“Çocukluğun Geçti Gençlik Bir Hiçti”

-Ağustos- KONYA

I.Bölüm

“Benim de sorumluluklarım var canım, ama kimsenin kölesi değilim. Annemdir, babamdır ama bir yere kadardır. Unutma tatlı cadım; Allah, aşkının peşinden gittin mi diye de soracak…”

* * *

Ben on bir aylıkken Zehra doğmuş. Annem hep anlatırdı küçükken onlara çektirdiklerimizi. Annem ve Zehra’nın annesi Kübra Teyzem aynı yıl aynı mahalleye gelin olmuşlar. Babamla da Hayrunnas amcam –Zehra’nın babası- çok iyi arkadaş olmuşlar. Hayrunnas amcam iyi voleybolcuydu. Emekli olduktan sonra mahalle maçlarında hakemlik de yapardı. Çok dürüst adamdır vesselam, top dışarıda diyorsa kesin dışarıdadır…

Kübra Teyzem ev hanımıdır. Annemle patatesli köfte yapma konusunda yarışa girdiklerini hatırlarım. Ben hep annemi desteklerdim. Zehra babası gibi ince eler, sık dokur hak edene hak ettiğini verirdi. Köfteler yendikten sonra bir çay partilerimiz olurdu ki akla zarar. Zavallı çaydanlığımız akşama kadar ateşin üstünden hiç inmezdi. Hadi onlar kadın kadına sohbet eder, örgüdür nakıştır konuşur dururlardı. Biz ne anlardık acaba onların muhabbetlerinden? Gerçi böyle durumlarda onlara fazla eşlik edemezdik. Hızlı bir plan yapar muzipçe bakışırdık. Bu bakış ikimize de aynı şeyi düşündürürdü: Avşar Market…

* * *

-“Allah aşkına Zehra bunun bifteklisini sevmediğimi biliyorsun.”

-“Ayy pabucumun prensesi! Benim orda göbeğim çatladı sen burada artistlik yapıyorsun. Bir dahaki sefere sen al da fıstıklısını yiyelim.”

-“Ben yapamam. Âdem amcanın gözleri kocaman, görüverirse çıra gibi yanarız…”     Öyle olacağına emindim. Gizli kapaklı işleri hep yüzüme gözüme bulaştırmışımdır. Hâlbuki işimi temiz yapardım. Ama o burnunu her şeye sokan zıpır kalbim yok mu sanki boğazımda atardı.

-“Hepsini de yemişsin kızım, boğazını koca ağacın dallarına mı açtırdın?”

-“Sen bifteklisini sevmiyorsun ya ne yapayım boşa mı gitsin? O kadar uğraştık şuna.”

-“Zehra, babam bunları bir duyarsa beni duvara çiviler. Yazın görmüştüm mescitte bir sürü beton çivisi var.”

-“Duymazlar, boşver. Âdem amca görecek olarsa tabanları yağlarız bizden hızlı koşacak değil ya. O göbek kalkar mı?”

-“Benimki bitti, hadi ikize gidelim…”

Kız kardeşim Esra ikiz eşiydi. Müjdeyi Numune Hastanesinden verdiklerinde ben yedi yaşındaydım. Annem ikizlere istediğim ismi verebileceğimi söylemişti. Zevkle kabul ettim. Zaten çok düşünmeme gerek yoktu birinin adı kesinlikle kan kardeşim, çocukluk arkadaşımın ismi olacaktı. Diğeri de; Zehra ismine uyumlu bir isim olmalıydı. Çok geçmeden karar verip annemi aradım.

-“Anne! Birine Zehra, diğerine de Esra ismini ver.”

* * *

Numune Hastanesi

-“Doktor Bey, bebeğin kalp atışlarını alamıyorum.”

-“Çekil bakalım… Solunum durmuş, hay Allah bebeği kaybettik.”

-“Anneye nasıl söyleriz zaten hipertansiyon hastası.”

-“Hasta toparlansın, elbet söyleriz Hemşire Hanım, gizleyecek değiliz ya…”

* * *

Yengemle temizlik yaptık. Akşama envai çeşit yemekler pişti; çarşaflar, perdeler yıkandı. Bunların hepsi annem içindi biliyordum. Bende çiçekleri suladım. Annemin en sevdiği aşk merdiveni suyu emince büyümüştü sanki. Onu, evin tavanına kadar uzamış olarak hayal ettim. Bir bardak şıngırtısı ile aşk merdivenini tavanda bırakıp mutfağa koştum. Yengem civcivli bardağımı kırmış, söyleniyordu:

-“Senin mi bu lüzumsuz şey?” dedi ahizeyi yerine koyarken. Telefonun çaldığını hiç duymamışım.

-“Bir zamanlar benimdi” dedim. İçimdeki civcivler sağa sola kaçıştı…

Annemler de nerede kalmıştı? Akşama evdeyiz dediğinde keşke tam saatini sorsaydım. İkizlerin beşikleri de rengârenk. Acaba Esra mı daha güzeldi, yoksa Zehra mı? Zehra, kan kardeşime çekmişse esmer, uzun boylu ve zayıf olurdu. Bir dakika! Onların ablası benim niye Zehra’ya benzesinler? Elbette bana benzeyecekler; kumral, uzun boylu ve balıketli…

-“Merve! Kızım kapı. Ellerim yağlı, açıver.”

Yengem kulağıma doğrudan bağırsaydı ancak bu kadar net duyardım(!) Derhal kapıya koştum. Ooo, herkes burada. Yemekler yeter inşallah… Önce Arzu Teyzem göründü. Onların çocukları olmuyordu. Bir telaş, bir telaş… Etekleri zil çalıyor deyiminin görsel şöleni… Niye ki bu kadar alaka? Kardeşlerimin beşiklerini açtı onları önce annem açsın istemiştim… Bu kadının sonsuz ilgisi hiç hoşuma gitmedi. Hem de hiç gitmedi… Yoksa! Hayır canım, buna annem izin verse bile ben veremem. Bırakmam kardeşimi kimselere… Onlar ikiz, hem de tek yumurta. Esra olmadan, Zehra olmaz. Zehra da Esra olmazsa olmaz…

Bu ufak tefek adam İsmail amcamdı. Arzu Teyzemin eşi. Eyvah, Âdem Amca da gelmiş… Komşular da burada, sanırım bizim eve ek kontenjan açılmış. Herkes içeri giriyordu. İsmail Amca, annemlerin arkadan geldiklerini söyledi. Üçüncü kata çıkmak üzerelerdi herhalde. Derken, babam göründü. Birkaç komşu annemin koluna girmişti. Babamın kollarında sarı yün bir battaniyede yüzünün pespembe olduğunu gördüğüm minik bir yaratık vardı. O,benim kardeşimdi. Gülümsedim… Ayak parmaklarımın ucunda yükseldim. Zehra’yı kim taşıyordu acaba? Babam yanımdan geçip salona doğru yürüdü. Annem ve komşularda içeri girmişlerdi. Kimse niye beni görmedi ki? Herkes içeri geçtikten sonra yengem kapıyı kapattı. Şuna bak! Zehra dışarıda kaldı…

-“Yenge? Zehra’yı getirmediler ki daha.” Beni duymamıştı herhalde. Anneme sormak için içeri girdim. Beşikteki bebek uyuyordu… Diğer beşiğe yaklaşınca kimsenin olmadığını gördüm. Ben, diğer bebeğinde kaşla göz arasında eve getirilmiş olacağını düşünmüştüm. Nereye saklandın ki?

Anneme döndüm. Elbette o diğer bebeğinin de nerede olduğunu bilecekti.

-“Anne ikincisi nerde?”

Annemin gözlerine ne olmuştu öyle? Kırmızı, mor arası tuhaf bir renkle bana bakıyordu. Yanaklarına doğru bir damla inci süzüldü. Yuvarlanıp, eflatun çiçekli kumaş elbisesinin üzerine düştü. İnciye baktım… Küçük bir kristal parçasına benzeyen o damlanın içinde Zehra’yı gördüm. Bana göz kırptı…

* * *

  Annem çabuk toparlandı. Ya da zaman bizi kovaladı, bilmiyorum. Her ne oluyorsa artık bilmiyordum. Zehra’nın beşiğini kaldırmışlardı. Annem Esra’yı hiç yanından ayırmıyordu. Bu ufaklığın suratı hala pembeydi. Elleri küçücüktü. Parmakları, Avşar Marketten yürüttüğümüz peynirli krakerlere benziyordu. Okula gidip geliyordum ama hep Esra’yı düşünüyordum. Tek yumurta ikiziydi, ama tek kalmıştı…

1.Bölüm Sonu…

* * *

5 YORUMLAR

  1. Bu olagan ustu, hani okumayi severim ama uzun uzadiya usenirim genelde. insan okudukca okuyasi geliyor, ozellikle yazinin icerisindeki insani gulduren kucuk cumleciklerin ve olaylarin anlatilmasi super. anlatirken hem gulduruyorsun, hemde heycanlandiriyorsun. Harikaydi…

Bir Cevap Yazın