“hayatıma kimseleri müdahale ettirmiyorum, çünkü ben kendime yıllardır yetiyorum. İkinci bir kişi öldürür beni! Sürünmekten değil korkum, alışığım ona nasıl olsa ama bir gülüşe kanıp-yalan vaatlerin adamı olmak istemiyorum! Önce bir kendimi keşfedeyim-söz sevgili-hayatıma ilk seni müdahale ettireceğim!”

Kendimi pek önemsemiyorum, belki bu yüzdendir aynalara bakıp “hay senin adamlığına”” deyişlerim. Yıllardır ikinci bir yastığa sarılıp uyumanın yıkımlarıyla geldim neredeyse otuz yaşıma. Hiçbir şeye ait olmayışlar ama her şeye muhtaç olmalar kadar anlamsız artık bu hayat bana. Penceremi açıp-yüzüme esen sanki rüzgâr değil de acılarımı azaltan bir merhem, en son annem üflerdi bu kadar naif! Galiba bir kucak dolusu sevgiye ihtiyacım var.

Bu aralar bir dokunuşa, tatlı bir söze, herkesten daha fazla ihtiyacım var. Sanki yüreğimden sokak çocuklarının cenazeleri kalkıyor, ruhum apansız dualarda, sözüm kar etmiyor artık. Bilmediğim yerlerimden kanıyor yaralarım, durmadan damlıyor, dinmiyor hiç. Kafamı kaldırıp yıldızlara baktığımda sanki yok oluyor tüm parıltılar içimde. Bir mum ışığına teslim oluyor karanlığım, unutuyorum yıldızları da, biraz efkârımı da… Her şeyi atıp bir kenara, nemli yastığıma sarılıp, iki damla gözyaşı daha döküyorum. Ve konuşmuyorum/tüm gece/susuyorum!

Hüzünleriyle saldırıyor hayat nedense… Tuhaf bir haldeyim; küçük bir çocuğun yalanına kanacak kadar, masumum. Elimde bir kurşun kalem beynimden, yüreğimden geçen anlık ne varsa yazıyorum bu kırışık deftere. Sayfa sonu gelsin uyuyayım artık derken, sonu yaklaştığında bitmesin diyebilecek kadar da ikiyüzlü olabiliyorum. En çok okunan yazar olmaktansa, en çok anlanan bir edebiyat aşığı olmak istiyorum. Dertleşirken-bilgilendirmek, severken-hüzünlenmek ama en çok sevişmek hayatla… Umutla bakabilmenin, her şeyin güzelliğine, tabiatına inanmanın keyfini tattırmak istiyorum dostlarıma. Ama sensiz asla, sensiz olmaz!

Geçenlerde aynaya bakacak yüzüm oldu. Biraz güldüm kendime sonra uzun-uzun baktım. İnsan kendini özlüyormuş, hani imkânım olsa sarılırdım bedenime, öpmek isterdim yanaklarımdan. Garip bir düşünce olduğunun farkındayım ama kendimin de değerini bilmeliyim, bunu en azından seni tanıdıktan sonra yapabilmeliyim, öyle değil mi? Neyse nerede kalmıştım. Evet, aynaya bakınca bu sefer “helal olsun sana” dedim, kendime; yıllarca kendisini eleştiren, değer vermeyen ben, bu sefer seni sevebildiği için ve sevilebildiği için helal olsun diyebildim. Şimdi biraz değil, bir insan âşık olunca ne kadar mutlu oluyorsa, hangi çokluktaysa bu, o kadar sevinçliyim bende artık.

Penceremi açıyorum/bir serinlik
Bana en güzel şeyi anlatıyor
Duy bak/ geceler neden sessiz konuşurmuş

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikBedelli Yaşamlar
Sonraki İçerikOnbeş Yaşında ki Cengâver
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın