Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde milletvekili: ‘Anayasaya göre millet meclisine seçimle giren millet temsilcisi, mebus, parlamenter, vekil’ olarak tanımlanır.

 

Vekil ise: ‘Milletvekili, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği kimse, bir görevde asıl görevlinin yerine bakan kimse’ gibi anlamlar ile açıklanır.

 

Demokrasi: ‘Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.’

Egemenlik: ‘Egemen olma durumu. Ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 6. maddesi de: ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…’ der.

 

Bu tanım ve açıklamalardan hareketle bizler birey olarak hem egemenliğimizi sağlaması hem de demokratik bir ortam içerisinde bizim adımıza bizim işlerimizi yapması için bize ait olan meclise vekiller seçeriz ve yaptıkları iş karşılığında da büyük çoğunluğu bizim vergilerimizle oluşan hazineden ücret almalarını sağlarız. Yani bizler asil onlar vekil. Ücretleri bizden. Var mı bunun başka açıklaması.

 

Asilin kapısını tık tıklayarak girmek zorunda olan vekil kendi kapısını asile kapatır. Yani meclise ayağını attıktan sonra yüz seksen derecelik bir açı çizer geometriden anlamasa bile.

 

Parlamenter yönetime geçtiğimiz günden bu güne mutlaka vekillik görevini gereği gibi az da olsa yerine getirenler olmuştur. Fakat aldığı maaşın kuruşunu dahi helal ettiremeyecek sayısız vekillerimiz vardır.

 

Vekil asil adına görev yapması gerekirken asili koyun sürüsü yerine koyarak hareket etmelerinden dolayı sadece seçim zamanlarında hatırlaması, seçmeninin ihtiyaç ve isteklerinin dahi neler olduğunu bilmemesi, bilse dahi yapmaması ve bunun yanında bir de parti içi liderlik baskısı bütün vekillerin hayatlarını renklendiren vazgeçilmezleridir.

 

Özellikle seçmen sayısının düşük olduğu yerleşim yerlerine vekilin seçim zamanı bile uğraması tarih olmuş, seçmenin ne halde olduğundan habersiz ve asil vekil ilişkisi yıl yıl yozlaşarak bu günkü halini almış, vekil asilini teknoloji ile uzaktan güder duruma gelmiştir. Bir partinin milletvekilleri hariç.

 

Eskiden hükümette olsun olmasın çalışan parti ve vekiller seçmeninin maddi manevi ihtiyaçlarını gidermek ve değişik hizmetler götürmek için çalışırlardı. Şimdikiler ise bu tür görevlerden kendilerini soyutlamış durumdalar. Çalışan parti ve vekiller ise canla başla asilden aldığı görevi hatta daha fazlasını asiliyle ve yandaş bulduğu parti vekilleriyle ve basın yayın desteğiyle beraber yerine getirme uğraşı vermektedir. O kadar azimli çalışmaktadırlar ki diğer bölge insanları biraz hayret, biraz kaygı içerisinde izlemektedir. Bazıları da gelişmeleri gayet uygun bulmaktadır henüz ninni uyuşukluğundan kurtulamadığı için. Bu çalışkan vekiller bölgelerine aş, iş, yol, su, fabrika gibi hizmetler götürme yarışında değiller elbette. On binlerce insanın katilini milletin meclisine hükümran kılma çabasını vermektedirler ve büyük bir mesafe kat etmişlerdir. Demokrasinin bir de ipne tarafı vardır ki azınlığın çoğunluğa üstünlüğü sayesinde vatanın bütün kaleleri bir bir düşürülmüş, burçlarında gayri Türk unsurların nidaları çalkalanmaktadır.

 

Egemenliğimizi sağlamaları için vekil tayin ettiklerimiz, içerden ve dışarıdan gelecek tehlikeleri ve iç karışıklıkları bertaraf etmekle görevli olanlar da sek sek oynamakla meşgul olur duruma gelmişlerdir.

 

Bütün meclis, bütün basın yayın organları ve bütün şakşakçıları bir Güneydoğu ve Kürtçülük hastalığına yakalanmış hiçbir hekim reçete yazamaz duruma gelmiş, bu yetmemiş derin yaralar açılmış, açılan yaralar kangrene dönüşmeye başlamıştır. Bu kangrenden kurtulmak için kesip atma projeleri, hazırlayıcıları tarafından bu millete ilaç olarak içirilmeye çalışılmaktadır.

 

Ne diyelim: Akıl Yok İse Başta Neylesin Fikir, Hangisine Tükürsem Edecek Şükür.

 

Osman Öcal

Bir Cevap Yazın