“hayata itirazım yok ama bugünlerde küçük bir mutluluğu bile bana çok görenlere çok kırgınım. Nedenini kendime defalarca söylediğim, içinden çıkmak hiç istemediğim bir masumluğun tam ortasındayım. Anlıyorum ki insanı en çok üzen şey beklenen bir şey için defalarca kandırılmakmış. Şimdilerde en ağır yenilginin başkahramanıyım/ sayende bir şeyi çok iyi anladım/ her güzel şey bitermiş!”

Ateşlere yürüyemez her insan. Öyle kolaylıkla “seviyorum seni” diyenlere düşmedi bu aşk! Yatak odasına giden bir saatlik ikiyüzlü sohbetlere bırakmadım ben hiç yüreğimi ve kandırmadım hiç bir bedeni yalan vaatlerle, süslü sözlerle… Gözlerimle konuştum, geceleyin bile karıncalara basmamak için arabamın yolunu değiştirdim. Sevmekse adam gibi, hani ellerini bile tutmayı önemseyişim hep bu yüzdendi. Ne yazık ki bunları anlamadın sen, hep başka tenlerde mutluluğu aradın. Bana hep bitmek bilmeyen dertlerinle, gözyaşlarınla geldin, yetmedi çözüm aradın bu zavallı yüreğimden… Sonraları yine o bilindik adamlara koştun, yine ikiyüzlü mutluluklara bıraktın yüreğini de, bedenini de…

Her gece telefonun başında sessizce beklemelerim, sayısını hatırlayamadığım hayalleri kurarken uyuyakalmalarımın ah bir dili olsa da konuşsa. İsmimi dilinde duymanın heyecanıyla kavrulurken, acaba balkona çıkıp yıldızlara bakar mı diye sokak başında nöbet tutarken ki dualarımı hiç mi hissetmedin? “Boş ver be oğlum yarın görürsün” diye kendimi kandırmalarımı anlatsam, hani gördüğüm her surette sana sarılmak isteyişimi anlatsam anlar mısın? O ağzından düşürmediğin sigara kadar var olamadım hiç yanında, dudaklarından ciğerlerine akan o zehir kadar vakit ayırmadın bu adama, daha ne diyeyim ben sana… Hani artık kelebekler konuşsa, senin bana geleceğin o an kadar şaşırmam! Şunu anlıyorum ki güzel yüzlüm yalnızlık hiç paylaşılmıyormuş, en az ölüm kadar kutsalmış.

Biliyorum benimle olmayacaksın hiç! Ben kabuk bağlamayan yaralarımla demleneceğim, sahildeki martılarla tavla atıp-hayata sataşacağım! Her zaman yaptığım gibi ihtimallere bırakacağım kaderimi, yüzlerce kez aynı yalanlarla susturacağım kalbimin ağlayışlarını. Ama sen hep kanayacaksın içimde, hiç bir zaman duymayacaksın feryadımın müebbet sancısını… Unutulması gereken nesne gibi sileceksin hafızandan beni; hiç yaşanılmamış, değersiz bir anı gibi, unutacaksın!

Ben Allaha yalvarırken, sen hiç dilimden düşmeyeceksin! Seninle yaşayacağım küçük bir anın bile değerini ömrüme bedel biçmişken, sen hayallerimi yaşlandıracaksın. Oysa bir baksaydın kendine ve sana kötü davranan adamlara ve benim sana sahip çıkıp, göğsümün sol tarafını sadece sana hazırladığımı-belki biraz görürdün mutlu olacağın yeri. Evet, sana kızıyorum ama neden karşıma bu kadar geç çıktığın için. Senden gelenlere razıysam, bu belki de yüreğimdeki insan sevgisindendir. Yoksa bu gidişatın dönüşünün bir an önce olması gerekenlere inanmıyorum dersem, yalan söylemiş olurum.

Sen hiçbir zaman bilmeyeceksin son görüştüğümüz o andan sonra yere düşüp, gözümü hastanede açtığımı. Belki duyacaksın arkadaşlarından ama hiç ilgilenmeyeceksin. Bomboş bir kâğıt gibi buruşturup, atacaksın çöpe. Yokluğunda ruhum acıdan kıvranırken, şimdi bedenimin bu kanser belasıyla savaştığını hiç önemsemeyeceksin. Terk ettiğin birçok adamla kıyaslayıp-ruhsuzlaşacaksın ve yabancılaşacaksın! Çünkü tanımıyorsun kendini bile ve beni de tanıttırmıyorsun kendinle…

Artık bu hayat merdivenlerini bir-bir iniyorum, anlamıyor musun ey yar ölüyorum hasretinden! Sen bilir misin bir avarenin sabahları uyandığında neden yastığının nemli olduğunu? Bedenini günden güne eriten kanser belasını unutup, yüreğini prangalayan hasretle, yalan vaatlerle bu virane kentte sürünmeyi… Ey yar sana söylüyorum, neden başın eğik duruyorsun karşımda, hani yürekliydin, hani sana atılan onca haksızlığa rağmen vakurdun. Şimdi neden sana yapılanları, seni seven bu adama yapıyorsun! Ne farkın var şimdi seninde onlardan? Söyle gülüşüne bin anlam yüklediğim benim suçum ne? Çok sevmek mi dersin… Öyle be, evet, çok sevdim seni! Ama adamlığımdan bu, insanlığımdan, inandığımdan bir tatlı gülüşe ama aptallığımdan değil, bilesin!

Hadi şimdi git, çünkü artık bundan sonra benim hesabım Azraille!

(Allah yardımcın olsun güzel dostum… Tez zamanda sağlığına kavuşman dileğiyle, dualarım seninle!)

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikÖlümün kokusu
Sonraki İçerikNeden mi Karadeniz?
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın