Toplumumuzun zihniyetini hayatımızda nasıl bir yere oturtturmalıyız? Bana kalırsa hayatımızın kilometre taşlarını bir bir yerine koyarken ilk önce bu meseleyi düşünmemiz gerekir. Yani bireylerin zihniyetini inşa etme hayatımızda ayrı bir öneme sahip olmalı ve her zaman kafa yormamız gereken bir mesele olarak kalmalı. Bu bağlamda bireylerin zihni yapısı toplumun nasıl şekilleneceğine, insanların nelere boyun eğip nelere başkaldıracağına ve o toplumun kendisini dünyada nasıl bir konuma oturtturacağına karar verir. Ben de zihniyet başlığı altında günümüzdeki İslami yaşama, İslamiyet’in günümüzde nasıl algılandığına kendimce açıklık getirmeye çalışacağım.

İslamiyet’in önerdiği, istediği yaşayış şekli züht yaşamdır. Züht yaşamı da şu şekilde tanımlayabiliriz: Mele (kariyer) ve mütref’ten (konform) sakınmaktır. Kuran’da sık sık geçen mele-i mütref  bir toplumun ileri gelen kariyerist ve konformist takımı demektir. Bunlar Firavun’un sihirbazları gibi hep “Bize ne var?” ona bakarlar. İslamiyet bu tür şahsiyetleri reddeder ve buna karşıda panzehir olarak züht yaşamı öne sürmüştür. Bunları belirttikten sonra gelelim günümüzde bu konuda nasıl davranıldığına. İnsanlar hep bir rekabet içinde. Günümüzde “en iyi mevkide ben olmalıyım” düşünceleriyle yaşayan kariyer düşkünü bir zihniyete tanık olmaktayız. Bu zihniyet egoizm pınarlarından kana kana içmiş. Etrafa “Hep bana, hep bana” nidaları savurmaya alışmış ve bu şekilde hayat damarlarından birini kaybederek yaşam adabını yitirmiş durumdadır. Bir de mütref meselesi var yani bolluk içinde yaşayanlar, nimet denizinde yüzdüğünü sananlar. Rahatlıktan, lüksten şımarmış bireyciliğin köklenmesini sağlayan tabaka. Altındakini görmeyen, yardım etmeyi kırkta bir zanneden şımarık zihniyet. İslamiyet’in özüne tamamen ters bir yaşam şekline bürünmüş durumdalar. Bir arada yaşamayı, paylaşmayı yok sayan bir zihniyet kabul edilemez, bu zihniyete kimsenin boyun eğmemesi lazım. Bu anlattıklarım İslam’ın daha çok devrimci özünü anlamaktır ve günümüzde bu ruha tamamen aykırı yaşayanlara başkaldırmanın, onların boyunduruğu altında yaşamamak için bu zihniyeti yerle bir etmenin gerekliliğini aşılamaktı.

Bir de bu olaya ibadetler perspektifinden bakalım. Acaba İslamiyet’in buyurduğu ibadetlerin özünü anlayabilmiş miyiz? Ali Şeriati’nin deyimiyle şu anki toplum nüsuk (ritüel) den öteye geçemiyorlar ibadet konusunda. İlk önce yapmamız gereken ibadet ile ritüel arasındaki farkı idrak etmek olmalıdır. Benim anladığıma göre namaz camiden çıkınca başlar. Oruç ramazandan sonra başlar. Hac da hacdan döndükten sonra başlar. İşte yanlış yaptığımız nokta burası biz ibadetin ne olduğunu kavrayabilmiş değiliz. Hac Mekke’de, namaz tapınakta, oruçta Ramazan ayında olur biter anlayışına hâkimiz. Oysa bunlar sadece işin ritüelidir. Namaz, oruç, hac’da yapılacak olanlar önceden belirlenmiştir. Bu yüzden bunlar ritüel alanına girer, ibadet değildir. İbadet bunlardan sonra başlar. Namaz kılıyorsun, Allah’ın önünde eğiliyorsun, camiden çıkıyorsun bütün ömrün güçlülerin ve zenginlerin önünde eğilmekle geçiyor. Secdeye varıyorsun, dışarıda burnun havada kibirli kibirli dolaşıyorsun. Kıyamda durmak haksızlığa karşı çıkmadır. Ama hiç bir haksızlığa tek bir kelime bile edemiyorsun. Hac da sıfırlanıyoruz, rütbelerimiz kalmıyor. Safa durma muazzam bir eşitlik gösterisidir. İşte ibadet dediğimiz olay bunları idrak etmektir, yaptığımız hareketler değildir. Namazın, orucun, haccın bize ne mesaj vermek istediğini anlayıp hayatımızı ona göre şekillendirmemizdir ibadet.

Anlatmaya çalıştığım kadarıyla zihniyet meselesi bizim belkemiğimizdir. Dünyayı zihni yapımıza göre şekillendiririz. Görünen dini bırakıp ta yerine Şaman kültürüyle karışmış bir İslamiyet alırsak ne denli doğru düşünmüş oluruz, dünyada nasıl bir düzenin bekçileri olmuş oluruz umarım anlatabilmişimdir. Gönderilen mesajı doğru anlamanın ve görünen İslamiyet’i hayatımızın can damarlarından biri yapmanın vakti geldi de geçiyor. Umarım Hakkı ve Hakkaniyeti hiçbir zaman başköşeden aşağılara indirmeyiz.

6 YORUMLAR

  1. Cok guzel bir yaziydi, zevk alarak ve gercekten hoslanarak okudum. Cogu konuda olaya bakis acisi farkli ele alinmis, buda bir cok kisiyi sasirtacaktir ve “evet ya bu adam hakli” dedirtecek. Ellerine yuregine saglik, bu yazin cok hosuma gitti, cogu kisininde okumasi gerek dusuncesindeyim..

  2. Merhaba. İlgili yazınızı Türkiye’nin İlk ve Tek Tematik Ağ Radyosu Yelken Radyo’nun, 14 Ağustos 2011 Pazar, saat 22.00 – 24.00 aralığında CANLI yayınlanacak olan “Makaleci.Com – Yazılarınız Sesleniyor” programında okuyacağız. Canlı yayın kaydı, daha sonra site yönetimi tarafından yazınızın bulunduğu sayfaya eklenecektir. Yazınızın kaydını “Yelken Radyo Sesli Makaleler” sayfasında da bulabilirsiniz. Ayrıntılar ve bilgi için [email protected] e-posta adresimize başvurabilirsiniz.

    Yazılarınızın devamını bekler, esenlikler dileriz.

    Yelken Radyo

Bir Cevap Yazın