*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :1***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

Özel aracımla otobanda giderken, aşırı yağan yağmurdan dolayı aracım kaydı ve bariyerlere çarptım.Arabamın ön farlarını yakarak yola çıktım.Elimde şemsiyem, beni İstanbul’ a götürecek bir araç beklemeye başladım.Saatlerce yağmur altında bekledim.Taksiler hızla önümden geçiyor fakat kimse almıyordu.Hava da kararmak üzereydi.Nihayet uzakta arabamın farlarını gören bir otobüs beni fark etti ve durdu.Muavin otobüsün kapısından sarkarak sordu;

“- Nereye gidiyon hemşerim?…”

“- İstanbul Harem’ de ineceğim, boş yeriniz var mı?…”

“- Çık, atla!…Otobanda buldun bir otobüs, bir de boş yer var mı diye soruyon.Bayram nedeniyle araba full dolu, şansından az ilerde bir bayan yolcu indi.Şu bayanın yanı boş.Eğer müsaade ederse, yanına oturursun!…”

Otobüsteki yolcu bayan seslendi;

“- Otur Kardişşş.Ne olacak adam mı yicezzz yani!…”

Sessizce yanına oturdum.Yanımdaki genç kızı süzmeye başladım.Üzerinde mini etekli seksi bir elbise, kulaklarında kocaman altın halka küpeler vardı.Hayret!…Kulak memeleri yırtılmadan bu küpeleri nasıl taşıyordu?…Kumral uzun saçlarının ortasına kocaman bir gül toka kondurmuş, uzun kirpiklerine sürdüğü rimelleri otobüsün sıcağından hafif akmıştı.Dudağında kırmızı ruju ve yanağında pembe föndeteni ile nerden baksan ilginç bir tip olduğunu belli ediyordu. Ağzında bir okka sakız, şişirip şişirip patlatıyordu.Patlattığı ile kalsa yine iyi…Bir eliyle sakızı ağzından dışarı doğru sündürüp, sonra tekrar dilinin altına kaydırıyordu.Tıpkı geviş getiren hayvanlara benziyordu.Ulu orta sakız çiğneyenlere oldum olası gıcık olurdum.Oturup evlerinde çiğneseler ne güzel olurdu!…İçten içe söylenmeye başladım;

“- Şansa bak!.. Hay allahım…Nerde bela varsa, gelir beni bulur!…”

Çorapsız uzun bacakları ile arada bir ayaklarıma sürtünüyordu.Araya mesafe koyup yana kayma çabalarım boşa çıkmıştı.Ben yana kaydıkça, üzerime üzerime geliyordu.Sonunda koltuktan ara koridora düşecek hale geldim ve pes ettim.Hava kararmış, otobüsün ışıkları sönmüş, yolcular kulaklıklarını takmış, videoda film izliyorlardı.Ben uyuma numarası yaptım ve gözlerimi kapadım.Birden bacaklarımın arasında gezen elini hissettim ve heyecana kapılarak kısık sesle ;

“- Dur ne yapıyorsunuz?Gören filan olur!…” dedim ve elini ittim.

Bana bakıp kıs kıs gülmeye başladı.Ağzındaki sakızı çıkarıp, sağ bacağına yapıştırdı;

“- Sen bakire misin?…”diye sordu.Ben utana sıkıla;

“- Sana ne?…” dedim.

“- Adın ne senin kardişşş…?”

“- Bana kardeş deyip durma lütfen.Nerden kardeşin oluyorum senin?İsmim de Hakan.Senin adın ne?…diye sormayacağım.”

“- Sor…sor!..İsmim Sacide…Peki otobanda ne işin vardı, su samuru gibi öyle?… yağmurdan da pek ıslanmışsın hısım.Yanıma yaklaş da senle biraz ısınalım.İstersen arabadan inince benim eve gel de, iki tek atıp ıslatalım!…Ha…ne dersin civanım?… ”

“- Zaten sayende yeterince ısındım.Çok sürtündün alev alacağım!…Arabadan bir ineyim, arkama dönüp bakmadan kaçacağım!… ”

“- Ne o, beğenemedin mi şerrr-refff-siz?…Bak şu güzelliğe…” dedi ve göğüslerini dışarı fırlattı.Ben iki gözüm yana kaymış bir şekilde, kızın memelerine bakmaya başladım.Elimle elbisesini çekiştirerek;

“- Kapat şunları.Şerefimle de oynama.Sen başıma bela mısın nesin ya..!” diye söylendim.

“- Korkma yavru kuş, yemezler….Domuz gribi de yok bende.Biz haftada iki defa sağlık kontrolüne gidelim, vergimizi tıkır tıkır ödeyelim…Sonra da devlet gelip binamıza park yapmak istesin. Olacak iş değil.Nah gelip işte( eliyle apış arasını göstererek) buraya park etsin!…”

“- Sen nerde çalışıyorsun?…”

“- Zürafa sokakta…”

“- Ne iş?…”

“- Yedi gün veriyorum!…”

“- Caco Cola yok mu?…Sadece yedigün mü var?…Ben Cola içerim!…”

“- Ay ne salak şeysin sen.Daha anlamadın mı cicim.Ben Genelevde çalışıyorum.Çalışma ruhsatı almak için kuyruğa giren binlerce kız var.Ben en şanslı kızlardanım.Her gün altı-yedi bin kişiye iş veriyoruz!…”

“- Pardon!…Sizde bir tuhaflık olduğunu sezmiştim zaten.Yaptığınız işi, meslek olarak mı görüyorsunuz?…Sanki normal bir iş yapıyor gibisiniz ve yüzünüz de hiç kızarmıyor maşallah!…Bu işi yapacağına git kendini denize at veya sokakta limon sat!… Genelev kavramı, hangi adla gelirse gelsin, genelev devlet tarafından yürütülüyorsa, kadının devlet tarafından orospulukla köleleştirdiği veya bu tür kölelik biçiminde, diğer kadın-köle sömürü biçiminin,(örneğin genelevlerdeki pezevenklik kurumunun) yasal olmasa bile, desteklendiğini gösterir.Her gün onlarca erkeğin altına yatmak, kolay bir meslek olmasa gerek?…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :2***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

“- Bana laga luga yapma!…”

“- Valla ne diyeyim, insanda biraz utanma, arlanma duygusu olur.İnsanın bir kere ar damarı çatlamaya görsün.İşte senin gibi, her önüne gelen erkeğe verir!…”

“- Ben genel vericiyim lan.Kan grubum da arsız!…Bana bak, kafamın tasını attırma!… Utanmıyorum ulan, U-tan-mı-yo-rum…Var mı diyeceğin?…Beni bu hale getirenler utansın.Şimdiye kadar çok akıl veren oldu da, kan veren olmadı.Herkes emici şerrrr-refff-sizim… Gazetelerde star diye okuduğun şöhretli sanatçılar, her gün eşya değiştirir gibi sevgili değiştiriyorlar .Bazıları da “- Evlenmeden vermem!…” diyor.Evlenip evlenip koca eskitiyor.Bunların yaptıkları ne oluyor kardiş…?Şöhretlinin damındaki gül de, bizimkisi diken mi?…Herkeste var kara kutu, kara delik!…Cep delik cepken delik, kevgir misin be kardeşlik?… Kes sesini de otur oturduğun yerde hırbo…Bir daha benle konuşma!…” dedi ve sırtını döndü.

“- Sanki senle konuşan var.Sen konuşuyorsun cak cak…” dedim ve ben de O’ na sırtımı döndüm.Aradan bir saate yakın zaman geçti.Otobüsün camına doğru yüzünü dayadı.Az sonra birden, gizlice ağladığını duydum.Aslında O’ nu hiç incitmek istemezdim, bilmeyerek kalbini kırmıştım.Vicdanım sızladı ve elimi eline doğru kaydırdım;

“- Özür dilerim, barışalım istersen?…İnan seni istemeyerek kırdım.Neden ağlıyorsun?…”

“- Senin sözlerin beni ta içten yaraladı.Kim ister bu hallere düşmeyi?…”

“- Nasıl oldu anlat istersen.Biraz için açılır…”

“- Neyi anlatayım?…Nasıl dellendiğimi mi?..”

“- Hayat hikayeni anlat.Nasıl düştün bu fuhuş bataklığına?…”

Sacide bakışlarını öne eğdi ve anlatmaya başladı;

“- Ufak bir Akdeniz Köyünde dünyaya geldim.Üç kardeşin en küçüğü bendim.İki ağabeyim evlenmişlerdi.Hep beraber kocaman evimizde yengelerimle birlikte yaşıyorduk.Ağabeylerim ve babam elma bahçelerimizden sağladıkları gelirle, geçimimizi sağlıyorlardı.İlköğretimi bitirdim ve babama okuyacağım diye direttim.Çok inatçı bir kızdım.Babam yufka yürekliydi ve siroz hastasıydı.Abilerime inat okumamı istedi.Liseye at arabasında, köyümüzdeki çocuklarla birlikte, 8 km.uzaklıktaki kasabaya gidip geliyorduk.Köyümüzde okuyan tek kız bendim.Okuyup hemşire veya doktor olup, babamı iyileştirecektim.Ben onaltı yaşındaydım.Kasabada oturan babamın yakın arkadaşı Halil amcanın oğlu Necati’ yi seviyordum.Necati benden dört yaş büyüktü.O da beni seviyordu.Okulun öğle yemek aralarında, gizlice buluşup konuşuyorduk.Yine bir gün dere kenarında Necati ile sevişiyorduk.Kasabaya beraber gelip gittiğimiz, aynı köyden okul arkadaşım, büyük amcamın oğlu Bilal’ ın bizi gördüğünü fark etmemiştim.Bilal benden iki sınıf üstteydi.Devamlı gözü bendeydi ve serseri ruhlu bir çocuktu.Küçüklüğümden beri tanıdığım ve ağabey dediğim için, asla hakkında kötü bir şey düşünmüyordum.Bilal benim Necati ile seviştiğimi, köyümüzden gelen erkek okul çocuklarına, ballandıra ballandıra anlatmış.Bir gün at arabası, okuldan bizleri almaya kasabaya gelmemişti.Bilal;

“- Hadin len yürüyerek gidelim.Hava da ne güzel…” diye konuştu.Ben olacaklardan habersiz, nasıl olsa amcamın oğlu da yanımızda diyerek teklifi kabul ettim.Kasabadan uzaklaştık, dere kenarına gelince amcamın oğlu Bilal ve diğer çocuklar, bana planlı bir şekilde saldırarak tecavüz ettiler.Tam beş kişiydiler.Çocukluğumu, hayallerimi, telimi duvağımı elimden aldılar.Gözlerimi açtığımda anladım ki bir daha bu hayatın dahası olmayacaktı.Beni böyle yıkan, yaşadıklarımdan ziyade bunları yapanların içinde, amcamın oğlunun elebaşı oluşuydu.

Ne kadar süre olduğunu kestiremediğim bir müddet baygın yattım.Uyandığımda başıma gelen bu olay yüzünden ölmeyi istedim olmadı.O an hissettiğim utanç, bu günkü hayatımın temeli oldu.Öylece kalakaldım.Kulağımdaki sesler uğultuya dönüşmeye, yüreğim daralmaya başladı.Son kez geri dönüp bakmak istedim.Baktığım her yerde alevler fışkırıyor, ineklerin ve tavukların sesi imdat dercesine göğe yükseliyordu.Durdum…Yaşamak bu mu diye düşündüm.Ya orada ölmeliydim, ya da köye dönmeliydim.Geri döndüm ve öldüm de…Ama şerefimle değil, şerefsizce…Evimizin önüne geldim.Artık bir daha hiç kuramayacağım hayalleri kuruyordum.O an hayatın karesi dondu.Öyle kapılardan geçtim, bambaşka diyarlara gittim.Hayallerimde Sacide gelin oluyordu.Anası iyiceydi artık.Yengelerim kına geceleri düzenliyorlardı.Sonra…Sonra hepsi de birer aç kurt gibi üzerime yürüdü.Gözlerimi açtığımda anladım ki bir daha bu hayatın, dahası olmayacaktı.Beni böyle yıkan, yaşadıklarımdan ziyade bunları yapanların içinde, amcamın oğlunun elebaşı oluşuydu.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :3***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

Eve gittiğimde olayı kimselere anlatmadım.Ertesi gün hasta olduğumu söyleyerek okula da gitmedim.Benim okula gitmediğim bir gün, Necati köye geldi.Bahçemizdeki çeşmeden su doldururken O’ nu birden karşımda gördüm.Eliyle işaret ederek beni çağırdı;

“- Sevgilim bir haftadır okula gelmiyorsun?…Seni çok özledim,” dedi.Heyecandann panikledim ve yalan söyledim;

“- Çok hastalandım Necati.Zaten okulda kapanmak üzere, devamsızlık yapsam bile sınıfımı geçiyorum.O yüzden okula gelmedim.Sen neden geldin?…Aman kimseler görmesin!… Köyümüzde dedikodu olur, abimler kızarlar sonra!…”

“- Yarın Askere gidiyorum aşkım.Gelir gelmez seni isteteceğim ve evleneceğiz.Bana söz ver!…”Utançla Gözlerimi yana kaydırdım.Gözlerimden sicim gibi yaşlar akmaya başladı;

“ – Söz tabi…Senden başka kimseyi sevmedim ve sevmeyeceğim.Güle güle git, sağlıcakla gel Necati…” dedim.Sevdiğime son defa sarılarak, veda ettim.Yaz tatili boyunca evimizden dışarı adım atmıyordum.Bir yere gideceğim zaman, annemle birlikte gidip geliyordum.Amcamın oğlu ve diğer dört gencin yüzlerini bile görmek istemiyordum.Ne zaman onları görsem, yavşak yavşak yılışıp gülüşüyorlardı.Fakat yaptıklarını anlatmamdan çok korktuklarından, yanıma dahi yaklaşamıyorlardı.Hepsinden ölesiye nefret ediyordum.Okullar açıldığı zaman, babama okula gitmeyeceğimi söyledim.Babam hayretle yüzüme baktı;

“- Hayret bi şeysin be gızım.Okuyup dokto veya hemşire olmak isteyen sendin ya gari!…İstemeyosan gitmez, gelin oluu evde çocuk bakasın!…”

Gelin olmak mı?…Hıh..Gelin olmak kim, ben kim?…Hayallerim tamamen tükenmişti.Karnım gittikçe büyümeye başladı.Karnımdaki çocuğu çok düşürmeye çalıştım, başaramadım.Köyümüz yöresine ait basma şalvar don giyerek, hamile olduğumu son güne kadar sakladım.Herkesin tarlaya çalışmaya gittiği bir gün, doğum sancılarım başladı.Evde kimsenin olmadığını sanıyordum ve tek başıma çocuğu doğurup yok etmeye kararlıydım.İnlemelerimi duyan yengem koşarak yanıma geldiğinde, hayretler içinde hamile olduğumu öğrendi.Hemen ocakta sıcak su kaynatarak elleriyle doğumumu gerçekleştirdi.Bu sırada annem eve geldi, yengem olanları anlattı.Annem;

“- Gızım bu çocuk kimden?…Yoksa Necati’ den mi?..Vay soyu sopu devrilecise….Kızımı ne hale sokmuş bu it soyu…Şu anda askerde.Haftaya izne geleceğini söylevemişti anası.İstemeye gelecekleni söylediydi…Namusumuz iki paralık olmadan hemen evlenive…Evlenive de namusumuz kurtulsun gari!…”

“- Yok ana Necati’ den değil…”

“- Ne… gı sen nettin?…Necati’ den değil de kimden gızım?…Abenler gelmeden söyleve…”

Olanları anneme anlattığımda annem şoka girmişti.Yengem ağabeylerime olayları anlattığında, iki ağabeyim amcamın oğlu ile birlikte dört genç çocuğu, ahıra kapatarak falakadan geçirmişlerdi.Yediği dayakların etkisi ile amcamın oğlu benimle evlenmeye razı oldu.Babam hasta olduğundan, çocuğu ondan sakladık.Yengemin çocuğu olmuyordu, çocuğu yengem aldı.Olanlardan amcamların haberi hiç olmadı.Köyde anlı şanlı bir düğün yapıldı.Evlendiğimiz ilk gece arkadaşlarından utanan Bilal, zifaf odamızda silahıyla kendini alnından vurdu ve intihar etti.İlerleyen günlerde hep suçlandım.Geri döndüğüm için hiç affedilmedim.Annem bir yandan, yengem bir yandan beddualar ediyorlardı.”-Ne vardı herkes gibi sen de evde oturup goca bulup evlenseydin olmaz mıydı?…Okucan dedin, bak ne hallere godun bizi…” Ailemde herkes beni suçluyordu.Ağabeylerim ”- Lekeli yaşamayı nasıl yakıştırıyorsun?… “ der gibi bakıyorlardı yüzüme.Ama bana ölme fırsatı da vermiyorlardı.Askerliği biten Necati kasabaya geri dönmüştü.Necatim’ den utandım kardiş…Sevdiğimin yoluna karşılamaya gidemedim.Oysa O gelecekti çalgılı çengili düğünümüz olacaktı.Geldiğinde babama ; “- Sacide neden gelmedi?…” demiş.Babam evlendiğimi, evlendiğim ilk gece amca oğlum Bilal’ in gerdeğe girmeden intihar ettiğini anlatmış.Cevap verememiş.Babası Necati’ yi kolundan sürükleyip;

“- Sana kız mı yok oğlum?…” demiş.

Necati bu; durur mu?…Benim deli sevdalım.Onca günleri Sacide’ nin hayaliyle geçirmiş.Annesini de önüne katarak beni istemeye geldiler.O’ nu gördüğüm an hayatta yaşanacak her acıyı çektiğimi düşündüm.Ama ne yazık ki gördüğüme sevinemiyordum.Sonunun Bilal gibi olmasından kokuyordum.Beni hala zifaf gecesine girmemiş bakire kız sanıyordu.Oysa ben O’ na sarılmak, “- Benim suçum, günahım yok!…” demek için neler vermezdim.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :4***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

“- Senle evlenemem Necati, ne olur anla beni.Ben bakire değilim…”

Necati’ nin dünyası bir anda başına yıkılmıştı sanki.Anasını beni istemeye getirdiğine bin pişman olmuştu.Alnındaki terleri koluyla sildi ve bana bir tokat patlatarak , arkasına bile dönüp bakmadan çekip gitti.Biliyordum ki köyde hiç kimse namussuz ve iffetsiz bir kadınla evlenemezdi.Sonra kasabadakiler ne derdi?…Babamın hastalığı ilerlemişti ve bir sabah O’ nu yatağında ölü bulduk.Evdekilerin cenaze işleri ve gelenlerle uğraşmaktan, bir süreliğine benimle uğraşmaları zaman almıştı.Bu arada ben de kızım Nergis’ le ilgileniyordum.Kızıma çok bağlanmıştım.Kızımı tüm köylülerden saklamıştık.Babamın yedi mevlüdü okunmuştu o gece büyük yengem yanıma geldi ve gözlerimin içine derin derin baktı;

“- Ne diyeceğini anladım yenge!…” dedim.Boynuma sarıldı;

“- Sacide yaktın gı kendini…” diye ağladı.Suçumu düşündüm.Daha on yedi yaşındaydım ve kendimce hayatın tüm acılarını yaşamıştım.Belki de ağabeyimin benim için düşündüğü son, benim isteyip de yapamadığım kurtuluş olacaktı.Yengem arkasını döndü ve yüzüme bakmadan;

“ – Ağan sabah seni dereye götürüvecek.Anana söyleme duymevesin sakın!…” dedi;

”- Benle vedalaşmaya gelecek misin yenge?…” dedim.Bir an öylece baktı;

“- Senin için dua edeceğim edivecem gari Sacide…” dedi.Ve son kez sarılıp yanaklarımdan öptü.Biliyor musun, bu benim son öpülüşüm oldu.

O gece hiç uyumadım.Ne gariptir ki öleceğim için hiç korkmadım.Yalnızca bebeğimi düşündüm.Bunca aydır benimle bir tek o vardı.Bana o korkunç olayı hatırlatsa da, nihayetinde benim bebeğimdi o.Yalnız değilsin, ben de bu acı kaderine ortağım diyordu.Günler geçtikçe sadece O’ nu düşünüp, sonunun ne olacağını görmekten korkar olmuştum.Elbette ki herkesler gibi onu kundağına sardığım gibi köy meydanından kasıla kasıla geçemezdim.Ya da büyütüp okula yollayamazdım.Ama ben O’ na kıyamazdım da…O yüzden ağabeyimin benim için düşündüğü sondan hiç korkmadım.

Gün ağarmaya başlamıştı.Bir ara ağabeyimin Kuran okuduğunu duydum.Zavallı ağabeyim kardeş katili olacaktı.Ben kurtulacaktım ama O, belki de bir ömür boyu yanacaktı.

Ayak sesleri kapıma yaklaştı.Sonra biri dışarı çıktı.Sonun yaklaştığında düşündüğüm tek şey, ben ölürken bebeğimin ne hissedeceğiydi.Acaba onunda benim kadar canı yanacak mıydı?…İşte bu ölmekten daha korkunç bir düşüceydi benim için.Yengem kapıyı açtı;

“- Ağan kapıda seni bekliyo…Çocuğunu da kucağına al ve çık!…” dedi.Son bir kez aylarımı geçirdiğim çilehaneme baktım.

“- Anamı görecek miyim yenge?…” dedim.

“- Hayır!…” dedi.Hiç itiraz etmedim.Galiba görmemek daha iyiydi.Evden çıkınca yengem çabucak kapıyı kapattı.Sanki bu gidiş sahnesini görmek istemiyor gibiydi.Sevindiği ihtimalini bugün bile düşünmedim zaten.

Ağabeyim hiç konuşmuyordu. O önde, ben arkada, bir müddet yürüdük.Dere kenarına gidebileceğimiz en uzun yoldan gidiyorduk.Eğer ağabeyim isteseydi, çoktan oraya varmıştık.Ama ağabeyim yolu uzattıkça uzatıyordu.Sonunda dere kenarındaydık. Birden arkasına dönüp;

“- Bu çocuk kimden?…” diye sordu.

“- Bilmiyorum.Bana ilk tecavüz eden Bilal’ di.Bayılmıştım, sonra hepsinin tecavüz ettiğini hayal meyal hatırlıyorum!…” dedim.Çocuğu kucağımdan aldı ve yere bıraktı.Sonra ellerimi

iki elinin arasına alıp;

“- Gonca gülüm sana kıymak zorundayım!…Namusumuzu iki paralık ettin!…” diye feryat etti.Öylece bir zaman yüz yüze gelmeden ağlaştık.Sonra cesaretimi topladım;

“- Tek hayalim şereflice ölmekti ağabey…” dedim.”- Bu güne nasipmiş…” Mermiyi silahına yerleştirirken gözyaşlarını görebiliyordum. Sonra gözlerime baktı;

“- Gonca gülüm ben sana kıyamam!…” dedi.Oysa bilmiyordu ki bugün benim ferah kapısına en yaklaştığım gündü.O kendince bana kıyamadı ama, ben hayatım boyunca bir daha mutluluğa bu kadar yaklaşmadım.

”- Ah Sacide… Allah’ ın takdirine bak.Ben ne zamandır çocuk hasretiyle yanıyorum.Rabbim bana bir bebek nasip etmedi.Oysa sen ne haldesin!…”

Evet, yüce Allah onlardan esirgediği yavruyu talihsiz bir şekilde bana nasip etmişti.Elbette ki O’ nun hikmetinden sual olunmazdı.Ama ben bu nimet mi, lanet mi olduğunu kestiremediğim şeyin bedelini çok ağır ödedim.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :5***

Evde bebeğimi kimseler sevip koklayamadı.Hadi ben suçluydum, O yavrunun ne günahı vardı? O hiç bu rezil dünyaya, böylesine rezil bir şekilde düşmek ister miydi?..Meselenin evveliyatı her ne olursa olsun, sonuçta O da bir candı.O’ nun da büyümeye, koşmaya, bu kalabalık dünyanın içinde, en az diğer kullar kadar var olmaya hakkı vardı. Belki de bunlar on yedi yaşındaki bir genç annenin, babasız bir çocuk doğuran bir annenin yegane teselli cümleleriydi. Zaten bu düşünceler sadece benim beynimin labirentlerinde saklı kaldı.Kalkıp da ağabeyime; “- Bu çocuk senin benim kadar insan, ne var kabullenemeyecek?…” diyecek halim yoktu.

O gün hayatımın, kaderimin rotası belirlendi.Sabaha kadar bebeğimi birine vereceklerini düşünerek ağladım.Kızımın bir babası yoktu, şimdi de annesi olmayacaktı. O an için bana yaşanacak en acı şey budur gibi gelmişti. Ama ben yine yanıldığımı anladım.

Yere bıraktığım bebeğim sürekli ağlıyordu.Sesi soluğu çıkmayan bebeğim, olacakları sezmişçesine ağlıyordu.Gözlerime bakıyordu ve küçücük bebeğimin gözlerinden yaşlar süzülüyordu.Bu onun ilk gözyaşlarıydı…Dünyaya ilk isyanı, baş kaldırışı, merhaba deyişiydi belki de.Acılara, yalnızlığa, insan olmaya merhaba der gibiydi.”- Bebeğimi koru!…” diyordum Allah’ıma.”- -Bana ne yaparsan yap fakat, bebeğime bi şey olmasın Allahım!…”diyordum.

Yüzüme baktı ağlıyordu.Duygudan eser bulunmayan yüzü acıdan yanıyordu.O an anladım ki kızımla ilk ve son gezişimizdi bu toprakları.Hiç durmadan ağlayan çocuk bir anda kesti ağlamayı.Kucağımdan deredeki sulara bakıyordu.Birden ağabeyim

“- Ver şunu!…” dedi.

“- Vermem…Bu çocuğun ne zararı var sana?…” diyebildim sadece.Zorla aldı bebeğimi kucağımdan…Hayatımı, canımı, ilk oyuncağımı aldı hayatımdan….

İşte ben o gün böyle oldum.O gün söndü aklımın ışıkları.Yavruma ne mi oldu?…Gözlerimin önünde boğdu bebeğimi ağabeyim.Dereye defalarca soktu, çıkardı.Her çıkarışında yüzüne baktı.Ben kaskatı kesilmiş olayı seyrettim.Sesim çıkmadan seyrettim.Bir korku filmi seyreder gibi…Bir katilin suç ortağı gibi, sadece seyrettim.Tek damla gözyaşı dökemeden, tek kelime edemeden.En sonunda gözleri açık o kara gözleri göklere bakar halde ve mosmor kaldı Nergis’ imin.Boğdu onu ağabeyim.Çünkü o bir piç kurusuydu…Çünkü yaşasa bile hergün boğacaklardı onu…Çünkü babası belli değildi.

O an Rabbim bana yardım etti.Bebeğimle beraber benim aklımı da aldı benden.Sonra İstanbul’ a kaçtım.Günlerce parklarda yattım.Gelen vurdu, giden vurdu şerrr-refff-sizim…Şimdi de böyleyim işte…Anladın mı?…Böyle doğdu deli Sacide….” Diyerek benim bağrıma vurmaya başladı.İki kolunu tuttum ve dudaklarını dudağıma getirip O’ nu öpmeye başladım;

“- Bak!…Hep sen öpüyordun milleti.İşte yıllar sonra seni öpen biri çıktı karşına.Bundan böyle seni bırakmayacağım.Var mısın benimle adrenalin yaşamaya kardişşş?…” dedim.

Aklımda olan işleri yapabilmem için böyle güzel bir deli kıza ihtiyacım vardı.Aradığım kız kendi ayaklarıyla çıkıp gelmişti.Gün ağarmaya başlamış, otobüs Harem’ e yaklaşmıştı;

“-Sacide, seni o bataklıktan çıkaracağım gülüm.Ver bana şu Zürafa sokaktaki adresini ve telefonunu kayıt edeyim!…” Sacide adresi ve telefonu bir çırpıda söyledi ve ekledi;

“- Pezevenkler bırakmazlar kardişş…Çıkarsalar da çok para lazım… “

“- İki gün sonra yanındayım tatlım.Ben gelmeden eşyalarını hazırla seni çıkaracağım!…”

“- Nereye…? Çin’ e fason mal satışına mı götüreceksin lan beni hıyar?…”

“- Yok güzelim….Dünya turuna çıkacağız.Dalga geçtiğimi zannetme.Geldiğimde kafa kağıdını hazırla.Bakarsın uzay turuna da çıkarız…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :6***

“- Hadi kardişşş, gazetede Hıncal Uluç’ un köşe yazısını okuyorum.İşin bittiyse defol git!…”Müşteri Sacide’ nin üzerinde sevişirken, Sacide gazete okumakla meşguldür.Müşteri boşalmıştır fakat gitmek bilmez;

“- Yarım saat daha kalsam olmaz mı?…Vallah çok beğenmişem, muamelenden hoşlanmışam.Bizim köydeki eşşekten iyisen!…”

“- Ulan beni eşşekle bir mi tutuyon şerrr-refff-siz dümbük.Hayvan haklarını savunan panter karılar duymasın.İkinci posta iki katı.Git aşağıdan iki marka daha al gel!…”

“- Biraz indirim yap bugün, vallah param kalmamış…”Sacide elindeki gazeteyi adamın kafasına vurmaya başladı;

“- Defol ulan, burası hayır kurumu mu sümsük?…” dedi ve adamı üzerinden fırlattı.Sonra aşağıya seslendi;

“- Sıradaki gelsin!…”Bu sırada kapıdan içeri girdim ve çalışan bayanlardan birine sordum;

“- Affedersiniz Sacide hanım burada mı çalışıyor?…”

“- Evet, üst katta.Oda no 303…”Koşar adımlarla merdivenlerden yukarıya doğru çıkıyordum ki pala bıyıklı bir adam seslendi;

“- Hop!…Sıraya gir!…Buraya her önüne gelen, elini kolunu sallaya sallaya giremez hemşerim.Önce kasadan marka alman lazım.İlk defa mı milli olacaksın?…”

“- Şey…Ben Sacide Hanım’ la görüşecektim.”

“- Sacide’ ye bak…Ne zaman Hanım olmuş da haberimiz yok lan bu deli karı?…Sacide Hanımı görmek parayla hemşerim, iyi seçim.Yalnız sevişirken dikkat et, serçe parmak kırılmasın!… Delidir ne yapsa yeridir!…Akraban mı?…”

“- Şey…Evet.”Pala bıyıklı yukarıya doğru bağırdı;

“- Kız Sacide…Akraban gelmiş, aşağıya bir göz at!…Hani lan akraban yoktu senin, orospu?…Bak bakalık tanıyor musun?…”

Bu sırada merdivenden iç çamaşırı ve ağzında bir okka sıkızı ile Sacide göründü.Beni gördüğüne çok sevindi.Gözlerinin içi gülüyordu;

“- Hoş geldin Hakan…Senin geleceğini hiç zannetmiyordum lan…Helal olsun sana delikanlı çocukmuşsun şerrr-refff-sizim.Sen bir çay içerken, ben de hazırlanırım gideriz…”Patronu Raci seslendi;

“- Nereye gidiyorsun, benden habersiz lan kaltak?…”Ben söze girdim;

“- Sacide’ yi buradan tamamen çıkarıyorum.Artık benim yanımda kalacak!…”

“- Yok ya?…Biz O’ nu büyütelim besleyelim,koluna altın bilezik takıp meslek sahibi edelim, sonra da elin adamına sunalım ha?…Yok öyle yağma hemşerim…Ederi 40 bin dolar.Ödeyemezsin de, ödersen mal senindir.Al hayrını gör…”Bu sırada genelevde çalışan kadınlardan biri elinde deodorant salona parfüm sıkmakla meşguldü.Patron kızarak söylendi;

“- Yeter ulan parfüm sıktığın.Ver şu parfümü!…Ozon tabakasının bile anasını bellediniz.Sayenizde kocaman bir kara delik açıldı.Bıktım artık etrafımda delik görmekten lan yeter!…”Sacide söze girdi;

“- Ama patron yıllarca benim etimden, sütümden, tüyümden yararlandınız.Özgürce yaşamak benim de hakkım.Yurdum hatunlarının hemen hepsinin cinsel aktiviteye vaginismusluymuşçasına soğuk bakmasının sonucu er kişinin yapacağı kaçınılmaz eylemi, işi anlatan cümlenin anlatım bozukluğu dut yemiş hali gibiyim. Aleksandr amcamız ne diyor; Evlilik kurumu var oldukça fuhuş da yaşayacaktır. Fuhuşu sürekli destekleyen ve besleyen kimlerdir biliyor musun? Namuslu geçinen iyi aile babaları, kusursuz kocalar, sevgi dolu erkek kardeşler. Bu kişiler paralı fuhuşu yasal hale sokacak ve savunacak yolları ve nedenleri hep icad edeceklerdir. Tersi durumda fuhuşun, eşlerinin ve çocuklarının yatak odalarına kadar gireceğini biliyorlar. Onlar için yasallaşmış fahişelik öteki erkeklerin cinsel arzularını kendi yatak odalarından uzaklaştırmanın bir yoludur. Hem sonra yasallaşmış fahişelik, bu şerefli aile babalarına, gizlice gidip kadınlarla yatma zevkini de sağlıyor. Daha iyisi can sağlığı! Hep aynı yemekten yemek sıkar biraz…Verin kafa kağıdımı da kuşlar gibi özgür olayım.Ben özgür seks yapmak istiyorum artık!…Hem ben bu kadar ucuz muyum kerhaneci başı.Aslında benim ederim, dolarla bilem ölçülmez.Yüz bin yuro bile benim gibi havalı dilbere az gelir. Bu çocuk nerden bulsun 40 bin dolar parayı?…Acı biraz, kredi kartına taksit yap!…Ben on sene dışarda çalışır öderim patruş…”

“- Ne diyon lan sen?…Kim bu deyyus Aleksan Malaksan?…Bi çakacam görcen vaginüsü, magirusu şimdi.Mal-i Sigorta kapsamındasın ona dua et!… Görüyon değil mi hemşerim, fahişeler ile filozoflar arasında pek bi fark yok!…”

“- Bak Kerhaneci başı, sigortamı da tam yatırmıyorsun galiba.Geçen gün arıza yaptım, eczaneden aldığım ilaçların parasını tam ödedim.Motorun bile amortismanı var, benim yok.Benim motordan neyim eksik?… Daha emekli olmama, bu gidişle dörtbinbeşyüz iş günü var!…”

“- Tamam tamam…Ben gerekli parayı bankadan çeker, size öderim.Sen hazırlan Sacide bir saat sonra geliyorum seni almaya tatlı kuş!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :7***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

Bir saat içinde parayı bankadan çektim ve Kerhaneciye teslim ettim.Paraları otomatik makinada bir çırpıda sayan Raci;

“- Tamam hemşerim.Vallahi hiç parayı getireceğinden umudum yoktu.Al mal senindir.Bu da kafa kağıdı, hayrını göresin!…” dedi ve nüfus cüzdanını kasadan çıkarıp, bana teslim etti.Sacide seslendi;

“- Sana ev alacağım, eşya alacağım diyerek borçlandırdığın senetleri de ver bakalım Raşi!…Ulan pezevenk bi düdüğünü gördük, başka bi şeyini görmedik!…”

“- Ha tamam..Unutmuşum kız onları.İyi ki hatırlattın.Al bakalım, elinle yırtasın.Artık bağımsız ülke oldun Sacide kızım.Kuşlar kadar özgürsün.Eğer dışarda tutunamazsan, işin hazır, bizi unutmayasın!…İstediğin zaman gelebilirsin.Sanatın var, elin işe yatkın ve beceriklisin!…”

.” Bana dönerek;”- İşte evladım böyle…Kızlarımız bizi çok severler, hepsi de hamarattırlar!…”

Sacide’ nin bir bavul dolusu eşyasını elime aldım ve arabayı park ettiğim yere doğru yürüdük.Arabanın bagajına eşyayı koydum ve ön kapıyı açtım;

“- Buyursunlar Madam Sacide Hanım!…Bundan sonra ver elini uzay turu…”

“- Ulan Hakan, bu kadar parayı nerden buldun lan?…Banka filan soymadın değil mi şerrrr-reffff-siz!…”

“- Ben doğuştan zenginim güzelim.Aklım zengin.Ev-vet… faka-boka bastın, banka soydum nerden bildin?…”

“- Beni üzerine alacak mısın?…”

“- Bu da nerden çıktı şimdi, tabi bundan böyle beraber yatacağız ve beraber kalkıp işe çıkacağız…”

“- Ne iş?…”

“- İnce iş!…Ben bilgisayar mühendisiyim.Bana derler Hızlı erişim Hakan!…İnternet üzerinden Robin Hood’ culuk oynuyorum.Zenginden alıp, fakir Hakan’ a dağıtıyorum.Bir bayana ihtiyacım vardı ve tam zamanında seni buldum.Çıkar şu ağzındaki sakızı da, bak sana ne yapman gerektiğini anlatacağım.”

“- Hakan’ cım bana aşk dolu sözler söyle hayatım.Çoktandır hasret kaldım böyle güzel sözlere!…”

“- Hadiiii bismillah!…Tamam, tamam söylerim tatlı kuş.Sacidem seni ram’ inin alamayacağı kadar çok seviyorum. Zipsiz, zapsız olduğun gibi… Seni ilk gördüğüm anda damla sakızı çiğneyişine formatlandım. Bana öyle bir sistem transfer ettin ve yaklaştın ki, hiç bir komut artık beni senden ayıramaz. Seninle çoklu ortamlar da dahil, her ortamda mutlu olabileceğimi biliyorum. Senin megahertz’in beni de ateşliyor. Bakışların beni taa derinden scan ediyor. Sana çok güveniyorum, bu bakışlarımı başkasına forward etmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Ben, seni üzerime alacağım Sacide. Sana söz; hiçbir şey insert etmeyeceğim.Dr. Norton’ dan randevu aldım, ikimiz de usulen bir virus taramasından geçeceğiz. Merak etme!…Hiç bilmediğim software’ lerle ilişkim olmadı. Senin için Raci, hardware’ lerin taş gibi diyordu, ancak biliyorsun ki benim için software güzelliği hardware güzelliğinden önde gelir. Sacide, seninle biz çok dvd’ler seyredeceğiz. Sana doğum gününde 24 hızlı rewritable dvd alacağım. Pembe slotlu kasamız, içinde nurtopu gibi hard disklerimiz olacak. Tatillerimizde ikimiz de birer windows gezgini olacağız. Daha sonra da ver elini internet. Sana güzel görünmek için öyle çok çalışacağım ki, üç hafta sonra karşına yirmibir inch plazma ekran gibi çıkacağım. Ondan sonra istersen beni duvarına bile asabilirsin. Akşamları dizlerinin üzerinde bir laptop gibi yatacağım. Asla uyku moduna geçmeyeceğim Sacide. Biz seninle ışıkları kapatıp kucaklarımızda klavye sabahlara kadar erenet.net ‘te chat edeceğiz. Ancak ilk yıllarda senden biraz ilgili olmanı isteyeceğim, onun için screen saver, standbye modu vs. anlarsın ya açık dikkatli olmanı isteyeceğim. Salonumuzun baş köşesine babamın eski 10 megabaytlık bilgisayarını koyacağım, malum şark köşeleri bana hep çok Sıcak gelmiştir, yanına da 5,25 lik disketler. O biçim nostalji olacak. Hatta yılbaşı akşamları tetris falan oynayabiliriz. Kendimizi hep geliştireceğiz, zaman hangi ram’i gerektiriyorsa uyacağız. Birbirimizden fikir download’unu bir gurur meselesi yapmayacağız. Aramızda ayrı gayri olmayacak, herkes birbirinin sörfüne saygı duyacak. Zenginlerin sitesini crack ettim, anasını da hack edeceğim. Ben geleneklere sadık kalmak istiyorum şeker Sacide’ ciğim. Sana amazon.com dan hamarat parmağına beş taşlı pırlanta yüzük, kulaklarının taşıyamayacağı büyüklükte avize elmas küpeler siparişi verdim bile.Gecelerimizde real player çalacak… Home page’ inlerini, her baytını öpüyorum, CPU’m daima seninle olacak sevgilim!…”

“- Ulan neler diyorsun sen şimdi bana şerrr-reff-siz…Söylediklerinden tek kelime anladıysam Arap olayım!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :8***

“- Hakan lan, bu şato gibi ev sizin mi?Allam bak ağzım açık kaldı, içine sinek sıçacak!…Bütün sülaleniz bu evde mi yaşıyor anacım?…”

“- Hayır, ben yalnız yaşıyorum.”

“- Nasıl yani?…Baban veya annen sana göz kulak olmuyor mu oğlum?Kaybolursun lan bu şato gibi evde!…Of şerrr-reff-si-zimm şu havuzun güzelliğine bak, boyumu geçermi lan bu? Olimpik yüzme havuzu gibi…Bak fazla yüzme filan bilmem, boğulursam bana yüzme öğretirsin ha!…Şişme araba lastiği filan varsa, belime dolar onunla yüzerim anacım.Ayrıca havuzuna işersem, bana kızmazsın değil mi?…”

“-Neden kızayım.Bende senin tuvaletinde yüzerim ödeşiriz!…Ayrıca sakızını şişirisin balon gibi, seni boğulmaktan kurtarır!…Benim de senden arta kalan bir tarafım yok tatlı kuş…Ben ve benden iki yaş küçük kızkardeşim, küçük yaşta yetim kaldık.Dikilmedik bir kulak arkamız kaldı.Babam hava subayı idi.Güneydoğu’ da PKK ile savaşırken roketatar tarafından vuruldu ve teröre şehit düştü.Annem; yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken, trafik terörüne kurban gitti.Ben ve kız kardeşimi, amcam ampül Hasan büyüttü. Amcam radyo, televizyon ve bilgisayar tamircisiydi.Bize bakmak için hiç evlenmedi.Okul tatillerinde O’ na yardımcı olurdum.En büyük zevkim internet Cafelerde internete girmekti.Ondört yaşımda elektronik aletlerin her zerresini, harfi harfine ezberledim.Babamdan kalan maaşla, amcam ampul Hasan bizleri okuttu.Ben bilgisayar programcılığı üzerine mühendis çıktım.Yüksek tahsilim biter bitmez, bana burs sağlayan çok ünlü bir işletmenin muhasebe kayıtlarını, alım satım işlerini bilgisayar üzerinden giriyordum.Alış veriş yaptığımız bütün müşterilerin hesaplarını bilgisayarda kayıt altına aldım.Yağmurlu bir gün, kopan elektrik teline basan amcamı da, bok yoluna kurban verdik.Kızkardeşim o yaz Oksford’ u kazandı.O’ nu okutabilmek için çok para lazımdı.Benim aldığım maaş ancak geçinmemizi sağlıyordu.Büyük müşterilerin hesaplarından internet üzerinden ufak tefek harcamalar yapmaya başladım.Biriktirdiğim paraları kardeşime yolluyordum.Öyle bir hale geldi ki, servetim boyumu aştı.Param vardı, her şeyim vardı, fakat mutlu değildim.Sen çıktın karşıma, anlattığın hikayenden çok etkilendim.İkimiz de düzüle düzüle, düzmeyi öğrenmiştik.Şimdi birlikte dünya turuna çıkacağız ve zengin ülkeleri düzeceğiz.Bir post kart çıkarma sistemi geliştirdim.Bankamatik kartları basacağım ve sen şekilden şekile gireceksin.Önce kendine bir çeki düzen vermen gerekecek.Sen artık asil ve zengin bir iş kadınısın.Hareketlerini ona göre kontrol etmelisin.Yemek nasıl yenir, çatal, bıçak nasıl tutulur, bunları adabıyla bilmen gerek.Yarından itibaren, zerafet ve diksiyon derslerine başlayacaksın. Altı ay yabancı dil okulunda ingilizce öğreneceksin!…Özellikle bir bankada ingilizce neler konuşulur bunları bilmen gerek!…

İnternetten sana resimlerini göstereceğim, parasının hesabını bilmeyen, zengin kadınların yerine geçeceksin ve tek seferde büyük alışverişler yapacaksın.Anladın mı tatlı kuş?…”

“- Oki dasti…Ay ben orta okulda ingilizce öğrenmiştim.Vat is yor name?…My nemis Sacide!…Havar yu?…pensil kalem demek.Nasıl biliyor muymuşum?…”

“- İşte bu güzel.Çok çabuk öğreneceksin anlaşılan…Fakat bu anlattıklarımı sakın kimselere anlatma!…Duyulursa sen kerhaneye, ben hapishaneye!…”

“- Ay olur mu…Kazanacağımız para ile köyümüze okul yaptırıp herkeslere hava atmazsam, nah şurdan şuraya gitmem!…Kesseler söylemem şerrr-refff-si-zimmm…”

“- Okulun adı hazır.Deli Sacide İlkokulu…”

“- Hayır…Kızımın adını koymak istiyorum.” Sacide’ nin gözlerinden iki damla yaş yere düştü; “- Kızım yaşayamadı bari ismi yaşasın.NERGİS İLKÖĞRETİM OKULU…”

“- Malımızın zekatıyla, okul yaptıracağız oh…Hay sen aklınla bin yaşa Sacide Hanım.Sevaba gireceğiz sayende…”

“- Kes şamatayı da çay bardakların nerde?Sana şöyle ellerimle bir çay demleyeyim, havuz başında içelim…”

“- ulan bide evin kızı olacaksın, hayret bişey ya!.Banyoda değil ya bu meret.Mutfaktadır git bak!…”

“ – Ya mutfak nerde söylesene?…Burada ben kaybolsam kendimi bulamam, labirent gibi ev!…”

“- Gel benimle sana mutfağın yerini göstereyim.”

Sacide mutfağı görünce kendinden geçti.Buzdolabının içinde ne ararsan vardı.Çaydanlığa çayı koydu.Un ve yumurta şekerin yerini öğrendi.El çabukluğu ile kek yapmak için hamur hazırladı.Fırını açmak için uğraştı ve açamadı;

“- Ulan bu fırın nasıl açılıyor?…Kek yaptım, fırına koyayım çayla iyi gider…”

“- Açıl susam açıl!… diyosun açılıyor tatlım…”

“- Ulan beni kekleme bak gelirsem!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :9***

“- Şey… ben para çekecektim…”

” – hangi hesaptan?…”

” – Herhalde kendi hesabımdan!…”

” – Tamam hanımefendi de sizin hesap no.su kaç, vadeli mi, vadesiz mi?…İsminiz neydi?…”

“- Benim kendimin mi?…”

“- Yok ebenin!…”

“- Ebemi bu işe karıştırmayın lütfen memur bey.Öleli seneler oldu.Allah günahlarını affetsin, mekanı cennet olsun!… Buyrun banka kartım, burada hesap numarası yazıyor.”

“- Neden bankamatikten çekmiyorsunuz ki?…”

“- Çekeceğim miktar çok fazla, bankamatik bin ytl. den fazla vermem diyor!…”

Ekranda kartın limitine bakan banka görevlisinin dudakları uçukladı.;

“- O…Sayın Mübeccel Hanımefendi.Hoş geldiniz!…Kartınızda yüklü bir miktar var, birazı bankamızda faizde dursun efendim.İleride lazım olur, yine çekersiniz!…Size çay, kahve söyleyeyim.Sıcak, soğuk ne içersiniz?…”

“- Hepsini ödemeye bankanızın gücü yetmeyebilir.Ben paramın binde birini çekeceğim.100 bin ytl.”

“- Tamam efendim kasada o kadar para var.Siz çayınızı içinceye kadar, ben de kimlik bilgilerinizin fotokopisini çekeyim.Şuraya bir imza atarsanız sevinirim.Meblağ büyük rakam olunca, bunları yapmak zorundayız.Sizden özür diliyoruz.”

“- Aman efendim, özür ne demek!…Bu sizin asli göreviniz.Buyrun kimliğim…”Sacide internet üzerinde gördüğü, zengin kadın Mübeccel TAMTAKIR’ ın şekline bürünmüştü.O’ na gerçeğinden ayırt edilemeyecek derecede, sahte kimlik belgesi hazırlamıştım.İnternette Mübeccel hanımla eşine ait tüm ev ve iş telefonlarını kendi cep telefonuma yönlendirdim.Banka görevlisinin Mübeccel hanımın daha önceden verdiği telefon numarasından , eşini arayacaklarını bildiğim için, önceden tedbirimi almıştım.Bankada çalışan görevli memur telefon açtı;

“- Alo kim siniz?…Bu sırada ben bankanın dışında telefona cevap verdim;

“- Buyrun ben Tahir TAMTAKIR…”

“- Affedersiniz, ben bankadan arıyordum.Mübeccel hanımın eşi olup olmadığınızı öğrenmek için aramıştım…”

“- Evet beyefendi ben eşiyim.Eşim ne kadar para isterse çeksin.Ben O’ nun keyfinin kahyası değilim!…” dedim ve kapattım.Bankadan içeri girdim ve bekleme salonunda Sacide’ yi süzmeye başladım.Sacide rolünü çok güzel oynuyordu.Hiç şüphe yaratmadan paraları aldı ve çantasına doldurdu.Ondan önce ben dışarı çıktım ve arabaya doğru yürüdüm.Ardımdan geldi ve bozuntuya vermeden gayet ciddi bir şekilde öne oturdu.Biraz ilerledikten sonra arabayı sağa çektim ve O’ nu öptüm;

“- Sacide sen neymişsin de haberimiz yokmuş?…Valla fıstık gibi olmuşsun.Rolünü de çok ustaca yaptın, sana helal olsun.Seni izlerken, az daha gülme krizinden gidecektim.Paraların hayrını göremeyecektim.Hiç teklemedin, etrafa iyi hava attın doğrusu…”

“- Orospuluk parayla öğrenilmez, artık ben bir küçük hanfendiyim hayatım.Paralı orospuluk nasıl oluyor bir görelim!….Köyümüze okul yapmak için gerekli başvuruları hazırla Hakan’ cım!…Geri kalanını borç ver sana faiziyle öderim.Köye gittiğimde beni tanırlar mı dersin?…”

“- Seni ben bile tanımakta zorlanıyorum tatlı kuş.Eski Sacide’ den eser kalmadı.Kaşlarını aldırıp kalem çekmişsin.Şu alnına bak, Esenboğa havaalanı gibi!…”

“- Aman şekerim, ben Mübeccel’ im…”

“- Ben köyünüze gider gerekli girişimleri kendi adıma başlatırım.Milli Eğitime de başvuru yapmam lazım.Gerekli prosodür neyse hazırlarım, sen merak etme.Okul inşaatı bitene kadar açılım yapalım, ne dersin?…Açılışı sen yapar, Milletvekili ile birlikte kırmızı kurdeleyi kesersiniz.İngilizcen de süper ilerledi.”

“-Yes şerrr- refff-si-zimmm…. Nereye açılalım?…”

“-Hanımefendi konuşmana dikkat et.Sen artık bir Madamsın.Birleşik Arap Emirliklerinin en büyük, lüks ve çağdaş olanı Dubai’ ye gidelim.Son 20 yılda bu topraklardan petrol çıkarılmaya başlamasıyla Dubai’nin yapısı değişmeye başlamış.Bölgenin finans ve iktisat merkezi olması büyük rol oynuyormuş.Gümrüksüz devasa alışveriş merkezleri burayı kısa zamanda alışveriş cenneti yapmış.İlgi çekici palmiye şeklindeki yapay ada ve dünya şeklini alan takım adalar ı dünyadaki herkesin dilinde.Başlıca bölgeleri ise Jumeriah ve Deira. Şehir dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biriymiş. Şehirde lüks oteller bulunmakla birlikte, dünya’nın en ünlü şarkıcıları şehirde konser vermekteymiş.Haftaya Tina Turner konserine de gideriz.Ayrıca buradaki bankalarda para çok….Okey mi dasti?…”

“- Okey derim.Daha sonra ekvator kuşağını da gezelim ne olursun!…Afrika yerlileriyle dans etmek, Fillere binmek istiyorum hayatım…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :10***

“- Olmazsa olmazlar olmasa, hiç para kazanamayacağız sevgilim. Dubai bankalarından çektiğimiz paralarla artık kumbaramızda üç milyon dolar paramız oldu.Hesapladım da ben bu parayı siktin sene bir milyon kişinin altına yatıp, ağız kokusunu çeksem kazanamazdım.Bununla yedi sülalemiz istifade eder.İngilizceyi de baba dili gibi söktüm ama, ne dersin?..”

“- Sen bir harikasın…İnan can sıkıntıma iyi gelen, langırt gibisin aşkım…Fakat yine de senin eski doğal hallerini özlüyorum.”

”- Aman Hakan o kadarda değil artık, bırak biraz çevremize güzel gözükelim.Çevremizi kirletmeyelim aşkım.”

” – Güzellik mi? Sen buna güzellik mi diyorsun? Ben seni “çevremizi temiz tutalım” eyleminde, çöp tenekesi kılığına girdiğin şeklinle sevdim kızım!..Elbisendeki leopar kürkünü, hayvan severler görmesin!…”

”- Ay iyi de ömrümün sonuna kadar çöp tenekesi olarak dolaşacak değilim ya Hakan.Hem ona bakarsan sende hakiki deri ayakkabı giyiyorsun. Kim bilir hangi hayvanı öldürüp, derisinden ayakkabi yaptılar.Senin hayvan yerlerde sürünüyor zavallı.Benimkisi hiç olmazsa boynuma sarılmış dolaşıyor.”

– Ya Sacide bana masal anlatma tamam mı?… Daha dün inci kolye takıyordun. incilerin nereden çıktığını anlatmama gerek yok herhalde.”

” – Ay bunu bilmeyecek ne var canım.İncili ağacının meyvesinin, çekirdeği sanırsam…Hem sen dünkü Fener maçında yaktığın sis bombasının çevreye verdiği zararı, havaya verdiği kirliliği görmemezlikten geldin ama, doğrusu şimdi söylemeden edemiycem.Fener-Galatasaray maçı var diye bana acele ettirdin, elmas küpelerimi Dubai’ deki otel odasında unutmuşum.Hep senin yüzünden…”

– Hah şuna bak.Restorantta otururken çıtlatıp çıtlatıp yere attığın kabak çekirdeklerine ne demeli?…Yerden toplayıp, çöp kutusuna ben atmıştım herhalde!… Maç bitti, aslan üçün birini aldı.Keyfim yerinde doğrusu, bozma gül keyfimi…”

“- Ay Hakan’ cım okul inşaatı ne alem?…”

“- Hızla ilerliyor bitmesine az kaldı.Biz dünyayı bir tur daha atalım, gelince okul bitmiş olur.Müteahhit dün benden yine para istedi, gönderdim.Son derece modern bilgisayar sınıfları hazırlanıyor, yazı tahtaları bile akıllı tahta olacakmış.Tebeşir kullanmaya son.Bu kış mevsiminde İstanbul çekilmez, sence şimdi nereye gitmeli?…”

“ – Ekvator kuşağına gidelim!…Bu akşam sinemalarda “ I know what you did last summer- Malumat-ı eylem-i nevbahar ” , “ Titanic – Tekne-i devasaiye”, “Dört nikah bir cenaze- Car izdivaç yek mevta” filmleri oynuyor gidelim mi?…”

“- Hayranım senin şu Türkçe çevirilerine.Yok ya…Sıkıntıya gelemem.Bu gece Sezen Aksu’ nun Maçka’ da konseri varmış, gazetede okudum oraya gidelim.Kalk hazırlan!…”

“- Ay Sezen’ i ben de severim fakat artık yabancı takılıyorum.İngilizcem genişliyor.”

“- Kimleri dinliyorsun?…”

“ -Spice girls – baharadül avrad, pink floyd – pembe muvakkithane, sugababes – sübyan-ı şeker, the beatles – haşaratü l hamam, iron maiden – bakire-ül (tövbe estafurullah) teneke…Türk müziğinden, mor ve ötesi – eflatun vü berisi, hepsi – topyek un, manga – cüdded-ü aksa-i şark ve kim bunlar – merak-ül beşer…”

“- Ulan Sacide Türkçeyi bile terçüme eder hale geldin.Ne diyeyim…”

Arabaya bindik yolda lüks cipimizi gören trafik polisi bizi durdurdu;

“- Sağa çek bakayım!…”

”- Buyrun memur bey, ne vardı?”

“- Ehliyet ve ruhsatınızı rica edecektim…”

“- Buyurun ehliyetim ve ruhsatım.Kaskosu, trafik sigortası, taşıt pulu hepsi tamam…” Her şeyin tamam olduğunu gören trafik polisi illa ki ceza yazmaya kararlıdır.Arabanın egzosuna baktı;

“ –Egzozunda patlama var.Çevreye zarar veriyorsun…”

”- Abi be, sen al şimdi şu 100 YTL yi beni görme.Bak şimdi yanımda manita var.”Sacide seksi bakışlarıyla polis memuruna baktı ve gülümseyerek göz kırptı;

“- Tamam…Fakat çevreye çok zarar vermeyin ha!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***11.BÖLÜM ***

”- Hakan yoksa artık beni sevmiyor musun?Çok ihmal ediyorsun…”

“- Şu an bilgisayarda Kantır oyunu oynuyorum şeker.Oyunun yeni versiyonu “ tetikçi”. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarınızı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamak zorundayım.Yapmam gereken, doğru zamanda nişan alıp ateş etmek. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarımı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamam lazım. İki işi birden yapamam, daha sonra gel!…”

“- Beni oyunun bittiği zaman ki sevme ihtimalin ne derece?…”

“- Sevmekten kastın ne?…”

“- Ne demek kastın ne Hakan?…”

“- Sevmenin bir sürü şekli şemali var demek.İlahi aşk, platonik aşk, şehvetli aşk, tutkulu aşk, karşılıksız aşk, vesaire vesaire…”

“- Oyunun bittiğinde, beni şehvetle sevmenin ihtimali var mı diyorum?…”

“- Aklın fikrin sevişmekte.Günde üç kere, üç öğün yemek üstüne, yeter artık Sacide.Ben hap mıyım?…Bugün okyanusta dalgalarla kucaklaşmaktan, her yanım tutuldu şeker…”

“- Ne yaparsın, alışmış kudurmuştan beter.Ümit ağbi ne diyor;”- Alışmak sevmekten daha Zor geliyor…” diyerek şarkı söylemeye başladı.Sonra küserek arkasını döndü .O’ nun gönlünü almak için birlikte film izlemek istedim;

“- 6.His filminin dvd.sini aldım izleyelim mi?…”

“- Bişey anlamam.İlk beş bölümünü izlemem gerek canım!…Yurdum insanını özledim.Buradan Türkiye televizyonları çekiyor mu Hakan?…Aç da azıcık Türkçe müzik filan dinleyelim, Afrika tam-tamlarını dinlemekten gına geldi canım!…” Uydu aracılığı ile Türkiye televizyonlarını açtım;

“- Hah işte bu kanal dursun.Hadi…hadi… hadi…Fatih Ürek’ in yılan dansını izleyelim.Ben çok seviyorum bu çocuğu, çok efendi.Hiç değilse kızlarla filan, gece eğlencelerinde sarmaş dolaş görmüyoruz!…”

“- Tamam hayatım, resepsiyona telefon aç da biraz egzotik tropikal meyveler getirsinler!…”

“- Ay… içim, dışım muz ve ananas oldu şeker…Elma ve armutu buradakiler turist sanıyorlar.Gezmediğimiz hangi ekvator ülkesi kaldı cicim?…”Tebdili mekanda ferahlık vardır “, derler.Başka ülkeleri gezelim sıkıldım bu Kenya’ daki Kikuyulardan.Her tarafta aslan, kaplan zürafa…Kendimi hayvanat bahçesinde dolaşıyorum zannediyorum!…”

“- Sırada Kongo ve Zaire var. Kongo’ da çok ilginç kabile toplumları varmış.Ormanlarda Pigme kabileleri yaşıyormuş. Çoğu Fransız olan Avrupalılar büyük kentlerde oturuyormuş. Afrikalılar genellikle Bantu dillerini oluşturuyorrmuş. Kongo’ nun resmi dili Fransızca ve halkın büyük bölümü Hıristiyan’ mış.”

“- Sen nerden biliyorsun bunları şeker?…Daha önce hiç gittin mi?…”

“- Google arama motorumda hepsi yazıyor tatlış.Bir ülkeye gitmeden önce, mali, idari ve sosyal durumlarını ve bankalarının iç atmosferini kontrol ediyorum canısı!…”

“- Şeker ben bu ekvator ülkelerini çok sevdim.Kış günlerinde, yaz mevsimini yaşıyoruz ne güzel.Dolanıp dolandırmadığımız, ekvator ülkesi kalmadı gibi.Endonezya’ da ne günler geçirdik hatırlasana.Endonezyalılar Sumatra ve Bornea adalarının iç bölümlerinde yaşayan kabilelermiş, Ba-li’ deki gelişmiş Hindu kültürünü kuran insanlar ve Cava’ nın uygar Malaylar’ ı gibi bir çok değişik halktan oluşuyor.Dilleri de bir acaipti.Hemen hemen bütün grupların anlayabileceği Malay dilinin bir lehçesiymiş.Nüfusun büyük bir çoğunluğu bizim gibi Müslüman.Hıristiyanlar ve Budacılar da var.Bali ve Lombok adalarının halkı ise Hindu dilini benimsemişler.Endonezya’da Malay olmayan en büyük grup Çinli tüccarlar.Endonezya halkının çoğu küçük köylerde yaşıyor.Evleri gördün, genellikle bambudan yapılmış; çatıları saman, yaprak ve kamışlarla kaplıydı.Ne güzeldi değil mi hamakta uyumak ve güneşin batışını izlemek?…”.

”- Ben Brezilya’ yı tek geçerim.Karnavala katılıp nasıl çılgınca dans edip eğlenmiştik.Mulotto denen beyaz-siyah karışımı ile mestizo denen beyaz yerli karışımı halkı çok ilginçti.Halkın hemen hemen tümü Katolikti…”

“- Ya Kolombia’ ya ne demeli. İspanyol kökenli beyazlar , Avrupalı, Afrikalı, mulottolar karışımı bir ülke.Kıyı kesimlerinde kölelerin soyundan gelen siyahlar çok yoğundu.Keşfedilmemiş iç kesimlerde 300 bin dolayında Yerlinin bulunduğunu duyduğumda fazla dolaşmaktan vazgeçmiştim.Yamyamlara yem olup, paraları harcayamamaktan korktum doğrusu…”

”- Ay Singapur’ da çok güzeldi.Çekik gözlü geyşalara bayıldım.Singapur’da yaşayan Çinliler ,Malaylar ve Hintliler çok misafirperver insanlardı.Budacılık, Konfüçyüsçü-lük, Taoculuk, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hindu dininden başka çeşitli inançlar da yaygınlık kazanmış.Büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu halk, yaşamını tarım ve balıkçılıkla kazanıyor. Nüfusun yarıya yakın bölümü yol ve ırmak kenarlarındaki küçük köylere dağılmış.Irmağın içindeki otelimizde macera dolu günler yaşamıştık…”

“- Evet…Her güzel şeyin, mutlaka bir sonu vardır.Yakında Türkiye’ ye döneceğiz.Telefon açtım inşaat tamamen bitmek üzereymiş.Bir ay sonra teslim edeceklerini söylediler…”

“- Yaşasın çok mutluyum.Sana; bütün bu güzellikleri bana yaşattığın için, sonsuz teşekkürler canım….”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***12.BÖLÜM ***

”- Okulların açılmasına az bir zaman kaldı Sacide.Okul tamamen bitti ve okulun levhasını da senin söylediğin şekilde tabelaya “NERGİS İLÖĞRETİM OKULU” yazdırıp, astırdım.Okulun açıldığı gün, sen de ilçe milletvekili ve Kaymakam ile birlikte kırmızı kurdelayı keseceksin.Köylüler;”-Bu yardımsever kadın kim?” diye çok merak ediyorlarmış.E… söyle bakalım, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?…”

“- Açılışı yapmadan üç gün önce köyüme gitmek istiyorum.Evimi, anamı, kardeşlerimi çok özledim.Üç gün doğduğum evde, misafir olarak kalmayı düşünüyorum…”

“- Ne?…Delirdin mi sen?…Ya seni tanırlarsa?…”

“- Beni tanımak mı?Hıh…Ben artık eski Sacide değilim şekerim.Aynaya bakınca ben bile kendimi tanıyamaz oldum.Onlar mı beni tanıyacaklar?…”

“- Sacide ne yapmaya çalışıyorsun allasen?…”

“- Sacide değil, Melike…Lütfen bundan böyle bana Melike diye hitap et!…”

“- Tamam şimdi müteahhite ve köy muhtarına telefon açıyorum.Yarın seni ilk uçakla gönderiyorum.Seni havaalanında karşılayacaklar.Ben üç gün sonra açılışa yetişeceğim tatlım.”

Okullarını yaptıran hayırsever Melike Hanım’ ın geleceğini öğrenen tüm köylü vatandaşlar seferber olmuş, merakla köy meydanında, gelecek arabayı bekliyorlardı.Müteahhit ve köy muhtarı Şehrin havaalanından Melike’ yi karşıladılar ve köye gitmek üzere yola koyuldular.Nihayet beklenen müteahhitin taksisi köy çeşmesinin önünde durdu.Müteahhit hızla araçtan inerek Melike’ nin kapısını nezaketle açtı.Melike arabadan köylülerin alkışları eşliğinde indi.Etrafına şöyle bir göz gezdirdi.Çocuklar haricinde, etrafındaki bakışların çoğu tanıdıktı.Gözleri annesine takıldı kaldı.Annesi ne kadar da yaşlanmıştı.Ağabeyleri ve yengeleri kendisini alkışlarken, geçmiş günlere daldı gitti ve gözünden bir damla yaş döküldü.Okuyup hemşire veya doktor olup, babasını iyileştirecekti.Hayalleri kumdan saray gibi yıkılıp gitmişti.Tecavüze uğrayan kendisi, ailesi tarafından suçlanan kendisiydi.İstemeden doğurduğu yavrusunu, ağabeyi gözleri önünde suda boğmuştu.Çocuktu, acizdi ve elinden hiç bir şey gelmiyordu.Oysa şimdi çok parası vardı, güçlüydü.Parayla hayallerini geri alabilir, kırılan kalbini onarabilir miydi?…Bir anda köy muhtarının sesiyle kendine geldi;

“- Sayın Melike Hanım gızım.Köyümüze hoş geediniz.Yarının çocuklarına güze bi miras bırakıyonuz.Sizin gibi yadımseveler oldukça, bu memleketin sıtı yere gelmez gari…Demi köylülerimiz?…”Köylüler alkışlar içinde, hep bir ağızdan “- Evet…” , diye cevap verdiler.Melike;

“- Sağolun köylü vatandaşlarım.Beni alkışlarınızla ihya ettiniz.Ben dört göbek öte, sizinle akraba oluyorum.Soy ağacımı çıkardım ve dedemin dedesinin, dedesinin dedesinin, bu köyde doğduğunu öğrendim.Köyümüze bir hayır yapmak istedim.Baktım köyümüzde okul yok ve çocuklar mağdur oluyor, ben de okul yapmaya karar verdim.Duydum ki çocuklar ilçeye gitmek için sabah erkenden yola düşüyor ve sekiz kilometre yol gidiyorlarmış.Aileler bu yüzden kız çocuklarını okula göndermek istemezlermiş.İsterim ki köyümüzde kızlar okusun, okumayan çocuk kalmasın.Doktor olsunlar, hemşire olsunlar, öğretmen olsunlar…”Köy muhtarı;

“- Kızım gel köy misafirhanesinde bi çayımızı içive gari?…”

“- Yok dede, ben köyü dolaşmak istiyorum!…”Muhtar ve müteahhitle birlikte önde, köylüler arkada köyü dolaşmaya çıktılar.Kendi evlerinin önüne geldiğinde duraladı.Açık avludan içeri girdi.Bu sırada anası ve kardeşleri çok sevindi.Anası;

“- Hanım kızım otu da sana bi çay demleverem gari…”dedi.Melike annesinin gözlerine baktı ve gülümseyerek;

“- Tamam hanım teyzecim.Ben bu evi pek sevdim.Bu evde çay içmek istiyorum!…”Ağabeyi seslendi;

İstesen açılışa kada misafirimiz oluverin.Çok memnun oluruz gadeş?…”

“- Sağolun eğer zahmet olmazsa, ben bu evde misafir olarak kalacağım muhtar bey.Siz gidebilirsiniz!…”

“- Tamam gızım.Bi isteğin olusa, haber ver.Hadi köylüler biz gidelik.Misafirimiz az dinlenivesin….”Köylüler çekildikten sonra ailesi ile yalnız kalan Melike,müteahhit Aydın beye seslendi;

“- Arabada çeşitli paketler var, zahmet olmazsa getirir misiniz?…”

“- Hiç zahmet mi olur Melike hanım.Tabi ki memnuniyetle…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***13.BÖLÜM ***

”- Gızım Allah ne muradın vasa vesin emi gaşşım.Duttuğun altın osun inşallah…”

“- Sağol teyzecim.Çok iyi insanlarsınız.Sizi yanaklarınızdan öpmek istiyorum?…”

“- Öp gızım öp…Yılladı bağrımda ateş yanıyo…Ateş düştü yeri yokıyo…Ah benim güze kızım Sacidem…”dedi ve ağlamaya başladı.Annesiyle birlikte Sacide’ de ağladı;

“- Kızınıza ne oldu?…”

“- Ah soma kızım!…Kimselere anlatmadık derdimizi.Sadece sana anlatıyom.Kızım okuyup dokdo olacadı…Okul köyümüze yakın ilçedeydi.Okula gide gelikene, gızım Sacide’ ye okul yolunda amcasının oğlu ile birlikte beş çocuk tecavüz ettiydi.Namusumuz gurtusun diye, zorla amcasının oğlu ile evlendirevedik.Amcasının oğlu Bilal, akedeşlerinden utancıyle, evlendiği gece intar ettiydi…”

“- Sacide şimdi nerde?…”diye sorduğunda ağabeyi söze girdi;

“- Gadeşim de namusunu gutamak için kendini dereye atmış.Ölüsünü çok aradık bulamadık gadeş.Akan dere, denize sürüklemiştir dedile…Bi mezarı bile yok gadeşimin, ahhh zavallı Sacidem ah…”

“- Çocuğuna ne oldu Sacide’ nin?…” dediğinde hepsi kuşkuyla birbirinin yüzüne bakmaya başladı.Zira köylülerden hiç kimse, Sacide’ nin çocuğu olduğunu bilmiyordu.Ağabeyi sordu;

“- Sacide’ nin çocuğu yoktu gadeş.Sen nerden duydun bu lafları?…”Sacide gözlerindeki lenslerini çıkardı ve ağabeyine haykırarak ;

“- Gözlerime iyi bak abi!…Tanıdın mı bu sana yalvaran gözleri?…”Ağabeyi, yengeleri ve annesi şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaktı.Annesi koşarak Sacide’ ye sarıldı;

“- Kızım….Sacide’m.Yavrum seni ve gızını aben öldürdüm dediydi…”

“- Sen de çanak tuttun değil mi anne?…Ağabeyim beni öldüremedi, eli varmadı fakat bebeğimi hiç acımadan suda boğdu.Gözlerim kaydı, dellendim ve deli gibi ortalıklarda dolaştım.İstanbul’ a kaçtım.Dışarıdaki insanlar çok mu masum, çok mu namuslu sanıyorsunuz?…Bir ekmek parası uğruna, tecavüzlere uğradım.Geneleve sattılar, vesikalı oldum.Allah dualarımı duydu da tesadüfen adam gibi adam çıktı karşıma.O da benim gibi hayatın çok sillesini yemiş birisiydi.Sayesinde dünyayı dolaştım, ufkum açıldı.Çok param var şimdi.İstesem bu köyü ve bu insanları paramla satın alırım artık.Namusun kurtuldu mu anne?…Söyle şimdi çok mu namuslusunuz?…”Çantasından çıkardığı destelerle dolu paraları yere fırlattı.

“- Alın!…Alın bu paralarla deterjan alır namusunuzu temizlersiniz!…” dedi ve ağlayarak evi terkediyordu ki annesi;

“- Gızım şimdi yaptıklama çok pişmanım.Günlerce rüyalarıma gidin, yalvarıyodun.Her ne olursan ol atık kabulümsün.Seni bir yerlere göndermem gari.Gidesen canımdan can koparırsın gızım gitme!…”ağabeyi eline silahı aldı.Önce Sacideye doğru nişan aldı.Sacide korkusuz gözlerle silaha doğru baktı.Ağabeyi daha sonra, silahı kendi alnına dayadı;

“- Valla gidesen kendimi vururum!…” dedi.Sacide göz yaşlarını silerek;

“- Peki kalıyorum…” dedi.Evde bayram havası yaşanmaya başladı.

Bu sırada, bilişim suçları bürosu tarafından yıllarca yapılan aramadan sonra benim IP numaramı bulmuşlar ve evime baskın yaparak beni Karokola çektiler.Olmadık işkencelerden geçirerek konuşturmaya çalışıyorlardı.Sivil polis sordu;

“- Çalıştığın işyerinde, alışveriş yaptığınız firmaların hesaplarına girerek çektiğin paralar nerede?…”Allahtan sadece ilk çalıştığım yerdeki paralardan bahsediyorlardı.Yurt dışındaki bankalardan çektiğim paralardan hiç haberleri yoktu.

“- Harcadım.Kardeşimi Amerika’ da okutmak için yaptım.Başka çarem yoktu.Bu işten kimse zarar görmedi.İşyerleri banka tarafından sigortalıydı ve banka hepsinin parasını ödedi!…”

“- Bu işte beraber çalıştığın başka kimselerde vardır konuş.Konuş yoksa daha ilginç öttürme metodları uygularız!…”

“- Bütün işler benim tekil şahsıma aittir.Avukatımı istiyorum ve susma hakkımı kullanacağım!…”

“- Sayın amirim bu çocuk “Nuh diyor, peygamber demiyor…”Gözaltı süremiz de dolmak üzere ve avukatını istiyor.Ne yapacağız?…”

“- Mahkemeye çıksın.Hakim ve savcılar kararını verir.Bırakın artık işkence yapmayı.Belli paraları kardeşine göndermiş.Sadece bir firma suçluyor.Diğerleri davasından vazgeçtiklerine dair tutanağı imzaladılar…” Hesabımda tek kuruş para bulamadılar.Ben salak mıydım hesabıma para yatıracak kadar?…Paralarım İsviçre bankasında ki gizli hesabımda mışıl mışıl uyuyordu.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***14.SON BÖLÜM***Yazan:SEDAT ERDOĞDU***

Nöbetçi mahkemeye çıkarıldım.Mahkeme heyeti, çektiğim paraların yasal faizi ile birlikte ilgili firmaya ödenmesi kaydı ile serbest bırakılacağımı yüzüme karşı okudu ve zabıt katibi tutanağa geçti.Beni para ödenene kadar Cezaevine yolladılar.Eğer parayı yatıramazsam karşılığı kadar, günlüğü yüzbin ytl.den hapis cezası yatacaktım.Avukatım Cezaevine görüşmek için geldi;

“- Avukat bey, benim yarın çok önemli bir açılışta olmam gerekirdi.Eyvah!…Yetişmem imkansız, Sacide beni merak etmiştir.Mahkemenin istediği parayı hemen yatırın ve kurtarın beni buradan…”

“- İyi de Hakan bey bu kadar parayı nereden bulacaksınız?…”

“- Evet param var da, şu an yanımda yok…Sevgilim Sacide’ nin telefon numarasını kayıt edin ve olanları anlatın.Parayı anında ödeyecektir.” Dedim ve telefon numarasını verdim.

Bu sırada okulların açılmasına bir gün kalmıştı.Sacide okula yeni atanan öğretmenlerle birlikte şehre giderek, okula gidecek köy çocuklarının önlüklerini, kalem ve defterlerini temin etmişti.Köy muhtarlığında bir masaya oturmuş kırtasiye malzemelerini çocuklara dağıtıyordu.Okula gidecek çocuklarının ellerinden tutan anne ve babalar sıraya geçmiş, eşyalarını teslim alıyor ve hayır duaları okuyorlardı.Sacide birden donup kaldı.Karşısında ki kendisine tecavüz eden gençlerden birisi olan Kazım’ dı.Kazım kız çocuğunun elinden tutmuş, okula göndermek için sırada bekliyordu.Sıra kendilerine gelince;

“- Allah sizden razı olsun bacım.Ne güzel bi iyilik yapıyosunuz.Kızlarımız okusun öğretmen, dokto olsun.Valla gokumdan ilçedeki okula göndermeye yanaşemeyodum.Gız çocuğu bu, her an başına ne geleceğini neden bilcez gari?…”Sacide’ nin sinirlerini boşaldığı andı;

“- Bana iyi Bak Kazım…Tanıdın mı beni?…Ben Sacide…Sizin yaptığınız hatanın bedelini yıllarca sadece ben ödedim.Çocukların günahı ne?…Çocuklar okusun ki babalarının yaptığı hataları onlar yapmasınlar.Köyümüz bilimde ve fen alanında ilerlesin.Sizi ben çoktan Affettim, Allah affetsin!…”Yaptığı davranıştan pişmanlık duyan Kazım başını öne eğdi;

“- Sen büyük bi insansın.Yaptımızdan utanıyoz, sana bakmaya yüzümüz yok gari…”Sacideyi tanıyan diğer tecavüz eden Mahmut ve Ekrem’ de çocukları ile birlikte sırayı bozarak, Sacide’ nin yanına koştular.Hep birlikte Sacide’ nin elini öptüler.Köylüler olayları bilmedikleri için şaşkın bakışlarla, olanlara anlam vermeye çalışıyorlardı.Köy muhtarı Mehmet bey seslendi;

“- Yetiverin gari.Sırayı bozmayın len…Malzemesini alan çıksın getsin.Guru kalabalık etmen.Bak yarın okulun açılışı va.Hekes temiz kıyafetiyle okulun önüne gesin ha…Çocuklar önlüklerini geysin.”

Kendisine gelen telefonla sarsılan Sacide hemen bir arabaya binerek şehre indi ve bankadaki hesabındaki bir miktar parayı, Avukatın hesabına transfer etti.Avukat hemen parayı çekerek, gereken yere ödemeyi yaptı.Adliye binasındaki nöbetci savcılığa makbuzları ibraz etti ve tahliyemi kefaletle gerçekleştirdi.Ben acele ederek uçağa atladığım gibi şehre indim ve Sacide’ nin köyüne gitmek üzere bir taksi tuttum.Köy meydanına geldiğimde, okulun önünde müthiş bir heyecan ve coşkulu bir kalabalık vardı.Köyde okuyan çocuklar ellerinde bayraklarla, okulun bahçesini doldurmuşlardı.Köye gelen milletvekili, ilçe kaymakamı, köy muhtarı, okula yeni atanan öğretmenler ve Sacide kürsüye dizilmişler halkı coşkuyla selamlamaktaydılar.İlçe Milli Eğitim Müdürünün yaptığı güzel ve övücü konuşmaların ardından, Milletvekili Sacide’ ye bir plaket vererek O’ nu onore etti.Sacide mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı;

”- Her ne kadar bizler bugün bu toprakları terk etmişsek de, şehirlerde gece rüyalarımız bu topraklarda geçiyor.Kendi çocukluğum aklıma geliyor.Buradaki çocuklarımızın zor şartlarda okumasından bizler de sorumluyuz. Köyümüz her şeyin en güzeline layıktır. Çünkü beldemiz devletine, milletine ve vatanına her zaman sadık yaşamış ve hiçbiri birbirileri hakkında kötü düşünmemiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün önümüze hedef olarak koyduğu çağdaş uygarlık seviyesine yetişmenin ve geçmenin en iyi yolu eğitimden geçer.Bu toprakların Türk yurdu olarak kalması için ve şanlı tarihin devam edebilmesi için eğitim öğretime çok önem verilmesi gerekmektedir.Fitneyle, fesatla ve şerle hiçbir millet hiçbir yere varamaz.Bir yerlere gelmenin en güzel ve pratik yolu, kardeşlikten, birlikte çalışmaktan geçer. Anadolu’ nun en ücra noktasıyla Ege’ nin, Akdeniz’ in ve Marmara’ nın en lüks yerinde yaşayan vatandaşın, devletin içinde hiçbir farkı ve üstünlüğü yoktur….” diyerek konuşmasını sürdürüyorken, koşarak yanına yaklaştım ve mikrafonu elinden alarak O’ na evlenme teklifinde bulundum;

“- Bırak nutuk atmayı sevgilim, benimle III.Dünya turuna var mısın?…”

Cezaevinden tahliye olduğumu gören Sacide;

“- Beni annemden ve ağabeylerimden istemen gerekecek!…Anne….Evlenmeme ne diyorsunuz?…” diye seslendi.Ağabeyleri biz bilmeyiz der gibi ellerini iki yana açtılar ve omuzlarını yukarı çektiler.Annesi cevap verdi;

“- Sen bilüsün gızım…”

“- Evvet Şerrrr-refff-si-zim….”

S O N

Yazan:Sedat ERDOĞDU

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***11.BÖLÜM ***

”- Hakan yoksa artık beni sevmiyor musun?Çok ihmal ediyorsun…”

“- Şu an bilgisayarda Kantır oyunu oynuyorum şeker.Oyunun yeni versiyonu “ tetikçi”. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarınızı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamak zorundayım.Yapmam gereken, doğru zamanda nişan alıp ateş etmek. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarımı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamam lazım. İki işi birden yapamam, daha sonra gel!…”

“- Beni oyunun bittiği zaman ki sevme ihtimalin ne derece?…”

“- Sevmekten kastın ne?…”

“- Ne demek kastın ne Hakan?…”

“- Sevmenin bir sürü şekli şemali var demek.İlahi aşk, platonik aşk, şehvetli aşk, tutkulu aşk, karşılıksız aşk, vesaire vesaire…”

“- Oyunun bittiğinde, beni şehvetle sevmenin ihtimali var mı diyorum?…”

“- Aklın fikrin sevişmekte.Günde üç kere, üç öğün yemek üstüne, yeter artık Sacide.Ben hap mıyım?…Bugün okyanusta dalgalarla kucaklaşmaktan, her yanım tutuldu şeker…”

“- Ne yaparsın, alışmış kudurmuştan beter.Ümit ağbi ne diyor;”- Alışmak sevmekten daha Zor geliyor…” diyerek şarkı söylemeye başladı.Sonra küserek arkasını döndü .O’ nun gönlünü almak için birlikte film izlemek istedim;

“- 6.His filminin dvd.sini aldım izleyelim mi?…”

“- Bişey anlamam.İlk beş bölümünü izlemem gerek canım!…Yurdum insanını özledim.Buradan Türkiye televizyonları çekiyor mu Hakan?…Aç da azıcık Türkçe müzik filan dinleyelim, Afrika tam-tamlarını dinlemekten gına geldi canım!…” Uydu aracılığı ile Türkiye televizyonlarını açtım;

“- Hah işte bu kanal dursun.Hadi…hadi… hadi…Fatih Ürek’ in yılan dansını izleyelim.Ben çok seviyorum bu çocuğu, çok efendi.Hiç değilse kızlarla filan, gece eğlencelerinde sarmaş dolaş görmüyoruz!…”

“- Tamam hayatım, resepsiyona telefon aç da biraz egzotik tropikal meyveler getirsinler!…”

“- Ay… içim, dışım muz ve ananas oldu şeker…Elma ve armutu buradakiler turist sanıyorlar.Gezmediğimiz hangi ekvator ülkesi kaldı cicim?…”Tebdili mekanda ferahlık vardır “, derler.Başka ülkeleri gezelim sıkıldım bu Kenya’ daki Kikuyulardan.Her tarafta aslan, kaplan zürafa…Kendimi hayvanat bahçesinde dolaşıyorum zannediyorum!…”

“- Sırada Kongo ve Zaire var. Kongo’ da çok ilginç kabile toplumları varmış.Ormanlarda Pigme kabileleri yaşıyormuş. Çoğu Fransız olan Avrupalılar büyük kentlerde oturuyormuş. Afrikalılar genellikle Bantu dillerini oluşturuyorrmuş. Kongo’ nun resmi dili Fransızca ve halkın büyük bölümü Hıristiyan’ mış.”

“- Sen nerden biliyorsun bunları şeker?…Daha önce hiç gittin mi?…”

“- Google arama motorumda hepsi yazıyor tatlış.Bir ülkeye gitmeden önce, mali, idari ve sosyal durumlarını ve bankalarının iç atmosferini kontrol ediyorum canısı!…”

“- Şeker ben bu ekvator ülkelerini çok sevdim.Kış günlerinde, yaz mevsimini yaşıyoruz ne güzel.Dolanıp dolandırmadığımız, ekvator ülkesi kalmadı gibi.Endonezya’ da ne günler geçirdik hatırlasana.Endonezyalılar Sumatra ve Bornea adalarının iç bölümlerinde yaşayan kabilelermiş, Ba-li’ deki gelişmiş Hindu kültürünü kuran insanlar ve Cava’ nın uygar Malaylar’ ı gibi bir çok değişik halktan oluşuyor.Dilleri de bir acaipti.Hemen hemen bütün grupların anlayabileceği Malay dilinin bir lehçesiymiş.Nüfusun büyük bir çoğunluğu bizim gibi Müslüman.Hıristiyanlar ve Budacılar da var.Bali ve Lombok adalarının halkı ise Hindu dilini benimsemişler.Endonezya’da Malay olmayan en büyük grup Çinli tüccarlar.Endonezya halkının çoğu küçük köylerde yaşıyor.Evleri gördün, genellikle bambudan yapılmış; çatıları saman, yaprak ve kamışlarla kaplıydı.Ne güzeldi değil mi hamakta uyumak ve güneşin batışını izlemek?…”.

”- Ben Brezilya’ yı tek geçerim.Karnavala katılıp nasıl çılgınca dans edip eğlenmiştik.Mulotto denen beyaz-siyah karışımı ile mestizo denen beyaz yerli karışımı halkı çok ilginçti.Halkın hemen hemen tümü Katolikti…”

“- Ya Kolombia’ ya ne demeli. İspanyol kökenli beyazlar , Avrupalı, Afrikalı, mulottolar karışımı bir ülke.Kıyı kesimlerinde kölelerin soyundan gelen siyahlar çok yoğundu.Keşfedilmemiş iç kesimlerde 300 bin dolayında Yerlinin bulunduğunu duyduğumda fazla dolaşmaktan vazgeçmiştim.Yamyamlara yem olup, paraları harcayamamaktan korktum doğrusu…”

”- Ay Singapur’ da çok güzeldi.Çekik gözlü geyşalara bayıldım.Singapur’da yaşayan Çinliler ,Malaylar ve Hintliler çok misafirperver insanlardı.Budacılık, Konfüçyüsçü-lük, Taoculuk, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hindu dininden başka çeşitli inançlar da yaygınlık kazanmış.Büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu halk, yaşamını tarım ve balıkçılıkla kazanıyor. Nüfusun yarıya yakın bölümü yol ve ırmak kenarlarındaki küçük köylere dağılmış.Irmağın içindeki otelimizde macera dolu günler yaşamıştık…”

“- Evet…Her güzel şeyin, mutlaka bir sonu vardır.Yakında Türkiye’ ye döneceğiz.Telefon açtım inşaat tamamen bitmek üzereymiş.Bir ay sonra teslim edeceklerini söylediler…”

“- Yaşasın çok mutluyum.Sana; bütün bu güzellikleri bana yaşattığın için, sonsuz teşekkürler canım….”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***12.BÖLÜM ***

”- Okulların açılmasına az bir zaman kaldı Sacide.Okul tamamen bitti ve okulun levhasını da senin söylediğin şekilde tabelaya “NERGİS İLÖĞRETİM OKULU” yazdırıp, astırdım.Okulun açıldığı gün, sen de ilçe milletvekili ve Kaymakam ile birlikte kırmızı kurdelayı keseceksin.Köylüler;”-Bu yardımsever kadın kim?” diye çok merak ediyorlarmış.E… söyle bakalım, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?…”

“- Açılışı yapmadan üç gün önce köyüme gitmek istiyorum.Evimi, anamı, kardeşlerimi çok özledim.Üç gün doğduğum evde, misafir olarak kalmayı düşünüyorum…”

“- Ne?…Delirdin mi sen?…Ya seni tanırlarsa?…”

“- Beni tanımak mı?Hıh…Ben artık eski Sacide değilim şekerim.Aynaya bakınca ben bile kendimi tanıyamaz oldum.Onlar mı beni tanıyacaklar?…”

“- Sacide ne yapmaya çalışıyorsun allasen?…”

“- Sacide değil, Melike…Lütfen bundan böyle bana Melike diye hitap et!…”

“- Tamam şimdi müteahhite ve köy muhtarına telefon açıyorum.Yarın seni ilk uçakla gönderiyorum.Seni havaalanında karşılayacaklar.Ben üç gün sonra açılışa yetişeceğim tatlım.”

Okullarını yaptıran hayırsever Melike Hanım’ ın geleceğini öğrenen tüm köylü vatandaşlar seferber olmuş, merakla köy meydanında, gelecek arabayı bekliyorlardı.Müteahhit ve köy muhtarı Şehrin havaalanından Melike’ yi karşıladılar ve köye gitmek üzere yola koyuldular.Nihayet beklenen müteahhitin taksisi köy çeşmesinin önünde durdu.Müteahhit hızla araçtan inerek Melike’ nin kapısını nezaketle açtı.Melike arabadan köylülerin alkışları eşliğinde indi.Etrafına şöyle bir göz gezdirdi.Çocuklar haricinde, etrafındaki bakışların çoğu tanıdıktı.Gözleri annesine takıldı kaldı.Annesi ne kadar da yaşlanmıştı.Ağabeyleri ve yengeleri kendisini alkışlarken, geçmiş günlere daldı gitti ve gözünden bir damla yaş döküldü.Okuyup hemşire veya doktor olup, babasını iyileştirecekti.Hayalleri kumdan saray gibi yıkılıp gitmişti.Tecavüze uğrayan kendisi, ailesi tarafından suçlanan kendisiydi.İstemeden doğurduğu yavrusunu, ağabeyi gözleri önünde suda boğmuştu.Çocuktu, acizdi ve elinden hiç bir şey gelmiyordu.Oysa şimdi çok parası vardı, güçlüydü.Parayla hayallerini geri alabilir, kırılan kalbini onarabilir miydi?…Bir anda köy muhtarının sesiyle kendine geldi;

“- Sayın Melike Hanım gızım.Köyümüze hoş geediniz.Yarının çocuklarına güze bi miras bırakıyonuz.Sizin gibi yadımseveler oldukça, bu memleketin sıtı yere gelmez gari…Demi köylülerimiz?…”Köylüler alkışlar içinde, hep bir ağızdan “- Evet…” , diye cevap verdiler.Melike;

“- Sağolun köylü vatandaşlarım.Beni alkışlarınızla ihya ettiniz.Ben dört göbek öte, sizinle akraba oluyorum.Soy ağacımı çıkardım ve dedemin dedesinin, dedesinin dedesinin, bu köyde doğduğunu öğrendim.Köyümüze bir hayır yapmak istedim.Baktım köyümüzde okul yok ve çocuklar mağdur oluyor, ben de okul yapmaya karar verdim.Duydum ki çocuklar ilçeye gitmek için sabah erkenden yola düşüyor ve sekiz kilometre yol gidiyorlarmış.Aileler bu yüzden kız çocuklarını okula göndermek istemezlermiş.İsterim ki köyümüzde kızlar okusun, okumayan çocuk kalmasın.Doktor olsunlar, hemşire olsunlar, öğretmen olsunlar…”Köy muhtarı;

“- Kızım gel köy misafirhanesinde bi çayımızı içive gari?…”

“- Yok dede, ben köyü dolaşmak istiyorum!…”Muhtar ve müteahhitle birlikte önde, köylüler arkada köyü dolaşmaya çıktılar.Kendi evlerinin önüne geldiğinde duraladı.Açık avludan içeri girdi.Bu sırada anası ve kardeşleri çok sevindi.Anası;

“- Hanım kızım otu da sana bi çay demleverem gari…”dedi.Melike annesinin gözlerine baktı ve gülümseyerek;

