Bütçe deyince, insanın aklına hemen devlet bütçesi gelir. Oysa işletmelerin de önlerini görebilmeleri için bütçeye gereksinmeleri vardır. Devletler gelir ve giderlerini denk tutabilmek için çaba harcarlarken, kârlılık temelinde kurulmuş işletmeler, varlıklarını sürdürebilmek için giderlerinden çok gelir elde etmek zorundadırlar. Bunların dışında aileler ve bireyler de gelirleri oranında harcama yapabilmeyi hatta geleceklerini güvence altına almak için tasarruf edebilmeyi hedeflerler; bu her zaman o kadar kolay olmasa da…

Bütçenin tarihi 1215 ingiltere’sine dek uzanır. ‘Büyük Ferman’ anlamına gelen Magna Carta’nın 12. maddesi “Kral kendini esaretten kurtarmak, oğluna asalet unvanı vermek ve bir defaya mahsus büyük kızını evlendirmek için halktan katılma payı (vergi) isteyebilir. Bu durumlar dışında ancak Genel Meclis karar verirse halk vergi ödemeye çağrılabilir. Kraldan veya meclisten gelen vergi ödeme isteği makul ve kabul edilebilir olmalıdır” der. ingiliz soyluları bu fermanı Kral John’a imzalattıklarında kralın neyi, ne ölçüde nereye ve niçin harcadığı ile ilgilenmediler. Sadece “Sana verdiğimiz yetkiler dışındaki konularda, vergi için bize danışacaksın” demekle yetinmiş oldular; Magna Carta’ya göre…

17. yüzyılda yine ingiltere Parlamentosu’nda Maliye Bakanı tarafından yıllık ödeneklerin ve belgelerin olduğu ve ‘Leather Bag’ olarak anılan çanta açılırdı. Bugün kullanılan bütçe sözcüğüne kaynaklık eden ‘budget’ sözcüğü de 18. yüzyılda ingiltere’de kullanılmaya başlamıştı.

Osmanlı Devleti, Tanzimat’tan sonra bütçe deyimi ile tanışmış oldu ve bütçe ilk olarak 1876 Anayasası’nda yerini aldı.

Genel olarak; devletin 1 yıllık süre içindeki gelir tahminleri ile giderlerini gösteren ve bunların uygulanması ve yürütülmesine izin veren bütçe, kanunla düzenlenir ve TBMM tarafından denetlenir.

Bütçenin temel özelliklerinden ikisi önemlidir:

■ Bütçede gösterilen kaynaklar dışında hiçbir kaynaktan gelir toplanamaz.

■ Bütçede yer alan kamu gelir ve gider tahminleri denk olmalıdır.

Bir Cevap Yazın