Çayırhisar’dan Mamak’a Bir Askerlik Yolculuğu
Çayırhisar’dan Mamak’a Bir Askerlik Yolculuğu

“hayatımın en asi günleriydi. Şehit haberlerinin artık insanı dağa çıkartacak sabırsız zamanlarıydı. Askerliğimi yapmamıştım. Ciddi sağlık sorunlarım vardı. Ve ben askere gitmek için dilekçe veren binlerce Türk gencinden biriydim sadece… Ülkemin bana ihtiyacı vardı; şehitlerimize güvenmenin cesareti kanımda dolaşıyordu. Tek korkum askere gidemeyecek olabilmemdi. Ama hepsini aştım. Spor salonuna yazıldım, beslenmeme daha özen gösterdim ve üç ay içinde artık kendimi hazır hissediyordum… Artık askerdeydim!”

Çayırhisar’dan Mamak’a Bir Askerlik Yolculuğu
Çayırhisar’dan Mamak’a Bir Askerlik Yolculuğu

Şu andan itibaren yazacaklarım belki çok destansı gelmeyebilir sizlere ama ben güzel bir askerlik dönemi geçirdim. Yabancı şubede olmamdan dolayı memleketimle ilgili, askerlik şubeleri arasında gönderme günü ile ilgili bir takım sorunlar yaşandı. Oysa ben bir an önce askere gitmek istiyordum. Ve sıkı telefon bağlantıları sonucu üç günlük gibi kısa bir zamanda acemiliğimi yapacağım yer belli oldu. Balıkesir’e bağlı Çayırhisar er eğitim merkezi…

Annem, dayımın son günlerini geçirdiği anlarda onun yanındaydı. Hayat çoğu zaman sürprizlerle doludur. Dayımı bu dünyadan göç etmesi, benim askere acil bir şekilde alınmam. O an için hiç kimsenin düşüneceği konular değildi. Yani ben askere çok sessiz bir şekilde gittim. Her şey bir anda oldu. Askere gitmekte ölmek kadar anlamlıdır bence. Zaten bu yüzden kınalar yakılır gençlere, mevlitler okutulur, yemekler verilir. Biz Türkler için vatan görevi her zaman namus, şeref borcu olmuştur. Ve hep öyle de olacaktır. Bizim genlerimizde kahramanlık, savaşçı bir ruh var. Bunun ne demek olduğu askerliğini yapan kardeşlerim daha iyi anlar…

Askerlik korkulacak bir yer hiç değil. İnsanın özgür hayatını bırakması, sevdiklerini arkada bırakması, alışkanlıklarını bir süreliğine terk etmesi çok doğaldır. Zaten onun için ölüm kadar değerlidir diyorum ya. Çünkü başka bir âlem askerlik… Bilindik bir yer hiç değil. Abartı yok, her şey gerçek ve alabildiğince doğal. Evet, bazı anlar var, çok abartılı gibi gelse de, o kadar önemli ki… Sabah saat beş buçukta kalkmak, kişisel temizliğini yapman ve kahvaltıdan sonra, her şeye hazır bir şekilde beklemen tek kelimeyle muhteşemdir. Vatanındaki birçok sivil kişi yatağının sıcaklığını terk etmeden, sen onların rahat uyanmaları için, hayatındaki her şeyden fedakârlık ediyorsun. Biz işte buna Türk askeri, yani Mehmetçik diyoruz…

İnsan, hayatından bir buçuk yılı vatanına vermiş çok mu? İnan zaman öyle bir geçti ki hiç anlamadım o son günlerin nasıl geldiğini. Oysa askerdeyken sanki hiç bitmeyecekmiş gibiydi her şey. Bitmeyen eğitimler, uykunun en tatlı yerindeki nöbetler, içtimalar ve daha neler neler… Zamanla insan o kadar alışıyor ki, o sistemin parçası oluyorsunuz. Olmak zorundasınız, başka şansınızda yok. Aslında zor diyorum ama her şeyi zorlaştıranlar da komutanlar değil. Bizleriz, eğitimsizler ordusu… Size şaka gibi gelecek ama dişini fırçalamamış gençler bile var. Bunlar önemli mevzular. Basit gibi görünse de, yirmi yaşındaki bir gencin çürük dişleri yüzünden revire gidip, onları aldırması hiç yaşanılası bir durum değil. Askerliği zorlaştıranlar bizleriz, inanın komutanlarımızın yerinde bizler olsak, bu kadar sabırlı, şefkatli, iyimser olamayız…

Yaşım itibariyle çok genç değildim askerdeyken. Yirmi beş yaşındaydım ve yirmi yaşındaki gençten farklı davranmak zorundaydım. Aslında bir yönden de insan kendi psikologu oluyor, kendini daha iyi tanıyor. Tek başına zorunlu arkadaş grubuna katılmak, anılarını paylaşmak, paranı vermek… Yani hayatını paylaşıyorsun! Acemilikte genelde birçok kişi ağaç altlarında ya da telefon kuyruklarında olurlar. İkiside yalnızlıktır aslında, bir anlamda umuttur. Bazıları kendi sesine kulak verirken, diğer bölümde ise sevdikleriyle konuşan gençler vardır. Ve onları hep merak eden, dua eden aileleri… O kadar güzeldir ki tüm bunlar. Duyguların en yoğunu, karmaşıklaşan heyecanlar, ağlamam diyen adamların çocuk gibi gözyaşları dökmeleri, o kadar tarifsizdir ki… Ülkenin dört bir tarafından gelen binlerce genç! Ve her birinde binlerce dert, ilk zamanlarda hiç kolay değil alışmak… Bebek gibi masum yüz hatları herkeste, dokunsan kırılacak gibi, başını okşasan göğsüne yaslanacak gibi… Askerde, herkes herkesin en sevdiği oluyor. Herkes çok iyi dinliyor. Belki sivil hayatında tenezzül etmediği konuları, sabırla dinlemesini öğreniyor. İnsanlık duygularını, hiç farkında olmadan kabul ediyor. Bende öyle…

Gün bittiğinde ranzaya uzandığında düşünebileceğin o kadar çok vaktin oluyor ki. Yüreğinden alev alıyor anıların, kendini ödüllendiriyorsun ve çoğu zaman cezalandırıyorsun. Bir erkeğin askerlik yapması, adam olduğunun göstergesi buradan geliyor işte! Kadınlar yaradılış itibariyle duygusallığı en uç noktalarda yaşayan varlıklar. Erkeklerse, duyguların gizemiyle askerde tanışıyorlar. Tabi istisnalarda yok değil, hayatın ağır yükünü erken yaşlarda tatmak zorunda kalanlar bu düşünceye yabancı değiller. Yaşamakla, yaşamamak arasındaki duygular var ya, işte o duygu renkleri farklılaştırıyor insanı. Benim gibi yazı yazan bir insan için askerlikteki duygu yoğunlukları hissedebilmek çok büyük bir hazine. Nöbetlerden, içtimalardan, eğitimlerden çok daha önemli o duygular. Yüzlerdeki o masum çizgilerin değişmesini, askerliğim boyunca görmek benim için çok değerlidir. İnsan, o çizgilerde kendini öyle bir ele veriyor ki… Alın yazısı mıdır, nedir!

Uzun günler, anlamlı geceler bıraktım askerlikte. Bana dostluğun en güzelini yaşatan o güzel insanlarla bir daha aynı yollarda marşlar söyleyerek, uygun adımda yürümek isterdim. Hayatıma anlam katan, beni ben olduğum için seven, hiçbir şeylerini eksik etmeyen o yürekli insanlara çok şey borçluyum. Zaman öyle bir aktı ki bedenimden, sanki hiç yaşamamış gibiyim her şeyi. Şimdilerde yazmak çok kolay her şeyi… Tabi ki yazmak, yaşamak kadar kolay ve tarifsiz değil. Anlatılacak o kadar çok anı var ki; birini anlatsam, diğeri yetim kalır diye, anlatamıyorum o yüzden. Yaşadığım sürece, içimde hep canlı tutacağım o günleri… Unutursam namerdim!

Askerde nerede olduğunuzun hiçbir önemi yoktur! Önemli olan, bulunduğunuz yerde neler yaptıklarınızdır. Kahpe dünyanın, en dürüst adamlarıdır Türk askerleri… Yalnızlığın en kuytu yerinde, omuz boşluğuna dayanmış dipçikle, vatanın için nöbet tutmanın tarifini hiçbir kimse yapamaz! Eğer sağlığınız yerindeyse, öyle ben bir buçuk yıl ne yaparım diye hiç düşünmeyin askerde, inanın ömrünüzün en anlamlı zamanlarını dolu dolu geçirebilirsiniz. Hem size bir şey söyleyeyim “ben küçük bir valizle çıktım evden, ne dağıtım izni ne de memleket izni kullandım. Evime döndüğüm gün ise çok hüzünlüydüm. O kadar çok alışmıştım ki, inan şu an bile özlüyorum o günleri…” yani hiç tasalanmaya gerek yok!

Askerlik nedir biliyor musunuz? Yaşananların hiç yaşanılmamış gibi hissedilmesi… Bir daha asla unutamayacağın hatıraları ve vatanın ve sevdiklerinin ve kendi hayatının değerini bilmek gibi bir şey işte! Yani hiçbir şey değil, çok şey…

Belki bir gün yine yazarım o günleri…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikSeni Sevmem Sır Gibidir
Sonraki İçerikHrant dink ve Ağca
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

8 YORUMLAR

  1. Tek kelimeyle harikaydi be emre, sonuna kadar takilmadan okudum, okunmasini tavsiye ettigim harika yazilarindan bir tanesi bence, belkide en sevdigim. Devamini bu seriyi ilerletmeni, yani yazilarini sabirsizlikla bekliyorum. Okumaktan zevk aldigimi hissetmeye basliyorum, durmak yok, bu dunya bizim birakacagimiz anilari ve hatiralari bekliyor..

  2. ama ben yazarken çok takıldım güzel hocam. sabırsızlığım yüzünden zaten roman yazamıyoru. bir an önce bitsin istiyorum :( güzel yorumun ve onurlu duruşun için çok teşekkür ederim, her zaman ki gibi muhteşemsin :))

    bu sıralar durgunluk var makaleci yazarlarında… lütfen herkes yazsın birşeyler, çok sıkıldım duvarda hem kendi yazılarımı görmekten :((

  3. valla hic oyle takilmissin gibi gormedim yaziyi, gayet basarili :) sanirim bende boyleyim uzun yazilarda bir sure sonra sacmaliyorum ve birakiyorum, sende aceleci oldugun icin sabredemiyorsun:) ne olacak bizim halimiz. Ben yazmaya basladim bir seyler, yakinda sitede goreceksiniz, guzel bir arastirma yazisi tarzinda olacak ins :)

    yazarlarimiza bende sesleniyorum, bu gonullu hareketlerini surdurmelerini rica ediyorum, burasi hepimizin bir arada bulunup bilgilerimizi ve fikirlerimizi paylastigimiz harika bir kale :)

  4. ” Askerlik korkulacak bir yer hiç değil.” tebrik ederim…
    sevgili emre yine düsündüren ama “ögüt” dolu edebi bir yazi dizisinden örnegini biz okurlarina sunuyor olman düsündes ve duyarli yanin da gözden kacmayan bir durum ;))
    sevgiler daima

Bir Cevap Yazın