“yetişemedim yine, göremedim o melek yüzünü, öpüp-sarılamadım! Artık hangi şiiri bacağından tutup çeksem, öksüz kalır şairler. Biliyorum, kim yalnız kalmışsa bu dünyada, çok sevmiştir! Belki de sırf bu yüzden cenazeler mahkûmdur kara toprağa gömülmeye…”

Sevmek vardı, birde sevilmek, birde öyle işte… Ben hep sevmeyi seçtim, çünkü sevildiğimden emin değildim. Ben hep seni sevdiğime inandım, sevgime güvendim; beki bu yüzden sevmeyi seçtim, sevilmemekten çok korktum! Şimdi yüreğim sende kaldıysa, bilirim çok sevdiğimdendir bu! Kalabalıklarda yalnız kaldığımdandır, birde öyle işte…

Sensizken yaptığım tek şey ıslık çalmak. Koltuğa uzanıp saatlerce aynı portreye bakmamın sebebi de sensin. İspanyol valsı yapan bir çift işte! Adam, benim seni hiçbir zaman tutamayacağım bir şekilde tutmuş kadınını… Oysa ne çok isterdim seninle, düğünümüzde vals yapmak…

Düşündükçe çıkamıyorum bu aşktan. Düşünmesem yokluğuna gömülüyorum, ne yapsam hiç bilemiyorum. İnsanın doğumundan itibaren kaderinin çizildiği gibi, aşkınında sınırları çiziliyor. Ve her birey kendi sınırlarında yaşıyor aşkı, eğer çıkılırsa o sınırlardan fedakârlıklar başlıyor. Ben sınır istemiyorum sevgilim, aşkta-meşkte… Yalnızca seni istiyorum!

Dışarıda karlar dans ediyor; pencereye gagasına vuran kuşla başlıyor benim hayat mücadelem. Baban her zamanki gibi balkona mısır, bulgur taneleri bırakıyor. Bense dilimde ıslık, bir melodiden diğerine geçiyorum. Kadere inat, aşka, yalnızlığa… Seni, benden götüren her şeye ıslıkla cevap veriyorum. Zaman her zamanki gibi yine yanlış…

Affetmeyeceğim sevgili, kendimi, inan sensiz geçirdiğim günler için affetmeyeceğim. Bir günahtır seni çok sevipte aramamak… En büyük günahtır sensiz nefes alabilmek ve dahası yaşayabilmek. İnan, hayatın onca keşmekeşliğine harcadığım zamanı, seni bulmak için harcasaydım, dünyanın en mutlu kişisi olurdum…

Seni sevmenin en güzel yanını yaşamak varken, şu halime bak. Her yanımdan dertler saldırıyor; hüzün, keder hiç bu kadar kuşatmamıştı bedenimi. Fırtınadan yara aldım sevgilim… Yokluğuna ısmarlandım, aldandım, kendime kaldım! İşte ben o an paramparça oldum. Suçu hep zamana attım.

Dışarıda her şey öyle güzel ki… El-ele tutuşmuş liseli âşıkların dilinde “seni seviyorum”lar, inan görülmeye değer. Bense yıllardır aynı pencereden bakıyorum yokluğuna. İçimde umutsuzluğun kör kuyusu, hapsetmiş aşkımı. Bana kalan mecnunun ayrılığı sadece. Birde masum kır çiçekleri, gözlerimin önünde… Birde o gün işte, her gece hayalimde canlanan.

Her sabah aynı rüya ile uyanıyorum. Ansızın sana sarıldığım ve dizlerinin önüne çöküp tam seni sevdiğimi söyleyecekken… Ölüyorum!

EMRE ONBEY

6 YORUMLAR

  1. Tebrikler.! herzamanki gibi kaliteli bir yazı.kimimiz,gerçeyini yaşamış,kimide yaşamadan hayal etmiştir.Duygularınızın ifade tarzı çok hoş.Sevmek güzeldir,kavuşulmasada,sevgi insanı besler büyütür,geliştirir,daha ince daha naif olmasını sağlar.Gerçek Aşk ilahi aşkla bağlantılıdır.

Bir Cevap Yazın