Dünyada insanoğlunun erkek cinsinin, söylenişi yöreden yöreye, ülkeden ülkeye farklı da olsa herkesçe bilinen ortak bir ismi vardır;  baba. Baba, her erkek için bir çeşit lakaptır aslında. Abartırsak, ‘baba olmak’ her erkeğin rüyası, her erkek için gurur kaynağıdır.Baba, yaşamın köpüre köpüre akan ırmaklarının üstünde güneşin doğuşunu korkusuzca izleyebileceğimiz köprüdür. Baba, başımız dertte olduğunda yardımımıza koşan ‘superman’dir. Daha da abartırsak, baba karanlık dünyamızı aydınlatan gökkuşağıdır.

   Hayır, tabiki de bilinen ‘baba’ profili bunların hiç biri, hatta toplamlarının yüzde biri bile değildir, ki o sebepten abartırsak tabirini kullandım. Genellikle, korkusuzca durduğumuz köprüler yıkılır, hayaller kırılır, ‘superman’ hep geç kalır ve gökkuşağını arar dururuz da bir türlü bulamayız.
   Pollyannacılık oynamak gerekirse şanslıyız, hem de öyle böyle değil. Anne karnında nefes almış ama yeryüzünün eşsiz kokusunu içine çekememiş, daha tam oluşmamış gözleriyle gördüğü karanlığın adını bile koyamadan sadece zihinlerimizde dillenen çocuk bırakın gökkuşağını görmeyi gözlerini dünyaya bile açmamış ışık nedir bilmemiş. Tek gördüğü karanlık ise belki üç beş yaşlarına gelebilseydi "Doktor Amca" diye sesleneceği kişinin onu attığı pis kokulu lağım çukurununki…
  Züppe babasının çoçuk derdi çekemeyeceğini düşünüp anasını zorla, ölüm gibi soğuk odaya, birkaç dakika sonra içindeki yavrudan kopacağını bildiğinden ağlaya ağlaya soktuğundan  yitip giden bu doğmamış çocuk, vücudumuzun her hücresinde hissettiriyor kendini.
   İlk annesinden koparılırken ölüme değil de yaşama gözlerini açacağı sevinci bir dejavu yaşatıyor. Çok uzaklarda kalan; nasıl bir his olduğunu, hatta bir şey hissedip hissetmediğimizi bile net olarak hatırlamadığımız bir anı yaşatıyor. Doğumumuzu hatırlatıyor bize. Fakat biz hayata doğuyoruz, o ölüme…
   Sitem ediyor çocuk, sonuna kadar haklı olarak.
   -Niçin? Neden baba neden?
   Belki de ahirette sorması gerektiği hesabı soruyor, onu hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmediği babasından.
   Bir yanda yaşaması gerektiği bedende hayat bulamamanın sebebini öğrenmek isterken, diğer yanda toprak ananın merhametli kucağında aldığı nefesle nasıl can bulduğunu anlatıyor, hevesle. O düştüğü karanlık lağım çukurundan, deli akan bir derenin buz gibi sularına nasıl karıştığını anlatıyor. Soğuk gecelerde anne kucağında ısınması lazımken, güneşin onu her zerresine kadar nasıl ısıttığını… Sonra toprak ananın onu bağrına basışını anlatıyor çocuk. Bir filizin tohumunda ona nasıl can verdiğini ve dünyayı çiçeğin yapraklarından ilk seyredişini anlatıyor.
   -Hadi baba, gel burdan da kopar beni. Ama bu kez biliyorum ki, insan insanın ellerinden ölmüyor. Ben hala yaşıyorum baba. Yine öldür, yine yaşarım. Sen bunu biliyor musun?
   İçimde fırtınalar kopartan bu çocuk, şükretmemi hem de hiç durmadan şükretmemi söylüyor bana gözükmeyen satırlarda, duyulmayan sesiyle. Onu sömüren babaya inat canım babacığıma kollarımı kocaman açıp sımsıkı sarılmamı söylüyor.
   Evet çocuk, bugün senin için en yüksek sesimle ‘baba’ diye haykırıp sımsıkı sarılacağım yaşamama izin veren ve beni terk etmeyen babama.

 

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın