On bir aylık farkımı hep hissettirmiştim. Gerçek bir abla gibi hissettirmişti bana kendimi. Yapma demem yeterliydi o işi yapmaması için. Hatırlarım da; sırf başında duruyorum diye Ömer Seyfettin’in kitabını bitirmişti. Çilek, çikolata her yediği güzel yiyeceklerden ayırırdı. Bir çileğin yarısını birlikte yediğim insanı unutur muyum? Düştüğümde yarama kolonya sürdüğünü… Her fotoğraf pozumuzda arkadan bana kulak yapışını…

Annem, her ikimizin de annesiydi… Kübra Teyzemin annemden farkı yoktu. Babalar da aynı kafadan. Gerçek, öz, hakiki bir kardeşten hiçbir farkımız olmamıştı… Esra ne ise benim için Zehra da oydu… Aynı anda aynı şeyleri düşünür, aynı anda dile vururduk… ‘Eşli Çingene’ derlerdi bize. “Eşli Çingeneler nerde, eşli Çingeneler geldi mi?” Benim diğer yarım, canım kan kardeşim… Sağ bacağıma dişlerini sıkarak attığın derin çiziğin izi hala duruyor… Her şey daha dün gibi gözlerimin önünden geçiyor… Çocukken saçlarımı örmeye bayılırdı. Tararken annem gibiydi… Beni hiç incitmezdi… Benim akıllı bıdığım, tatlı belam…

-“Bu gün sana bir sürprizim var Merve Hanım?”

  -“Hayırdır tatlı belam? Yine nereye gideceğiz?”

  -“Fıstıklı cips araklamaya…”

X X X

  Vücudumu adeta sürükledim… Benimle gelmek zorundaydı… Ne yapacağını bilmez insan bazen. Ben uzun bir zamandır bilmiyordum ne yapacağımı. İşte bu gün son kırıntımı da harcamıştım. Eve girdim, ne yapacağımı düşünmeden çantamı toplamaya koyuldum. Neyi toparlıyordum ki her şey yeterince dağılmıştı. Anneme, annesine ne diyecektim? Onsuz ne yapacaktım? Bir daha ne zaman görebilecektim? Peki onu affedebilecek miydim? Olanları olduğu gibi anlatsam herkes bana çok kızacaktı. Neden engel olamadığımı sorup duracaklardı. Hadi be ordan! Benim ona ne kadar kızdığımdan haberleri var mı? Bu halde eve nasıl gidecektim. Keşke bende çok uzaklara kaçabilseydim… Son kez odaya göz gezdirdim. Fotoğraflar, çocukken oynadığımız birkaç parça oyuncak ve dolabının gözden uzak bir noktasında, aldığı en güzel doğum günü hediyesi(!) Artık gücüm kalmamıştı; bu kez yere çökmedim, yığıldım. Gözlerimden yağmur gibi akan yaşlar yüzüme kapattığım ellerimi sırılsıklam ıslatmıştı. Avucumda bir inci tanesi gördüm… Ona baktım… Küçük bir kristal parçasına benzeyen o damlanın içinde Zehra’yı gördüm. Bana göz kırptı…

– Son –

“Bir gün geri dönersen sana kaldığım yerden devam edeceğim kardeşim…”

3 YORUMLAR

  1. Babam ve Oğlum filminin meşhur sahnesi geldi aklıma:
    -Gollarımı açeydim de getme deyeydim

    Buna cevap olarak gelen teyzenin sözü daha çok etkiler beni:
    -Görüyon mu üseyin efendi? getçem diyen adamın önünde dağ olsa durmaz

Bir Cevap Yazın