Günlerdir üzerinde durduğum bir sorunumuz var toplum olarak. Sorun şu; geçmişte bilime büyük katkılar sağlamış olan bilim insanları yetiştirebilen İslamiyet, günümüz de maalesef bilim ile çelişmektedir. Yine Hristyanlık özellikle Din adamlarının bilime bile hükmetme isteğinden ötürü Din ile müthiş çelişiyorken, günümüzde en iyi bilim insanları Hristyanlar arasından çıkıyor.

Neden?

Çok düşündüm. Vardığım sonuç gerçekten en azından benim için çarpıcı.

Tanrı korkusu, Tanrı sevgisini bitirdiğinden, Ortaçağ Hristiyanlığının durumuna düşmüş durumdayız.

Geçmişte nasıl Papazlar vb. din adamları din kurumunu etkisi altına alıp Hristiyanlık ile bilimin arasını açmışlardı. Bugün de, Müslüman dünyası aynı durumdadır. Kendisi ile çelişen bir din durumuna düşmüş olan İslamiyet, bir an önce etkisi altına girdiği sahte hocalardan kurtulmaz ise korkarım daha kötü duruma düşülecek…

Şimdi, İslamiyet çelişiyor dedik. Ama nasıl? Ne şekilde?

Bu çelişme iki koldan İslam dinini sarmış durumdadır. Birincisi kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim.

Kur’an’ın içerisin de, çelişki olmayıp anlamı farklı olan ayetler bir yana, yer yer cümle yanlışları çelişkileri doğrumaktadır. Örneğin bir ayette;

" O gün geldiğin de, kafirleri tartı ile tartmayacağız."

Hemen sonra ki ayet;

" … Ve o gün geldiğin de, kafirler tartı ile tartıldığında…"

Çok kafa karıştırıcı bir durum. Ancak bu, Türkçe ibadet’in önemini ortaya koymaktadır. Bu tür hatalar, ulu Tanrı’nın hatası olamaz.

Peki, Türkçe ibadet değil de, Arapça’yı mı öğrenelim?

Öğrenelim ama unutmayın ki bunun adı da apaçık Arap Emperyalizmi olur. İnsan zekasının boyutları bellidir. Bir insana hem Türkçe hem Arapça anlamlarını öğren diyemezsiniz. O zaman iyice kafa karışıklığı ortaya çıkacaktır.

Kur’an’da ki hatalar tercüme hatasıdır. Dediğim gibi bu da Türkçe ibadetin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Peki, evrensel bir din dediğin İslam neden Arapça’yı dayatsın? Acaba kaç tane Millet tam anlamı ile Arapça konuşabilir?

Olmaz. Hiçbir Millet’e din adı altında yabancı dil dayatılamaz.

Dinleri en iyi anlamanın yolu her daim anadil de ibadettir. Din konusunda en önemli örnek ise peygamberimizin söylediği gibi, " Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız."

Bunun yanı sıra, bir de kurallar arası bir çelişki var. Daha doğrusu önce kural koyulup sonra o kuralın ciddi bir şekilde, İslam değil Müslümanlar arasında çiğnendiğini görüyoruz.

Nasıl mı?

Bakın, İslam dininde hiçbir şekilde diğer dinler ile aynı adetler olmayacak. Mesela tırnak kesme şekline kadar…

Ama, Mehdi inancı, Mesih inancı garip bir şekilde birbirine benziyor!

Kökten bir benzerlik var ise, tırnakları farklı kesmenin ne anlamı var?

Din’de zorlama yoktur. Ama her ne hikmet ise, neredeyse İslam ile aynı olan ve hiçbir sapkın adeti olmayan Gök-Tanrı dinine mensup Türkler, Emeviler tarafından şiddete maruz kalmadı mı?

Bakın; cennet-cehennem inancı, günah-sevap inancı, öldükten sonra dirilme ve kıyamet inancı Gök-Tanrı dininde de vardır.

Tanrı’nın anlamı, 99 ismi de kapsamaktadır. Her varlık "şey", böylece her "şeyi" Tanrı yaratmıştır. İnanışta böyledir.

Ancak Al-İlah ismi yani Allah, İslam öncesi en büyük putun adıdır. 99 ismin içerisinde yoktur. Tanrı’da yoktur. Ancak, insanlar Allah demenin daha doğru olduğunu iddia etmemelidir.

Her ikisi de yaratıcıyı ifade etmek için kullanılır.

Bir de, İslam’a en büyük zarar, "atıp-tutmak"tır. Tanrı adının tarihçesi hakkında fikir sahibi olmayan kişiler Tanrı adının puta verildiğini iddia ediyor! Ama belirttiğim gibi Tanrı değil, Al-İlah put adıdır.

Tanrı aksine, Gök-Tanrı dinine mensup olan Türkler’in, Asya’da "put" inanışının bitirmesi sayesin de, tarihsel avantajına ulaşmaktadır. Ancak dediğim gibi Al-İlah öyle değildir. Kur’an’da Allah diye geçmesi ise Arap toplumuna gelmesi sebebindedir. Araplar’a yazdığınız bir kitabı Arapça yazıp yaradana Tanrı demek istemezsiniz herhalde?

İnanışların farklı olması hususunda bir diğer örnek ise, bugün ki abdest alma şekli ile Arap paganlarının ayin öncesi temizlenmeleri aynıdır!

Bir başka can alıcı nokta ise, Kur’an-ı Kerim ile ilgidir yine.

" Biz ilhamımızı gökten indiği sanılan kitaplardan değil yaşamdan alıyoruz. "

Bu sözlere nasıl da köpürüyorlar!

Oysa ki doğrudur. Kur’an bir kerede gökten inmemiştir. Hz.Ömer zamanında toplanıp bir araya getirilmiştir. Yani zaman ile bir kitap halini almıştır!

" Sonuçta gökten inmiş o sözlerde. Allah’ın sözleri ya. "

Al sana bir çelişki daha.

Hani, " Allah ne yerdedir ne gökte, o heryerdedir. " diye edebiyat yapmalar?

Gelelim bugünkü İslam yaşantımıza.

Dedim fakat İslam yaşantısı sayılmaz. Çünkü Türk Milleti’nin yaşantısının %80’i Gök-Tanrı inancından kalmadır.

Örneğin, Oğuz Türkleri, sıkıntıya düştüklerinde yada sinirlendiklerinde göğe bakıp, " Bir Tengri. " derlerdi! Yani, Bir Tanrı, bugünkü şekli ile Bir Allah!

Kurban kesme yöntemlerimiz ile nazara Kur’an’dan daha farklı inanmamızın sebebi, yine Gök-Tanrı dinine göre yaşıyor olmamızdandır.

Örneğin, Araplar’dan önce dini ayinler düzenleyip ilahiler söyleyenler kimlerdi? Türkler!

Peki bu neden bize has?

Şaman inanışında da Tanrı’ya dua edilir. Dua edilirken " zikr " benzeri Şaman dansları yapılır. Bu yüzden, Şamanizm Gök-Tanrı inancının " Tasavvuf " koludur diyebiliriz!

Bir başka konu da, Kur’an’ın Milliyetçiliğe karşı çıktığı.

Dinimiz, akla uygun olmayanları reddetmiştir. Bu yüzden de Milliyetçiliği reddeden bir Tanrı’nın, Milliyet’i yaratması hayli çelişki olacaktır.

Nitekim, akla mantığa uygun olan dinimiz Milliyetçiliği reddetmez. Neden kavim kavim yaratıldı o halde insanlar?

" Eskileri araştır bak, Türk Milleti Milliyetçi değildir. "

İşte, İslam’a en çok zarar veren konuya döndük yine. " Atıp-tutma. "

Bakın, Timur ne diyor?

" Biz ki Türk oğlu Türk’üz,
  Biz ki Emir-i Türkistan’ız. "

Bu sözler Milliyetçiliğin ta kendisini işaret etmektedir.

Yine eski Türkler’in kendilerine has bir elbilgisi, İngilizce’si ile Elbilgisinin kendine has olması başlı başına Milli bilinçtir.

Bakınız, Türk Millet’i hep Orta Asya’da iken kendine has çizme ve gömlek giymiştir. Şamanizm ve Gök-Tanrı bizden çıkmıştır. Orhun kitabeleri sizce Milliyetçi davranışın örneği değil mi?

" Milliyetçilik beladır, toplumları ayırır. "

Milliyetçilik toplumları ayırmaz. Bir olmayan toplumu neden ayırsın?

Rus ile Türk zaten yaratılışları itibari ile farklı değil mi?

Yada, Amerikalı ile Arap?

Bir de, dini kurallar içerisin de en çok çelişen konulardandır, önce diğer dinler ile aynı olma de, sonra dine göre yaşa deyip doğal olarak insanlar arası bir ayrımcılık oluştur, sonra da Milliyetçilik günahtır de!

Yok öyle bedavadan " atıp-tutmak. "

Keza bunlar attığını tutamayanlardandır.

Bir diğer konu ise, Şeriat.

Geçen bir sitede özel mesaj aldım;

" Şimdi sana birisi tecavüz etse 2 yıl hapis alır demokraside, laiklikte. Ama şeriatta öyle değil. Şeriatın kuralları değiştirilebilir. "

Yapma ya?

Aynı kişi bir önceki iletisinde;

" Şeriat Allah’ın koyduğu hükümlerdir. "

demiş.

Eee, sen kimsin ki Allah’ın koyduğu kuralı değiştiriyorsun?

Dindarım diyorlar ya, cevap veremeyince de basıyorlar dünya kadar küfürü!

İşte, bunları şereften ve onurdan nasibini almadıkları için bu 2 manevi değerlerine de küfür edemiyorsun!

Hem Müslümanım diyeceksin, hem de bolca küfür basacaksın!

