gazeteci kardeşlerimiz, lütfen ve ‘bu gerçeği’ bir zahmet ‘anlasınlar’ ve sağlıklı bir ‘ilerleme’ için gölge etmesinler… Bu sefer ‘birilerine’ bu işten ‘ekmek’ çıkarmasınlar…”
Evet, o dönemde, eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök; “Apo artık çok değişti, 1000 kitap okudu, ciddiye almak gerekir” tadında bir yazı yazmış, TÜSİAD da “konuya dalarak” bu tez üzerinden “açılım stratejisi” gerçekleştirmişti!
O zaman sordum, şimdi “yakın geçmişine dair hesap vermesi gerektiğini” düşündüğüm TÜSİAD’a bir daha sormak istiyorum. TÜSİAD’ın “başkan koltuğu o zaman doluysa ve şimdi de dolduysa”, aşağıdakilere cevap istiyorum:
1- 30.000 Türk-Kürt vatandaşımızın ölümüne sebep olan “bölücübaşıyla” açılım yapmak adına görüşme yoluna girdiniz mi? Bunu yazan gazetecinin “ilk yazdığı mı” yoksa sonra çevirip “son yazdığı mı” doğru?
2- 2001 yılında “Alternatif Coğrafya Kitabı” adlı çalışma yaptınız mı? O çalışma ile ilgili “tespitlerime” hayır kesinlikle “olmadı” diyebilir misiniz?
* Kitap aslında hazırlanmadı, çoğu Fransızca bir belgeden tercüme edildi.
* Olaylara “içinden” değil tamamen “Avrupalı” gibi bakan bir anlayış ile yazıldı.
* Daha o günlerde kitapta “Kıbrıs Adası”, Türk devletinin politikalarına aykırı olarak, AB’ye katılmayı bekleyen “tek bir devlet” olarak gösterildi!
* Kitabın bazı sayfalarında İstanbul’un önünde “Konstantinopolis” ifadesi yer aldı! Bir kere olsa hata diyelim ama birden fazlaydı!
* İnanmayacaksınız ama kitapta Türkiye için şu ifade kullanıldı: “Batı Blokunun Savaştaki Militan Üyesi”! Şaka değil!
* Su sorunu ile ilgili “karikatürlerde” Türkiye “Ortadoğu’da” sorun çıkaran olarak “çizildi”!
* Türkiye’nin güneydoğusu, yapılan özel haritalarda “ayrılıkçı ayaklanmaların çıktığı yerler” olarak gösterildi! Türkiye içinde “hakkını aramak isteyen” kardeşlerimize en büyük haksızlık yapıldı!
Sonuç: “Başkan koltuğu her zaman dolu olan” TÜSİAD’ın bu “detaylar” hakkında bir açıklama yapmasını bekliyorum. Yakın geçmişinizi “açıklayın”, neden “Apo’yu ciddiye alalım” tezini savunduğunuzu “aklileştirin”; ben de Türk halkına aktarayım… Yapamazsanız, “Başkan koltuğu boştu, hâlâ boş” diyenler haklı çıkar!

08.01.2010 18:54 tarihli Yiğit Bulut‘un ‘Hormonlu medya’ çökerken! isimli köşe yazısı

2 YORUMLAR

  1. bunu yeni farketmis olmasi yillardir gazetecilik yapan biri icin anormal! yeni farketmis dedim, vardir birikimi ama!!! sayin Yiğit Bulut yillardir bu caimanin icinde olmasina nazaran suyun akisina giden bir gazeteci bana göre. ‘Hormonlu medya’ ruh yapisi patolojik vaka olan medyamiz yillar öncesinde cöküktü zaten. ensesi kalin ahtapot yapili gazete partonlarinin emirleri altinda köse kapmaca oynayan yazarlari ile türk medyasi yillardan beri asla tirajlari artmamistir, bunu isterseniz avrupada ki medya ile kiyaslayabilirsiniz.
    ikinci bir konu, türk medyasi asla türkiyenin medyasi olmadi. kendi basina bir buyruk olmasi, kendi icinde yanan bir volkana dönerken “köse kapmaca oynayan köse yazarlari bir bir köselerinden kovulmuslardir ” cok zaman faili meshul uzantilarin türklere karsi uzantisi(kusmugu) oldu. akil ve ruh yapisi MADDE ile yogrulmus gazetecileri okumak asla isime gelmiyor.

    ” milletini önemsemeyen bir medya cökmeye mecburdur. ”

    hormanlu ya da hormonsuz medyamiz hakkinda söylenece cok sey var lakin; bu cok seylerin “bos” oldugunun MEDYA oldugudur…

    tsk..ler sevgili “makaleci” kardesim

  2. ICIK hocam kesinlikle size katildigimi belirtmek istiyorum. Bir cok olayda medyanin devletin ve askerinin yaninda olacagina herzaman kotuleyip bazi toplumlari kiskirtmaya calismaktadir. Her zaman devletinde akerinde sorunlari yada hatalari oalbilir, bunlarin uzerine elestirel olarak gidilebilir ancak, son donemde Turk medayasi bazilarinin yada bazi devletlerin usakligini yapmaktadir. Bu ne vahimdir..

Bir Cevap Yazın