“- Tamam hanım teyzecim.Ben bu evi pek sevdim.Bu evde çay içmek istiyorum!…”Ağabeyi seslendi;

İstesen açılışa kada misafirimiz oluverin.Çok memnun oluruz gadeş?…”

“- Sağolun eğer zahmet olmazsa, ben bu evde misafir olarak kalacağım muhtar bey.Siz gidebilirsiniz!…”

“- Tamam gızım.Bi isteğin olusa, haber ver.Hadi köylüler biz gidelik.Misafirimiz az dinlenivesin….”Köylüler çekildikten sonra ailesi ile yalnız kalan Melike,müteahhit Aydın beye seslendi;

“- Arabada çeşitli paketler var, zahmet olmazsa getirir misiniz?…”

“- Hiç zahmet mi olur Melike hanım.Tabi ki memnuniyetle…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***13.BÖLÜM ***

”- Gızım Allah ne muradın vasa vesin emi gaşşım.Duttuğun altın osun inşallah…”

“- Sağol teyzecim.Çok iyi insanlarsınız.Sizi yanaklarınızdan öpmek istiyorum?…”

“- Öp gızım öp…Yılladı bağrımda ateş yanıyo…Ateş düştü yeri yokıyo…Ah benim güze kızım Sacidem…”dedi ve ağlamaya başladı.Annesiyle birlikte Sacide’ de ağladı;

“- Kızınıza ne oldu?…”

“- Ah soma kızım!…Kimselere anlatmadık derdimizi.Sadece sana anlatıyom.Kızım okuyup dokdo olacadı…Okul köyümüze yakın ilçedeydi.Okula gide gelikene, gızım Sacide’ ye okul yolunda amcasının oğlu ile birlikte beş çocuk tecavüz ettiydi.Namusumuz gurtusun diye, zorla amcasının oğlu ile evlendirevedik.Amcasının oğlu Bilal, akedeşlerinden utancıyle, evlendiği gece intar ettiydi…”

“- Sacide şimdi nerde?…”diye sorduğunda ağabeyi söze girdi;

“- Gadeşim de namusunu gutamak için kendini dereye atmış.Ölüsünü çok aradık bulamadık gadeş.Akan dere, denize sürüklemiştir dedile…Bi mezarı bile yok gadeşimin, ahhh zavallı Sacidem ah…”

“- Çocuğuna ne oldu Sacide’ nin?…” dediğinde hepsi kuşkuyla birbirinin yüzüne bakmaya başladı.Zira köylülerden hiç kimse, Sacide’ nin çocuğu olduğunu bilmiyordu.Ağabeyi sordu;

“- Sacide’ nin çocuğu yoktu gadeş.Sen nerden duydun bu lafları?…”Sacide gözlerindeki lenslerini çıkardı ve ağabeyine haykırarak ;

“- Gözlerime iyi bak abi!…Tanıdın mı bu sana yalvaran gözleri?…”Ağabeyi, yengeleri ve annesi şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaktı.Annesi koşarak Sacide’ ye sarıldı;

“- Kızım….Sacide’m.Yavrum seni ve gızını aben öldürdüm dediydi…”

“- Sen de çanak tuttun değil mi anne?…Ağabeyim beni öldüremedi, eli varmadı fakat bebeğimi hiç acımadan suda boğdu.Gözlerim kaydı, dellendim ve deli gibi ortalıklarda dolaştım.İstanbul’ a kaçtım.Dışarıdaki insanlar çok mu masum, çok mu namuslu sanıyorsunuz?…Bir ekmek parası uğruna, tecavüzlere uğradım.Geneleve sattılar, vesikalı oldum.Allah dualarımı duydu da tesadüfen adam gibi adam çıktı karşıma.O da benim gibi hayatın çok sillesini yemiş birisiydi.Sayesinde dünyayı dolaştım, ufkum açıldı.Çok param var şimdi.İstesem bu köyü ve bu insanları paramla satın alırım artık.Namusun kurtuldu mu anne?…Söyle şimdi çok mu namuslusunuz?…”Çantasından çıkardığı destelerle dolu paraları yere fırlattı.

“- Alın!…Alın bu paralarla deterjan alır namusunuzu temizlersiniz!…” dedi ve ağlayarak evi terkediyordu ki annesi;

“- Gızım şimdi yaptıklama çok pişmanım.Günlerce rüyalarıma gidin, yalvarıyodun.Her ne olursan ol atık kabulümsün.Seni bir yerlere göndermem gari.Gidesen canımdan can koparırsın gızım gitme!…”ağabeyi eline silahı aldı.Önce Sacideye doğru nişan aldı.Sacide korkusuz gözlerle silaha doğru baktı.Ağabeyi daha sonra, silahı kendi alnına dayadı;

“- Valla gidesen kendimi vururum!…” dedi.Sacide göz yaşlarını silerek;

“- Peki kalıyorum…” dedi.Evde bayram havası yaşanmaya başladı.

Bu sırada, bilişim suçları bürosu tarafından yıllarca yapılan aramadan sonra benim IP numaramı bulmuşlar ve evime baskın yaparak beni Karokola çektiler.Olmadık işkencelerden geçirerek konuşturmaya çalışıyorlardı.Sivil polis sordu;

“- Çalıştığın işyerinde, alışveriş yaptığınız firmaların hesaplarına girerek çektiğin paralar nerede?…”Allahtan sadece ilk çalıştığım yerdeki paralardan bahsediyorlardı.Yurt dışındaki bankalardan çektiğim paralardan hiç haberleri yoktu.

“- Harcadım.Kardeşimi Amerika’ da okutmak için yaptım.Başka çarem yoktu.Bu işten kimse zarar görmedi.İşyerleri banka tarafından sigortalıydı ve banka hepsinin parasını ödedi!…”

“- Bu işte beraber çalıştığın başka kimselerde vardır konuş.Konuş yoksa daha ilginç öttürme metodları uygularız!…”

“- Bütün işler benim tekil şahsıma aittir.Avukatımı istiyorum ve susma hakkımı kullanacağım!…”

“- Sayın amirim bu çocuk “Nuh diyor, peygamber demiyor…”Gözaltı süremiz de dolmak üzere ve avukatını istiyor.Ne yapacağız?…”

“- Mahkemeye çıksın.Hakim ve savcılar kararını verir.Bırakın artık işkence yapmayı.Belli paraları kardeşine göndermiş.Sadece bir firma suçluyor.Diğerleri davasından vazgeçtiklerine dair tutanağı imzaladılar…” Hesabımda tek kuruş para bulamadılar.Ben salak mıydım hesabıma para yatıracak kadar?…Paralarım İsviçre bankasında ki gizli hesabımda mışıl mışıl uyuyordu.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***14.SON BÖLÜM***Yazan:SEDAT ERDOĞDU***

Nöbetçi mahkemeye çıkarıldım.Mahkeme heyeti, çektiğim paraların yasal faizi ile birlikte ilgili firmaya ödenmesi kaydı ile serbest bırakılacağımı yüzüme karşı okudu ve zabıt katibi tutanağa geçti.Beni para ödenene kadar Cezaevine yolladılar.Eğer parayı yatıramazsam karşılığı kadar, günlüğü yüzbin ytl.den hapis cezası yatacaktım.Avukatım Cezaevine görüşmek için geldi;

“- Avukat bey, benim yarın çok önemli bir açılışta olmam gerekirdi.Eyvah!…Yetişmem imkansız, Sacide beni merak etmiştir.Mahkemenin istediği parayı hemen yatırın ve kurtarın beni buradan…”

“- İyi de Hakan bey bu kadar parayı nereden bulacaksınız?…”

“- Evet param var da, şu an yanımda yok…Sevgilim Sacide’ nin telefon numarasını kayıt edin ve olanları anlatın.Parayı anında ödeyecektir.” Dedim ve telefon numarasını verdim.

Bu sırada okulların açılmasına bir gün kalmıştı.Sacide okula yeni atanan öğretmenlerle birlikte şehre giderek, okula gidecek köy çocuklarının önlüklerini, kalem ve defterlerini temin etmişti.Köy muhtarlığında bir masaya oturmuş kırtasiye malzemelerini çocuklara dağıtıyordu.Okula gidecek çocuklarının ellerinden tutan anne ve babalar sıraya geçmiş, eşyalarını teslim alıyor ve hayır duaları okuyorlardı.Sacide birden donup kaldı.Karşısında ki kendisine tecavüz eden gençlerden birisi olan Kazım’ dı.Kazım kız çocuğunun elinden tutmuş, okula göndermek için sırada bekliyordu.Sıra kendilerine gelince;

“- Allah sizden razı olsun bacım.Ne güzel bi iyilik yapıyosunuz.Kızlarımız okusun öğretmen, dokto olsun.Valla gokumdan ilçedeki okula göndermeye yanaşemeyodum.Gız çocuğu bu, her an başına ne geleceğini neden bilcez gari?…”Sacide’ nin sinirlerini boşaldığı andı;

“- Bana iyi Bak Kazım…Tanıdın mı beni?…Ben Sacide…Sizin yaptığınız hatanın bedelini yıllarca sadece ben ödedim.Çocukların günahı ne?…Çocuklar okusun ki babalarının yaptığı hataları onlar yapmasınlar.Köyümüz bilimde ve fen alanında ilerlesin.Sizi ben çoktan Affettim, Allah affetsin!…”Yaptığı davranıştan pişmanlık duyan Kazım başını öne eğdi;

“- Sen büyük bi insansın.Yaptımızdan utanıyoz, sana bakmaya yüzümüz yok gari…”Sacideyi tanıyan diğer tecavüz eden Mahmut ve Ekrem’ de çocukları ile birlikte sırayı bozarak, Sacide’ nin yanına koştular.Hep birlikte Sacide’ nin elini öptüler.Köylüler olayları bilmedikleri için şaşkın bakışlarla, olanlara anlam vermeye çalışıyorlardı.Köy muhtarı Mehmet bey seslendi;

“- Yetiverin gari.Sırayı bozmayın len…Malzemesini alan çıksın getsin.Guru kalabalık etmen.Bak yarın okulun açılışı va.Hekes temiz kıyafetiyle okulun önüne gesin ha…Çocuklar önlüklerini geysin.”

Kendisine gelen telefonla sarsılan Sacide hemen bir arabaya binerek şehre indi ve bankadaki hesabındaki bir miktar parayı, Avukatın hesabına transfer etti.Avukat hemen parayı çekerek, gereken yere ödemeyi yaptı.Adliye binasındaki nöbetci savcılığa makbuzları ibraz etti ve tahliyemi kefaletle gerçekleştirdi.Ben acele ederek uçağa atladığım gibi şehre indim ve Sacide’ nin köyüne gitmek üzere bir taksi tuttum.Köy meydanına geldiğimde, okulun önünde müthiş bir heyecan ve coşkulu bir kalabalık vardı.Köyde okuyan çocuklar ellerinde bayraklarla, okulun bahçesini doldurmuşlardı.Köye gelen milletvekili, ilçe kaymakamı, köy muhtarı, okula yeni atanan öğretmenler ve Sacide kürsüye dizilmişler halkı coşkuyla selamlamaktaydılar.İlçe Milli Eğitim Müdürünün yaptığı güzel ve övücü konuşmaların ardından, Milletvekili Sacide’ ye bir plaket vererek O’ nu onore etti.Sacide mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı;

”- Her ne kadar bizler bugün bu toprakları terk etmişsek de, şehirlerde gece rüyalarımız bu topraklarda geçiyor.Kendi çocukluğum aklıma geliyor.Buradaki çocuklarımızın zor şartlarda okumasından bizler de sorumluyuz. Köyümüz her şeyin en güzeline layıktır. Çünkü beldemiz devletine, milletine ve vatanına her zaman sadık yaşamış ve hiçbiri birbirileri hakkında kötü düşünmemiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün önümüze hedef olarak koyduğu çağdaş uygarlık seviyesine yetişmenin ve geçmenin en iyi yolu eğitimden geçer.Bu toprakların Türk yurdu olarak kalması için ve şanlı tarihin devam edebilmesi için eğitim öğretime çok önem verilmesi gerekmektedir.Fitneyle, fesatla ve şerle hiçbir millet hiçbir yere varamaz.Bir yerlere gelmenin en güzel ve pratik yolu, kardeşlikten, birlikte çalışmaktan geçer. Anadolu’ nun en ücra noktasıyla Ege’ nin, Akdeniz’ in ve Marmara’ nın en lüks yerinde yaşayan vatandaşın, devletin içinde hiçbir farkı ve üstünlüğü yoktur….” diyerek konuşmasını sürdürüyorken, koşarak yanına yaklaştım ve mikrafonu elinden alarak O’ na evlenme teklifinde bulundum;

“- Bırak nutuk atmayı sevgilim, benimle III.Dünya turuna var mısın?…”

Cezaevinden tahliye olduğumu gören Sacide;

“- Beni annemden ve ağabeylerimden istemen gerekecek!…Anne….Evlenmeme ne diyorsunuz?…” diye seslendi.Ağabeyleri biz bilmeyiz der gibi ellerini iki yana açtılar ve omuzlarını yukarı çektiler.Annesi cevap verdi;

“- Sen bilüsün gızım…”

“- Evvet Şerrrr-refff-si-zim….”

S O N

Yazan:Sedat ERDOĞDU

1 YORUM

Bir Cevap Yazın