“gün olur ben de giderim bu aşktan sevgilim. Zaten başıma kadar gömülmüşüm sevdanın çamurlu yollarında. Belki dönmem, belki bir daha hiç sevmem kimseleri… Öyle hasretinle savrulurum rüzgârlarla; bir kış vakti üşürse yüreğim, bil ki kapında ölmek istediğim içindir…”

Varsın şimdilik sensiz geçsin ömrüm, senli günlerimden çalarım mutluluğumu. Olmaz deme, olur, hemde bal gibi olur… Neler gördü bu yürek, nelere katlandı bir başına, bir hüzne daha yer var bu bedende. Sen olduğun sürece hiçbir duygu hiçlenmez bende.

Eski bir kırk beşlikle anıyorum senli günlerimi. Her yanım seninle dolu; gecem, gündüzüm olmuşsun, daha ne isterim ki. Varsın bu ömrümün geri kalanı da, hasretinle geçsin. Hep mutlu olacak değilim ya, birazda hüzün dolsun heybem. Yeter ki unutmayayım seni, güneş eğri doğsa da… Hem unutmak ne demek, adının anlamı bile unutulmazken.

Bugün çocuk parkına gideceğim. Akşama kadar oyunlar oynayıp, küseceğim adamlığıma. Zaten büyümek benim neyime, olgun biri gibi davranmanın ne faydasını gördüm ki. Biliyor musun, seninle o parkta birbirimize vurup-kaçmalarımızı özledim. Hani beni hiç yakalayamazdın, yine de pes etmeden koşardın ya ardımdan. İstiyorum ki, yine koş peşimden, söz bu sefer hızlı koşmayacağım! Yeter ki senin her zaman arkamda olduğunu hissedeyim… Söz veriyorum bak, hızlı koşmayacağım!

Ey benim güzel sevgilim, sensiz de eğlenebilir miyim sanıyorsun? Yanılıyorsun işte. Bu hayatın her yanı eğlence olsa, yine de dönüp bakmam, sensiz gülmem, gülemem. Nerede hasret, özlem, gözyaşı varsa oraya koşarım. Bilirim ki sevdiğinden ayrı yaşayan eğleniyorsa, o hiç sevmemiştir, ben bir bunu bilirim. Sevmek, sevdiğinle coşmak demektir! Ayrıca sensizken neden asi olmayayım ki, en çılgın fırtınayı bile durdurup, seni sorarım! İstediğin cevapları alana kadar bırakmam kimseyi öyle kolayca… Sevmek, cesaret işidir; cesaretse, her yüreğin kabullenebileceği bir iş hiç değildir!

Benim kalbim olmuşsun sen! Hangi vakit yağmur yağsa bu kente, aklıma düşer o manalı gözlerin. Derim ki içimden, “ işte kalbimin kadını bu. O gözler, o saçlar için yaşanılmazda, ne için yaşanılır ki…” sen benim en güzel düşüncemsin. Ey benim nazlı sultanım, yürüdüğün yollarda bir başka açar kır çiçekleri. Buralarda bir başkadır ilkbaharın tadı, gökyüzünde ne güzel uçar martılar, kelebekler…

Benim her günüm sana özeldir. Bu köhne dünyanın her kahır dolu çilesi birleşse, yine de uzaklaştıramaz o güzelliğini, kalbinin derinliğini… Sen hiç unutmak için seven birini gördün mü? Sana verebilecek bir kalbim var. Daha buralarda başka hiçbir şeyim yok, kalmadı. Bir kalbime sığdırdım ben adamlığımı. Sana verebilecek başka hiçbir şeyim yok, kalbimden başka… Ömrümden başka!

Bırak bu dünyayı, güneş bile eğri doğsa yine de değiştiremez fikrimi

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikHrant dink ve Ağca
Sonraki İçerikRabb’in Müjdesi
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

9 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın