Sen yokken âlem tarihin en zifiri karanlığında yüzüyordu Efendim. Rabbimiz en sevdiği kulunu en sona saklamıştı. Gelecektin ve âlemi nura boğacaktın. Herkes, her şey seni bekliyordu… Ve tam 1440 yıl önce bir bahar sabahı, seher vaktinde güneşten evvel cihana Sen doğmuştun Sultanım.

Sen teşrif edince yer yerinden oynamıştı. Yıkılmaz denilenler yıkılmış, sönmez denilenler sönmüş; göl çöle, çöl göle dönmüştü. Gelişin ayrı güzel, yaşayışın ayrı güzel, her şeyin apayrı güzeldi Efendim. Her yaptığın şeyde anlayanlar için hikmetler gizliydi. Seni her şeyden çok sevenler de oldu sana düşman kesilenler de. Bir gün Sen de siliniverdin gözümüzden Efendim.

Sen veda ettikten yüzlerce yıl sonra bizler geldik dünyaya. Doğduğumuz andan beri İsmini duyuyor, seni herkesten çok seviyoruz Efendim. Gerçi ne Seni görebildik ne de Seni sevenleri. Ama biz de seni çok sevdik Efendim.

Bir şair; sözlerimle Senin güzelliğini tarif etmem imkânsız, ancak Senden bahsederek kelamımı güzelleştirebilirim demiş. Şu aciz ümmetin de Senden bahsederek kırık dökük cümlelerine güzellik gelsin diye haddi olmayarak bu yazıyı yazıyor Efendim.

Senden binlerce yıl önce Senin teşrif edeceğini duyan enbiyalar bile sana ümmet olmayı istemiş Mevla’dan. Bazısının bu isteği kabul olunurken bazısının reddolunmuş. Bizler ise Rabbimizin bir lütfuyla doğuştan ümmetin olduk. Asla layık olamadık ama yine de bizim gibi günahkârları ümmetliğe kabul ediver Efendim.

Evet, yıllardır sana layık ümmet olamadık. İşlediğimiz hataların, girdiğimiz günahların, yaptığımız isyanların haddi hesabı yok. Şu an ölmüş olsak Rabbimizin rahmeti ve Senin şefaatinden başka sığınacak kapımız yok. Bazı ümmetlerin İsm-i Şerifini duyunca baygınlık geçirirken bizler İsminin ardından bir salâvatı çok gördük. Geceler boyu gözyaşlarıyla ibadet eden ümmetlerin varken bizler senede bir gece bile sıcak yatağımızdan kalkmaya üşendik. Varını yoğunu senin yoluna harcayan ümmetlerin de var Senin. Biz acizler ise üç-beş kuruş hayrın makbuzunu istiyoruz. Gece gündüz nafile ibadetlerden bile başını kaldırmayan ümmetinin yanında bizler Kıyamet günü huzuruna çıkacak kadar bile sünnetlerini işleyemedik Efendim.

İşte bu aciz ümmetlerinin ise güvendiği iki şey var; Rahman ve Rahim sıfatlarının sahibi Rabbimiz ve onun habibi, rahmet peygamberi Zat-ı Şerifin. Gayrimüslimken bile rüyasına teşrif ettiğin ümmetlerini duyunca gözyaşlarımıza hakim olamıyoruz Efendim. Çünkü doğduk doğalı ümmetin olmakla şerefyab olsak da Dünya gözüyle bir defacık görme nimetine eremedik. Hak etmediğimizi ve ağırlığını kaldıramayacağımızı bilsek de gene de bunu âcizane istiyoruz Efendim.

Hiç yoktan, Kıyamet Günü bizleri de sancağının altına alıver. O çetin günde gidebilecek hiçbir yer bilmeyiz. Sen ki Rahmet Peygamberisin. Ümmetinin üzerine hararetle titrediğin Yüce Kitabımızla sabitken, bizler de o ayetleri okuyan son ümmetlerin olarak ümitliyiz Efendim.

Son söz olarak da, haddim olmayarak şu kırık dökük cümlelerimde Zat-ı Âlini incitecek bir kelam ettiysem affımı rica edip sözlerimin altını gözyaşlarımla imzalıyorum Efendim.

Bir Cevap Yazın