Düşünebilmek, insan hayatındaki en önemli nimetlerden biridir. Düşünmek insanı, etrafında gördüğü, işittiği, hissettiği her şeyin,  Allah’ın o muhteşem yaratma sanatı ile gerçekleştiği gerçeğine götürür. Düşünen insan, yaşamdaki amacının ne olduğunu, neden yaratıldığını,  Allah’a karşı sorumluluklarını, ölümü, ahireti aklından çıkarmaz. Rabbimiz bir ayetinde, Kuran ayetleri üzerinde düşünüp öğüt alabileceklerin, yalnızca temiz akıl sahibi olan müminler olduğunu şu şekilde açıklamıştır:

“(Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad Suresi -29)

Dini gereği gibi yaşayamayan insanlar ise, şeytanın da telkinleri ile bütün bu konuları düşünmekten özellikle kaçınırlar. Dünya hayatında oyalanacak o kadar çok konu vardır ki, düşünmeye fırsat bulamazlar. Ancak, başlarına bir kaza veya hastalık gelip de, dünya hayatında oyalanacakları konulardan uzaklaştıklarında, o zaman Allah’ı düşünmeye ve eski günlerine tekrar dönebilmek için dua etmeye başlarlar. Sağlıklarına kavuştuklarında ise hasta ve aciz hallerini çok çabuk unutur ve eski yüzeysel yaşantılarına geri dönerler.

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi -12)

Ahirette, iman etmeyen insanların yaşayacağı pek çok olumsuz duyguyu Allah, dünyada da hissettirir. Örneğin pişmanlık. Zorluk anlarında Allah’ı düşünmek, sonra unutmak, ahirette iman etmeyenlerin yaşayacağı pişmanlığın nedenlerinden sadece biridir. Oysa dünyada iken onları, nasıl yaratıldıkları konusunda düşünmeye davet eden uyarıcılar mutlaka olmuştur. Kulaklarını tıkayıp, sırtını dönerek yüz çeviren bu insanlar, düşünmeden geçirdikleri her saniye için sorguya çekileceklerdir.

Ey iman edenler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin. (Enfal Suresi -20)

Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız” (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi -12)

Allah, Kuran ayetleri üzerinde düşünmemizi emreder. Düşünen temiz akıl sahibi insanlar ise cennet ehli mümin kullardır. Çoğu insana düşünmek zor gelir. Bu nedenle bazı insanlar, önlerine hazır sunulan her dini bilgiyi, Kuran’dan zannederek, üzerinde hiç düşünmeden kabul ederler. Oysa Yaratan Rabbin adıyla oku. (Alak Suresi – 1) ayetinde bildirildiği gibi, Kuran’ı okumak, her kulun görevidir.

Çoğunluk ne yapıyorsa doğrudur, ya da dedelerimden böyle öğrendim mantığı, insanı büyük bir yanılgıya götürür. Zira bu konularda insanların düştüğü yanılgıları Rabbimiz şu şekilde bildirmiştir:

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.’ (En’am Suresi -116)

Hepinizin de bildiği gibi, koyunlar sürü halinde hareket eder. Düşünemezler ve biri ne yapıyorsa, diğer koyunlar da aynı şeyi yapar. Şayet insan da aynı yüzeysellikte yaşayıp, din adına söylenen her konunun Kuran’a uygun olup olmadığını düşünmeden körü körüne kabul ederse, koyundan hiçbir farkı kalmaz. Zira çevrenize baktığınızda pek çok insanın bu şekilde yaşadıklarına şahit olursunuz.

Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi -170)

İnsanların çoğu, atalarından öyle gördüğü için, Kuran-ı Kerim’i, yalnızca ölülerin arkasından okunacak bir kitap zannederler. Ancak bir kez dahi, Rablerinin Kuran’da kendilerine hangi konularda hatırlatma ve uyarılar yaptığını düşünmezler ve anlamaya çalışmazlar. Oysa Kuran’ın bir ayetinde, ölülerin arkasından okunan bir kitap olmadığı, aksine diri olanların uyarılması için indirildiği, Rabbimiz tarafından çok açık bildirilmiştir:

(Kur’an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin Suresi 70)

Pek çok insan için bedenlerindeki mucizeler sıradan, üzerinde düşünmeye gerek duyulmayan konulardır. Çoğu kişi soludukları havanın tam nefes almaya uygun yaratılmış olmasını, bütün organlarının görevlerini eksiksiz yerine getirmesini, bitkilerdeki ve hayvanlardaki muhteşem yaratılışı, evrendeki kusursuz düzeni, acizliklerini, hayatında bir kez dahi düşünmemiştir. Bazıları kişiler de her şeyi tesadüfle açıklarlar. Tesadüfün hiçbir şey yaratamayacağını çok iyi bilmelerine rağmen, üzerinde çok düşünmeye gerek olmayan tesadüfü putlaştırırlar. Kuran’da Hz. İbrahim kıssasında, Hz. İbrahim’in küçük putları kırdıktan sonra asasını büyük putun önüne koyması ve bunu kimin yaptığı kendisine sorulduğunda ise büyük puta sormalarını söylemesi, kavmi kısa süreli bir düşünmeye sevk etmiştir. Hz. İbrahim, çok akılcı bir taktikle insanların vicdanına seslenmiştir. İnsanlar biraz düşündüklerinde büyük putun asayı tutarak diğer putları kırma eylemini gerçekleştiremeyeceğini vicdanları ile kabul etmiş, ancak daha sonra şeytanın telkinleri ile nefislerine uyarak, bu açık gerçeği görmezden gelmişlerdir.

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi -14)

Dini yaşamayan insanların düşünmekten kaçındıkları bir diğer konu ise ölümdür. Ölüm konusu açıldığında, rahatsız olur ve hemen kapatmak isterler. Oysa ölüm, insanın üzerinde düşünmesi gereken en hayati konudur. Ölüm konusunda kimsenin bir sözleşmesi yoktur. Ölüm, geri dönüşü olmayan sonsuz hayatın başlangıcıdır. İnsan, bu sonsuz hayattaki mekanlar üzerinde düşünmeli ve ahirette bulunmayı umud ettiği mekana ulaşmak için ciddi bir çaba göstermelidir. Ölüm ve sonrasını düşünmemek, insanı gaflete sürükler. Yüzeysel, derinliği olmayan, Allah’tan uzak bir yaşam, ahiretteki mekânın cehennem olmasına vesile olabilir.

İman eden kullar ise, sabah kalktıkları andan itibaren, düşünmeye başlarlar. Şuursuz uyku halinden sonra, yine sağlıklı bir bedenle güne başlamak, müminler için şükür vesilesidir. Çamurlu topraktan çıkıp da mis gibi kokan bir gülü düşünmek, küçücük bir tahta parçası olan tohumun renk renk, farklı koku ve tatlarda meyve ve sebzelere, çiçeklere dönüşmesi üzerinde düşünmek, Allah’a yakınlıklarını artıran vesilelerdir. Müminler ölüm ve sonrası üzerinde de çokça düşünürler ve bu konuda hazırlık yaparlar. Allah, pek çok ayetinde, insanları bu konular üzerinde düşünmeye sevk eder.

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi – 191)

Çiçekleri düşünün, her biri farklı ve muhteşem kokulara sahiptir. İnsanlar, çiçeklerdeki bu kokuları elde edebilmek için, laboratuarlarda uzun çalışmalar yaparak parfüm elde ederler. Ancak hiçbir parfüm, çiçeğin orijinali kadar güzel kokmaz. Allah, parfümü şişede değil de insanın bedeninde de yaratabilirdi. Ancak insan bedenindeki acizlikler olmasa, çevresindeki her şey mükemmel olsa, o zaman insanın cennete özlem duymama riski oluşurdu. Oysa düşünen insanların, kendilerindeki aczi gördükçe cennete olan özlemleri artar.

O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için. (Furkan Suresi – 62)

“Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki sakınasınız.” (Araf Suresi, 171) ayetinden de anlaşıldığı gibi düşünmek, beraberinde sakınmayı da getirir. Sakınanlar ise gerçek kurtuluş ve mutluluğa erecek olanlardır.

Bir Cevap Yazın