Her yeri şehit kanıyla bulanmış Anadolu’nun yeniden vatan edinilmesinde rol oynayan Türk kadınlarının kemiklerini sızlatırken, bir hanım kardeşimiz kahraman ve öncü Türk kadınlarının hayat hikâyelerini Gülce Edebiyat Akımı nazım türleri ile şiirleştirip kitap halinde okuyucuyla buluşturdu. Kendilerine minnettarız; teşekkürler Sayın Asuman Soydan Atasayar Hanımefendi.

 

Türk kadını ana olmanın yanında erkeğinin yanında, cesaretli, çalışkan, vatanperver gibi sıfatları üzerinde taşımaktadır ki kahraman kadınlarımız Tomris Hatun’dan Kara Fatma’ya, Nene Hatun’dan Efe Ayşe’ye saymakla bitmez.

 

Sayıları o kadar fazladır ki hepsinin hayat hikâyelerini derlemek ve hikâyeler üzerinde çalışmak kolay bir iş değildir. Değerli şairimizin eserinde henüz yer almayan Efe Ayşe ya da Çete Ayşe olarak bilinen değerli annemizdir yazımızın konusu.

 

“Bazı kadınların içinde bir pehlivan; bazı erkeklerin içinde de, korkaklıklarından dolayı bir kadın gizlidir. Kemer belindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız; biz de bu vatanın olmalıyız.” diyen Çete Ayşe 1894 yılında Aydın Merkez İmamköy’de doğar. 25 yaşında ev hanımı iken silahlanıp düşmanın karşısına çıkar. O yola çıkınca diğer kadınlar, kızlar peşine takılır ve bölgenin diğer kadın kahramanlarına öncü olur.

 

1910 yılında Kayacık köyünden Mustafa ile evlenen Çete Ayşe’nin iki kızı olur. Eşi 1915 yılında Çanakkale cephesinde askere alınıp şehit düşünce tekrar İmamköy’e yerleşir.

 

1919 yılında Yunan askerinin Aydın’ı işgali sırasında İmamköy’ü ele geçirmeleri üzerine silahlanarak Umurlu’daki Sancaktar Ali Efe gurubuna katılır. O artık bir çete, bir efedir.

“Büyük adamlar silahı olanlar alsın çıksın dedi. Aldım Martiniyi çıktım.» diyen Çete Ayşe Yunanlılar henüz Aydın’ı işgal etmeden düğününde takılan altınları bozdurup kendisine bir mavzer almıştır.

 

Grubunda Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş’unda bulunduğu grupla ilk olarak Kepez sırtlarında düşmanla savaşır Daha sonra Aydın Cephesinde yer alır. Düşmanın Aydından çıkarılmasından sonra çocuklarını komşusuna emanet ettiği köyüne döner.

 

Aydın Yunan askeri tarafından ikinci kez işgal edilir. Esareti kabul etmeyen şehit eşi Efe Ayşe’nin vatan sevdası tekrar depreşir, bu kez Yörük Ali Efe grubuna katılır ve Köşk Cephesindeki muharebelere yer alır. Danişmentli İsmail Efe’nin kendisine geri dönmesini, savaşın erkek için olduğunu söylemesi üzerine “Ben imam nasihati istemem” diyerek çok sayıda muharebeye katılır. Bir ara sıtma nöbetine tutulan Çete Ayşe cepheden ayrılır, düzenli orduların kurulmasının ardından Yörük Ali Efe’nin önerisi üzerine tekrar cepheye dönmez, silahını Yörük Ali Efe’ye emanet edip «…kahpe alçak birisine değil de bir yiğide devretmesini…» ister.

 

Çete Ayşe, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra da köyünde yaşamını  sürdürür.  Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında Aydın’a geldiğinde, kendi elleriyle Ayşe Efe’ye Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyasını takar. O, Milli Mücadele’nin İstiklal Madalyası sahibi tek kadın efesidir.

 

Ayşe Efe: ‘‘O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla verdiğim savaş, öteki de rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır” der. Fili olarak savaşa katılıp düşmanla amansızca çarpışan Çete Ayşe 1967 yılında hayata veda eder. Mezarı İmamköy’dedir.

 

Bu toprakların tekrar vatan kılınıp bizlere emanet bırakılmasında can vermekten çekinmeyen Başta Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden tüm gazilerimizi minnetle, şükranla, özlemle anıyor hayatta olanlara uzun ömürler diliyorum.

 

Osman Öcal

Bir Cevap Yazın