Birileri geceleri ayrılığa dönüşüyor, diğerleri kavuşmaya; ne garip ben her gece her şeye inat sadece sen oluyorum. Ara sıra kendimi görüyorum, ardıma bakmadan uzaklaşıyorum. Korkuyorum aslında kendime dönüşmekten, bir daha sen olamamaktan… öyle ya geceleri kimileri şeytan oluyor, kimisi de aşkından şair!

…yalan değil sevmiyorum insanları. Yediğim her kazıkta daha da kaçıyorum onlardan. Hep en sevilesi yerlerimden vuruyorlar. Birde hiç utanmadan “nasılsın” diyorlar. “Çok iyiyim elbette, hiç olmadığım kadar iyiyim,” diye, tebessümle selamlıyorum onları… aslında farkında değiller, evimdeki hayvanların sayısının onlardan daha fazla olduğunun. Düşününce güven, sadakat, sevgi sadece evimdeki hayvan dostlarımdan ibaret.

Yazmayı sevmeseydim eğer, yaşamayı da sevmeye bilirdim. Küçücük kelimelerden inşa ettiğim dev cümleler çoğu zaman geri dönüyor bana. Bir çocuk dönüp gülümsediğinde, bir yaşlı teyze dua ettiğinde anlıyorum hayatın en gizemli yanının küçücük şeylerde gizli olduğunu. Yalnız insanları daha çok seviyorum. Ve inanıyorum yalnızlığın insanı çok daha olgunlaştırdığını. Gerçi zamanla insan istemese de yalnızlaşıyor hayata karşı, bu aslında öyle olması gerektiğinden değil de, insanın kendini biraz daha fazla düşünmesinden kaynaklanıyor. Hayatının elinden su misali aktığını görmek ve buna karşı direnemediğini görmek zor!

Sevdiğim kadın arıyor telefonla ara sıra, işte hayatım o anda birden değişiyor. İyi biri olduğumu düşünmeye başlıyorum, hani elimde taş olsa un ufak edebilecek kadar güçlü hissediyorum kendimi. Mutlu oluyorum, biraz olsun kendimi düşünmek istiyorum. Zamanın benden yana olmasını ve o an ne konuşulduysa geleceğe dair yatırım olmasını ümit ediyorum ama sonunda “görüşürüz sonra…” demelere kalıyor, biraz ölüyorum!

Büyük bir boşluğun ortasındayım, nereden bakarsam bakayım en orta yerinde. Bir bilinmezlik kuşatmış etrafımı, bunu, bana yaklaşan herkeste görebiliyorum. Herkes tedirgin aslında, bir şeyleri kaybetmekten korkanlar azımsanmayacak kadar çok… ve şaşırtıcı, kimse umudu harfler kadar sahiplenemiyor. Aslında kimse hiçbir şeyi sahiplenmek istemiyor, sahiplenilmek daha da bir ihtiyaç halinde ve bu durum en çok çocukların umurunda.

Birileri hala birşeylere dönüşme çabasında, aslında bu yazı neden böyle oldu onu da anlamış değilim. Hayat gibi işte, tutarsız, umarsız bir yazı oldu… biraz oradan biraz buradan vurdu duygular, her şey ortak olmak istedi biraz, e haliyle paramparça bir ben çıktı ortaya… ben iyiyim bu arada, hem de çok iyi, iç huzurum çok yerinde. Hala gülümseyebiliyorum hayata, yine de yalan değil sevmiyorum insanları…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikHeykel benim Hürrem Sultanım
Sonraki İçerikAllah Dostlarından Seçkin Sözler
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın