Yaklaşık 5 yıldır yeni eğitim- öğretim programı uygulanıyor. İlk uygulamaya başlandğı andan itibaren kimi öğretmenler hala tepkili, kimileri ise programı harika buluyor. Öğrenciler pek farkında değil ama veliler de beğenenler ve beğenmeyenler diye ikiye ayrılıyor (bir de fikri olmayanlar var tabi).

Programın amacı ezbercilikten uzak öğrenme. Programın amacı öğretme değil, öğrenme. Program öğrencinin merkeze alınmasını kapsıyor ve öğrenmeyi öğrencinin eline bırakıyor. Tıpkı parçaları verilmiş bir yapboz gibi. Al bunu, araştır, düşün-bir de başka türlü düşün, değiştir, geliştir, sor- soruştur… Ve en sonunda o yapbozu yap. Ama sen yap. Kendin düşünerek, araştırarak, sorgulayarak yap. Beynini çalıştır, düşüncelerine yön ver ve yap. Yani, bilgiyi kendin al, hazıra konma, ezberleme; papağan gibi tekrar etme. Bizde var olan beyin gücünü kullan. Ve bilgiyi kendin yapılandır. Her söylenene inanma. Eğer böyle olursa bilgi senin için kıymetli bir şey olcak. Ve bilgi uzun süreli belleğine kaydolup, oradan kısa süreli belleğine çabucak gelip hatırlanabilecek.

Öğretmenin görevi ise bu aşamada öğrenciye rehberlik etmek, öğrenciye yol göstermek, öğrencinin takıldığı yerde onu sindirmek değil, onu daha çok cesaretlendirecek yollar göstermek. Öğrencinin bilgiye doğru ulaşmasını sağlamak.

İşte bu sisteme “yapılandırıcı öğretim; yaparak yaşayarak öğrenme” denilmiş. Adı üzerinde derler ya, aynen öyle amaçlanmış; öğrenciler yaparak yaşayarak öğrenecekler. Çünkü en çok yaparak yaşayarak öğrenmeleri yaşamlarında kalıcı olacak.

Bana göre yapılandırıcı sistemin en güzel yanı ezberciliğe karşı olması. Ezberci eğitim sistemiyle yetişmiş bir birey olarak kimi zaman şunu diyorum “elde var sıfır!”. Ne araştırmışım, ne sorgulamışım, ne de yaratmışım… sadece bilgiyi hazır almışım, ezberlemişim ve sonra unutmuşum. Bilgiyi yaşamamışım, kendim bulmamışım, günlük hayatımla da ilişkilendirmemişim ve sonra unutmuşum.

İşte bunun için yapılandırıcı sistemi güzel buluyorum ve ezberci sisteme karşıyım. Öğretmenlerin amacı ezberci bir toplum değil, yaratıcı, eleştirel düşünen, araştırmacı, sorgulayan bir toplum yetiştirmek olmalı; o bilinçle öğrencilerini yetiştirmeliler. Ve böyle olunca, -çağdaş öğretmenlerimiz, çağdaş öğrenciler yetiştirince-, ülkemiz kalkınacak. Tıpkı, “bugünün küçükleri, yarının büyükleri” sözündeki gibi…

1 YORUM

Bir Cevap Yazın