Sol parmağımdaki yüzük ve o tektaş nine olunca da olsun elimde….Hala el ele yürüyebilelim.Hatta parkın banklarında otururken pamuk şeker al bana…Dişlerim dökülsede yerim pamuk şekeri…Bastonlarımıza kazıyalım isimlerimizi..Saçlarımı sen tara.Aynı parfümü kullan o zamanda, mis gibi çekeyim içime…Ellerim titrese bile hiç aksatmayalım saat üçte içtiğimiz Türk kahvesini…Pazara da beraber gidelim mesela…Sen sür pazar arabamızı…Gözlerim pek iyi görmese de asla çift ütü yapmam gömleğine korkma…Bazen hafızam gidip gelse de asla unutmam ‘Doğum gününü ve evlilik yıldönümümüzü’….Dantelli gelinliğimi bir bakarsın torunumuza giydiririz belli mi olur?

Hatırlıyor musun damatlık papyonunu bizim oğlan kendi düğününde taktığında nasılda sevinçten ağlamıştık…Yine mutluluktan ağlarız belki…

Gençliğimizdeki gibi aynı renk penyeler giyelim hep…Yaşımızı sorduklarında ben yirmi iki diyeyim, sen yirmi üç de…Balkonumuzdaki masanın üzerinde dursun hep kırmızı renk sardunyamız….Arada gülümsediğimde yanağımdan makas al gençliğimizdeki gibi…Sende güldüğünde gamzelerini göreyim her daim…

‘Şu bacak ağrılarım…’ diye başlayınca konuya ‘Gençken de bu böyleydi’ diye şaka ile kapat konuyu…Kulaklarım iyi işitmediğinden bağırarak söyle SENİ ÇOK SEVİYORUM HANIIIM lafını…

İlk pastanede taktığımız yüzüğü sakladığım yeri unuttum.Ama muhakkak güvenli bir yere saklamışımdır korkma.Ansızın çıkar karşımıza.Ah bu unutkanlıklarım….

Biliyor musun saçların dökülse de sen her yaşta ayrı bir yakışıklısın..

Geçenlerde bizim fotoğrafımızı gazetede görmüş Uğur Bey.Vapurla karşıya geçerken hep simit atıyoruz ya martılara…Sen bana bakarken, ben de dişsiz halimle gülümserken el eleymişiz.Bastonlarımızı da asmışız sandalyenin kenarına…Benim diğer elimdeki simitte gözüküyormuş ufaktan…Gazetede yarım asırlık aşk yazmışlar bu fotoğraf için.Ne yarım asırı yahu yetmiş yıllık bitmek bilmeyen bir aşk hikayesi bizimkisi…

Aman kimse duymasın seni hala KÜÇÜK FAREM diye sevdiğimi…Vallahi çok gülerler bize..Hele küçük torunun dilinden hiç kurtulamayız.

Geçen Bir Nisan’da yaptığım şaka güzeldi ama kabul et.Tansiyon ilacını boşaltıp kutunun içine ‘SENİN İLACIN BENİM’ yazmıştım.Ne çok gülmüştük değil mi? Eskisi gibi güzel süprizler yapamıyorum sana.Kızmıyorsun değil mi bana?

Büyük oğlanın doğduğu gün diktiğimiz şu meşe ağacına bak…Yıllar ne çabuk geçmiş değil mi bey? Şimdi gölgesinde torunlarımız düğün planları kuruyor..Ne mutlu bize…

Sahi en son hastalandığımda , beni kucaklayıp nasılda o meşe ağacına kurduğun hamağa yatırmıştın…Taze sıkılmış portakal suyunun tadı hala damağımda..

İnsan yedisinde neyse yetmişindede odur derler.Gerçekten doğruymuş.Ben doksan, sen doksan bir yaşına geldin ‘Hala hangimiz daha iyi ziraatçı ‘diye yarışıyoruz birbirimizle…

Sahi sana söylemedim ama o başına taktığın Ecevit Şapkası daha genç gösteriyor seni.Biliyoruum sen de en çok yakamdan hiç  çıkarmadığım Atatürk rozetini yakıştırıyorsun bana…

Sen bahçede gülleri budarken bende un kurabiyesi yapmıştım sana.(Eee bu yaşlarda en kolay yiyebileceğimiz yiyeceklerden biri bu.) Rukiye Hanım oğlunun düğün davetyesini getirmek için gelmişti.Senin o çok beğendiğin un kurabiyelerimden O’na da ikram etmiştim.Tarifini sordu.Lakin ben o anda hatırlayamadım.Tarif defterimi O’na vereceğim unutturma bey….

Bakkal Hasan Bey’in eşinin vefatının sekizinci yılıymış.Zaman ne çabuk geçiyor değil mi? Sen kaç kez ameliyat oldun, ya benim atlattığım badireler…

Elimi sıkıca tutunca nasıl huzur kaplıyor içimi bir bilsen…Sanki sana hergün tekrar tekrar aşık oluyormuşum gibi…Sanki beni ilk defa öpüyormuşsun gibi…Kalbim bir genç kız edasıyla atıyor..Beş yüz bin yıl yaşasamda doyamam sana be adamım!….

Bir Cevap Yazın