Bu Millet’in başına bela oluyorlar şeriat diyerek. Ama baksan, çoğu namaz bile kılmaz. Ya da akılları sıra doğum günü kutlamaları vb. şeyler yaparlar.

Neyse, konumuza dönelim…

Hz.Muhammed’in 9 yaşındaki bir kız çocuğu ile evlendirilme meselesi var…

Neden bu kadar küçük bir kız ile evlendi?

" E kıza dokunmamış. İlişkiye girmemiş. Koruması altına almış. "

Yine soruyorum, yapma ya?

9 yaşında ki kızı neden evlatlık edinmemiş?

İşte, 9 yaşında ki kız ile evlenme mevzusunun bundan ötürü doğru olduğunu sanmam.

İslamiyet, Anadan doğma Müslümanlığı reddeder. O halde bunun anlamı da " araştır kardeşim. " oluyor.

9 yaşında ki kız ile evlenmemiş bana göre evlatlık edinmiştir. Ancak birden fazla etken ile günümüze böyle gelmiştir. Ama böyle gitmemeli.

Şüphesiz ki gerçek İslam bu değil. Ama gerçek İslam’ı yerinde değil, araştırarak ve düşünerek bulabilirsin.

Şüphesiz ki Tanrı o zaman yardım edecektir.

Bu yüzden din, insan yaşamı haricin de siyaseten belirleyici olamaz. Şeriat’a bu yüzden karşıyım.

Bakın, Türk Devlet gelenekleri tarih boyunca göstermiştir ki, din her zaman kullanılır. Örneğin Devlet’in bekası için a kuralını b şeklinde değiştirmek zorunda kalabilirsiniz.

E ne oldu?

Din yozlaştı.

Ama kabul etmezler. Çünkü onlar önce;

" Siz sabit fikirlisiniz. Bu iyi değil. "

derler sonra da,

" Ne derseniz deyin biz Şeriatın askerleri sabit fikirliyiz. "

Bu bir genellemedir. Çünkü genelleyebilecek çok insan tarafından desteklenildiğini ve söylendiğini gördüm.

Yine bugün geçmişte yazılmış olan Şeriat kuralları var değil. Arap şeyhleri, daha fazla petrol zengini olabilmek için defalarca şeriat’a kurallar eklediler veya değiştirdiler istedikleri gibi.

Ben İran’da 8 yaşında ki bir çocuğun kollarının tekerlek altında ezildiğini görünce şok oldum. Hele ki bunun Şeriat hükmünden olduğunu görünce…

İşte bunu bir şeriatçıya söylediğin de;

" Bunlar uydurma kurallardır. "

derler.

E hani bu Allah’ın kuralı idi? Kim hangi güçle değiştirebilir?

Gel de bunu sabit fikirli (!) adama anlat!

Anlatabilirsen…

Yine aynı Araplar, Osmanlı’ya isyan ettikleri zaman şeriat hükümlerine göre akılları sıra Türkler’i kafir ilan etmişlerdir!

Bakın, bunu da " şeriat hükümlerine " göre yaptıklarını söylüyorlardı. Fetvaları böyle idi şeyhlerinin…

Ama Arap güzel, Arap cici…

Sen one minute diyeceksin, kafadan 60.000 turistten olacaksın, üstelik bunu soydaşların için yapmayacaksın, ama Ümmetçilik adına " one minute! "

Ne oldu? Ümmetçilik, Mahmud Abbas’ın;

" Rum kesimini destekliyoruz. "

sözleri ile iflas etmedi mi?

Bakın burada Milliyetçi olmanın önemi de ortaya çıkmaktadır.

Ümmetçi olman için, Arabın kim olduğunu bilmen lazım. Arab’ın kim olduğunu bilmen için Türk olduğunun farkında olmalısın.

Milliyet, Irk kavramını bilmeyen bir kişi, kara tenli olan Arap’ı gördüğün de onu dışlayacaktır. Çünkü Irk anlayışından yoksun bu kişi, karşısındakinin Arap olduğunu bikmyecek, böylece din kökenli Milliyetçilik olan Ümmetçiliği de üretemeyecktir.

İşin aslı, İslamiyet Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de dediği gibi, akla mantığa uygundur. Ancak, bilimin ışığından yoksun bırakıldığı için yine Başbuğ’un söylediği gibi o yıkılmaz bina hasar görmüştür. Ancak, İslam yıkılmayacaktır.

TABİ TÜRK BUDUNUNA ( MİLLETİNE ) AİT OLDUĞUNUN BİLİNCİNİ TAŞIDIĞIN SÜRECE!

Tanrı Türk’ü Korusun.

Esen kalın…

1 YORUM

  1. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de dediği gibi, akla mantığa uygundur. Ancak, bilimin ışığından yoksun bırakıldığı için yine Başbuğ’un söylediği gibi o yıkılmaz bina hasar görmüştür. Ancak, İslam yıkılmayacaktır…

    bunu begendim!..tebrik ederim…basrilar daim olsun

    sevgilerimle daima

    yakup icik almanya

Bir Cevap Yazın