İnsan, hataları ve çözümleri ile var olan bir canlıdır. Kaderinin yapılanmasında bu iki kavram çok önemli bir rol oynar. Düşüncelerimizde yer alan, bizi biz yapan karakterimiz sadece iki ana duygu arasında oluşur; acı ve mutluluk. Duygularımız tek bir şekilde harmanlanır ve geleceğimizi belirler. Peki, bu kadar önemli bir kararı sadece iki durgu mu verir? Tabi ki hayır; her şeyin temelinde, yaratılışımız da var olan güven bir şekilde terbiye edilmelidir. Aksi takdirde hiçbir şekilde tecrübe edinilemez.

    Bizi biz yapan; hayat ile olan bağlantılarımızı kuran güven duygusu sayesinde bu evrende var oluruz. O olmadan hiçbir şeye anlam kazandırılamaz. Bütün iliklerimize, kaslarımıza ve hatta beynimize hükmeden baş kavram güvendir. Ama onun da temelinde bir şeyler olmalı. Yoksa sadece bizler ile basit bir ot arasındaki fark ne olabilirdi? Hayat bize her türlü acıyı ve mutluluğu yaşattırır. Acı ve mutluluk her hareketimizin sonunda evren tarafından verilen mükâfattır. Kozmos ve kaos gibi her an çarpışmakta olan bu yapılar her bir sonuçta artı veya eksi güven değerleri verirler. Hayatımızın geri kalanında bu değerler asla unutulmaz; ancak affedilir. Yalnız affetmek sonucu eksi değerleri silmez, sadece bize mutluluk gibi duygular yaşatır.

    Gördüğünüz gibi hayatla olan bağlantımız evrenin kargaşası ve kişilik arayışı gibi kısır döngü şeklinde gitmiyor. Kader denilen kavram sayesinde belirli yapılar elde ediliyor. Bahsettiğimiz gibi bunların en büyüğü güven. Gerisi ise sadece onun üstüne kurulan birer karar makamı. Yalnız güvenin bize direkt olarak yaratılıştan bahşedildiğini söylemeyiz. Duygularımıza hakim gelmemiz birçok dinin kültüründe yer alır. Bu kavgayı birbirinden ayırt eden kişilere semavi dinlerde; ermiş veya veli, Budizm gibi dinlerde ise Nirvana’ya ulaşmış adı veriliyor. Demek ki bir ilahi güç tarafından kendimizle olan kavgamıza son verilmesi isteniyor. Yalnız çok kolay anlaşılabileceği gibi bu iki duygu arasında soğan zarından daha ince bir çizgi var; zaten bu yüzden ayrılmaları tek seferde gerçekleşmiyor.

    Peki, duygularımızı nasıl terbiye ederiz? İşte hayatımızın anlamı, kaderin bize mesajı olan tecrübe burada kendini gösteriyoruz. Her insanın bir şekilde hayatına devam etmesi gerekiyor ve her fiilden sonra bazı bilgilere sahip oluyor. İşte bunlara tecrübe adı verilmiş durumda. Tecrübesiz insan var olamaz; tıpkı düşünmeyen bir insanın var olmayacağı gibi. Aslında bütün evren, kozmos ve kaos birbiri ile bağlantılı. Onların kavgaları sayesinde bizler mesajlar ediniyoruz. Öğrendikçe duygularımıza şekiller veriyoruz. Her duygu güven mekanizmasına birer puan veriyor ve sonunda insan denilen kavramsal yaratık ortaya çıkıyor. İşte sadece bu şekilde; ufacık bir kelebeğin kanat çarpmasıyla fırtına çıkabileceği gibi bağlantılar mevcut. Asıl mesela bu bağlantıların farkında olup yapımıza yol gösterebilmemiz.

    Şimdi sadece kendinizi sorgulamanız gerekiyor. Ben nasıl tecrübe ediniyorum? Sadece bir dakika düşündükten sonra yaşamınız boyunca o kadar çok mesaj aldığınızı göreceksiniz ki şaşıracaksınız. Birçok başarı ve doğamızda olduğu gibi birçok hata… Hatasız kul olmayacağı gibi başarısız bir kulda olamaz. İşte bu kanuna ben kısaca “çözümleme” ismini vermek istiyorum. Lütfen şu anda kendinize bakın. Yeteneklerinizin var olduğunu, hayatınızın belki de yetenekleriniz doğrultusunda yapılandığını göreceksiniz. İşte bizim asıl konumuza geldik; çözümlerimiz mi yoksa hatalarımız mı tecrübeler edinmemizi sağlar? Çözümleme kanununu hatırlıyorsunuz değil mi? Bir insan yapabildikleri ile var olur diyor çözümleme kanunu. Bu durumda başarılarımız bizim için önemsizdir. Çünkü potansiyelimizin yettiği noktalar için ekstra bir enerji harcamayız. Onları zaten başarabiliyoruzdur ve gücümüzün son noktasına dair kullanmamızı gerektirir. Sonuçta ise başarı elde edilir. Bu durumda başarılarımız güven duygumuza sadece artı puanlar verir. Fakat çözümleme kanununa göre hiçbir puan vermez. Sadece kişi başarabileceklerinin farkına varır ki bunun bizim konumuzla şu anda alakası yok. Fakat ya başaramadıklarımız? Eğer ki kişi gücünün bittiği noktayı, asıl önemli olan güçsüz olduğu noktalarını keşfederse tecrübeler kazanır. Çünkü eksik noktalar, yeteneklerin yetersiz olduğu noktalar tekrardan kapatılabilir hale gelir. İşte çözümleme kanuna göre; insanlar başarabildikleri ile var olurlar, başaramadıkları ise onların fark etmesi gereken tecrübelerdir.

    Çözümleme kanunu mantıksız gelebilir, saçma sapan bir şey diyebilirsiniz. Yalnız her anın akıp gittiği şu koskoca evrende sadece verilmek istenen mesajları görerek aslında tecrübenin ne kadar ince bir çizgi olduğunu, bütün hayatınızı oluşturduğunu, kimlere nasıl güvendiğinizi sadece bu şekilde açıklayabiliriz. Acı veya tatlı tecrübeler yaşamadan insan olamayız. Düşünmek, karar vermek, güvenmek bizim içimizde olan ve asla söküp atamayacağımız kavramlardır…

    Herkese bol çözümlü günler…

9 YORUMLAR

  1. Konu cok guzel ozellikle su kisim hosuma gitti:

    Lütfen şu anda kendinize bakın. Yeteneklerinizin var olduğunu, hayatınızın belki de yetenekleriniz doğrultusunda yapılandığını göreceksiniz.

    bundan sonraki yazilarinizda basarilar..

  2. Gerçekten tebrik etmek istiyorum. İmla konusunda ilk kez bu kadar titiz bir yazı okudum. Yazı üslubun ise ayrı bir güzel olmuş. Birkaç imla hatanı gördüm ama bunlar sanırım gözden kaçan hatalardı. Sadece “Tabi” yazmışsın bir yerde onun yerine Tabiî yazarsan daha şık dururdu. Türkçeye gösterdiğin özen için teşekkür ederim.
    100 üzerinden 85…

  3. Makaleleri incelemeye az önce başladım, bakalım ne kadar sürecek…

    Cümleler açık değil, kelime seçimleri de başarılı değil. Yazar sürekli kafa karıştırıyor, bize sunduğu “düşüncelerle” değil, kurduğu “cümlelerle” yapıyor bunu. Oysa cümleler, düşünceleri anlatmak için kurulur, cümlenin kendisi kafa karıştırılırsa o cümle başarısız bir cümle demektir.

    Bütün yazarlara söylemek istiyorum; düşüncelerinizi basit cümlelerle söylemekten çekinmeyin. Düşüncenize güvenin, süslü cümlelere değil. Belirli bir seviyeye geldiğiniz zaman “sanat” değeri olan zeka parıltısı taşıyan cümleler kurabilirsiniz. Ama bu seviyeye gelmeden böyle yazılar yazıp yayınlamayın.

    Gazetelere göz atarım bazen, köşe yazarı geçinen pek çok insanın onlarca hatasını bulurum. O yazıdan soğurum. Onun için iyi yazarları okuyun, yerli olsun yabancı olsun ama okuduğunuz yazar iyi olsun ki size yazmayı öğretebilsin. Büyük yazarların denemelerini okuyun örneğin. Deneme deyince de aklınıza Montaigne’den başkası gelsin lütfen, onu da okuyun ama onunla yetinmeyin.

    Yazarın girişi başarısız, gelişmesi başarısız sonucu başarısız, sonuç olarak bana göre bu yazı başarısız. Çok detaya girmek istemiyorum ama birkaç noktayı ele alarak bazı yanlışları açıklayacak ve daha sonra detaya girmeden notumu vereceğim.
    Şu “ile”lere takılırım ben bazen, “ile” ve “ise” kelimeleri kullanmaktaki bu ısrar neden? Yazar, “…çözümleri ile…” demiş, “i” sesiyle biten kelime i ile başlayan sözle devam etmiş. Sormak istiyorum “çözümleriyle” yazsa daha güzel olmaz mıydı? Sonra yazara sormak istiyorum “düşüncelerimizde yer alan, bizi biz yapan karakterimiz” ne demektir?

    Yazara göre karakterimiz iki ana duygu “arasında” oluşurmuş, “arasında” kelimesine dikkat edin, yazar bu kelimeyi seçmiş yani “sayesinde, sonucunda,” falan dememiş, arasında demiş. Olabilir, herkesin kendine göre bir düşüncesi vardır buna diyecek bir lafım yok, katılırım ya da katılmam. Yazının devamını okuyalım “Duygularımız tek bir şekilde harmanlanır ve geleceğimizi belirler.” Demiş yazar, yani –bütün duygularımı kastetmiş bilmiyoruz ama- mutluluk ve acı duygularımız “tek bir” şekilde “harmanlanırmış” o tek şeklin nasıl olduğunu açıklamıyor, kendine saklıyor ama diyor ki “harmanlanır” ne demektir harmanlama? Karıştırmak demektir. Demin “arasındaydı” şimdi “karışımında” oldu, ha bu arada demin karakterimizden bahsediyordu, şimdi geleceğimizden bahsetmiş. Neymiş, “acı ve mutluluk duyguları arasında karakterimiz oluşur, bu duygularımızın karıştırılmasıyla da geleceğimiz belirlenir”miş diyecek oluyoruz ama yazar “Hayır! Bu kadar önemli bir kararı sadece bu iki duygu (durgu demiş ama herhalde duygu yazacaktı) mu verir” diyerek bizlere diğer unsurlardan bahsedecek gibi oluyor. Bu arada “karar” nereden çıktı bilen, gören, anlayan var mı? Bir önceki anlatıma bakarak, geleceğimizin iki duygunun karıştırılması sonucunda kendiliğinden oluştuğunu söyleyen yazar bu sefer de “karar” diyor. Hadi öyle olsun, devam edelim ilk paragrafı incelemeye. Bu sefer de “…her şeyin temelinde, yaratılışımız da var olan güven bir şekilde terbiye edilmelidir.” Cümlesini görüyoruz. Bu cümleyi bir önceki cümlelerle pek ilişkilendirmesek de yazar ilişkilendirir ne de olsa diyoruz. Ama yazarın böyle bir kaygısı yok. O kendiliğinden daldan dala sekiyor, bizi de peşinden sürüklüyor. Sonrasın da “Güven terbiye edilmezse tecrübe edinilemez” diyor ve paragrafını bitiriyor. Durduk yerde bahsettiği güven kelimesini de hangi anlamda kullandığını sanıyorum kendi de bilmiyor. Güven kelimesini böyle cıscıbıldak kullanacaksanız önce hangi anlamda kullandığınızı bir kez olsun açıklamanız gerekir.

    Sana güveniyorum, bana zarar vermeyeceğine eminim.
    Kendime güvenim tam, senden korkmuyorum ve seninle dövüşeceğim.
    Kendimi güvende hissetmiyorum.
    ….
    Bu cümlelerde kullanılan “güven” kelimesi farklı anlamlar taşıyor değil mi?

    Yazar kusura bakmasın diğer paragraflarını tahlil etmeyeceğim. Ama “kozmos” kelimesinin “evren” demek olduğunu bilsin ve farklı kelimelermiş gibi kullanmasın.

    Yazarın kafası karma karışık sanıyorum, ya da yazmaktan pek anlamıyor. Ancak yazısına bakınca yazmaya bir ilgisi olduğunu görüyorum. Umarım yazmaktan vazgeçmez ve güzel yazılar hazırlar.

    “Çözümlerimizden mi, hatalarımızdan mı ders alırız?” Diyen yazarın gösterdiğim hatalarından ders almasını dilerim.

    Notum 20

Bir Cevap Yazın