Kaldırım taşlarının arasında sıkışıp kalan minik mısır tanelerini yemeye bayılır kuşlar, bilirsiniz… Hatta o kuşlar, bir mısır tezgâhından haşlanmış ya da közlenmiş bir mısır aldığınızı gördükleri andan itibaren artık takipçinizdir. Sizinle beraber tezgâhın önünden ayrılıp; onlarca giyim mağazasını ardında bırakan Yalı Boyu evlerine doğru uzanan caddede, o geceleri doyum olmaz yeşil ışıkların gölgesinde tüm alâyişiyle süzülen ırmak boyunca, yere düşürebileceğiniz bir mısır tanesi için hesaplar yapacak ve düşen ilk taneyle birlikte, küçük midesini doyuracaktır.

Kuşlarla paylaştığınız mısırları, demli muhabbetlerinizle ırmak kenarında tüketirken, yeşilin insana huzur veren tarafını içinize yudum yudum çekebileceğiniz bir şehirdir Amasya. Bu kanıya nerden vardığımın bir önemi yok, yaşarken gördüm diyebileceğim türden sağlam tezlere dayanıyor nasıl olsa. Yeşilırmak ile yeşilleniyor kent, Hazeranlar Konağı ile Kral Kaya Mezarları’nın tarihi dokusu bir gölge gibi düşüyor üzerinize. Vakti zamanında akıl hastalarının su sesiyle ve neyle tedavi edildiği bir hastane olarak kullanılan, zamanla belediye tarafından konservatuar haline getirilen, haftada en az üç gece birbirinden güzel fasılların yapıldığı Bimarhane, ilginç akustiği ile sizi anında efsunluyor. Bununla da kalmaz, ulaşılması zor Amasya Kalesi; yanına kadar gelebilen doğasever insanlara, “şehre bir bakın” diye sesleniyor. İşte o anda gözbebekleriniz manzaranın azametiyle daha da büyüyecektir. Bunu da mı nerden çıkardım? Yalnızca kalenin sesine kulak verdim.

Nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit delikanlıyı bilirsiniz. Ferhat… “Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderen Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “Şehir’e suyu getir, Şirin’i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir. Ferhat’ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğa direnir mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde. Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına ama acı acı güler sonra da. “Ne vurursun kayalara böyle hırsla, Şirin’in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat’ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat’ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat’ın yanına.Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de karaçalı çıkarmış. İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için…”

İşte sinemaların; aşk, ihtiras, cesaret diye çağırdığı tüm filmlere inat; tarih, su, bereket, huzur ve elma diye çağırır Amasya… Medreseleri; köprü, camii ve müzeleri ile birlikte konakları, mezarlıkları ve Amasya evleri koca bir puzzle oyununun birbirinden önemli parçalarıdır. En çokta durup şehri içinize çekerken, meraklısına mis gibi gelen tarihin o buğulu kokusu baş döndürür. Amasya o şehirdir ki, tenhasında bir at eşelense toynağı bir medeniyete dokunur…

Yolunuzun bir başka şehre düşmesiyle, koşarak gittiğiniz o cafcaflı alışveriş merkezlerini, çarşılarını, ucuzluk pazarlarını gezmeye benzemez Şehzadeler Şehri Amasya. Burada Yıldırım Bayezıd’dan, Çelebi Mehmet’e; Fatih Sultan Mehmet’den, Sultan II. Bayezıd’a kadar doksan dokuza yakın şehzade yönetimde bulunmuş. Buraya hiç, büyük alışveriş merkezlerini gezip, üç-beş mağazadan alışveriş yapmak için gelinir mi? Gücüne gitmez mi koskoca Osmanlı’nın? Irmak boyunca, sübhanallah boncuğu gibi sıralanmış, o kadar önemli şahsiyetin önünden bir hışım geçilmez, geçilmemeli… Hadi tarihini geçtik diyelim, bari Amasya çöreği ile meşhur Gömlek kadayıfını yemeye gelin…

-Rüya-

 

 

3 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın