Tuhaf bir müzik eşliğinde aklına hücum eden şeyleri yazıya dökmek istediğin oluyor değil mi? Nerden mi biliyorum? Nerden bildiğimi boşver. Yol yakınken ritmine kapılıp seni yazmaya sevk eden o tuhaf şarkıları dinlemekten vazgeç. Bil ki onların seni yazmaya sürüklediği falan yok. Bu müzikler, zihninde çoğalan gereksiz tümcelerin melodik yansımalarıdır.

   Bir çeşit galeyan da derler buna. Galeyana gelme… Bir şeyler ifade ediyorsa dinler, bin bir anlam yüklersin, fakat o müziklerden aldığın enerji ile bir şeyler karalama. Özünü katletme. Bu sana, kendini ancak müzik eşliğinde yazabileceğin gerçeğini hatırlatır durur. Sıradan zamanlarda da yazabilirsin. Neden yağmur yağarken elinde kalem olmuyor. Bir filmden sonra yazdığın oluyor mu? Uykudan uyanıp derhal kâğıdınla buluşturmak istediğin sözlerin yok mu yani? Gözlerin; sokaklarda, caddelerde, çarşı pazarda telâşe memuru gibi koşturan insanlara takılmıyor mu? Kaleme “yaz” dedirtecek çok malzeme var etrafta fakat acısını yazdırıyor kaleme insan değil mi?

   Kelimeler böyle çoğalır, farklı efektlerle kurduğun cümleler laf ebeliğinden başka bir şey değildir. Şimdi Timothy Bloom’un ne dediğini anlamıyorum ve anlamayarak dinlediğim şarkıların bana bir şeyler yazdırabileceği ihtimaline de inanmak istemiyorum. Hadi bir şeyler olsun da yazalım diye düşündüğüm falan da yok, arasam bulurum… Baksanıza, Stephane Dufoix yeni bir kitap çıkarmış…

   Dünyanın en kaliteli, en okunası yazılarını biz yazacak değiliz. Bizim kalemimiz elbette kendi çapında dans edecek bir kâğıdın üzerinde… Çok iyi yazamayabiliriz fakat çok iyi ilhamlara kaynaklık edebiliriz.Dünyayı değiştireceğimi söylemiyorum, ama sizi temin ederim ki dünyayı değiştirecek kişilere ilham kaynağı olacağım.”  Teşekkürler Amaru Shakur, biz de böyle düşünüyorduk…

4 YORUMLAR

  1. Schopenhauer’i anlamalıyız. yazmadan önce okumalıyız.
    felsefen güzel. anlatmak istenilen şey anlaşılıyor. yanlız, madem eleştiri istediniz gözümüze çarpanları yazmalıyım. samimi olduğumuz için samimice yazıyorum ona göre.
    bir yazarın aklıma gelen üç farklı şekilde amatörlüğünü ele veren durum vardır:
    a. yazar, yazıyı yazarken kendini entellektüel göstermeye çalışır. sıradışı görünmenin sıradanlığına girer. alafranga laflar söyler, argoyu yerli yersiz kaydırıverir, ama bunu kendi göremez. sanattır bu der. tabi ki kahvehanede iki adamı küfrettirmiyorsada sıkıcıdır gerçekten uzaktır. bu dozu iyi ayarlamak gerekli. insanı ele verir.
    b.yazar noktalamadan ve cümle metin bilgisinden ve uslupdan bihaberdir. leyla karahanlının kitabına bari bak diyesi gelir insanın. internette çok da önemli sayılmaz bu konumuz bunun dışında. üslup hariç.
    ayrıca üslubun sıkıntısıda yakayı ele verir. çok hırçın yazarsak olmaz.( sizde bu var). çok gamsız yazarsak o da olmaz. koyun köpeğini görüp kaçmayan adamlar national geografic kanalında sadece (köpeklere fısıldayan adam). kokuyu kederi sevinci açıkca belirtmeliyiz, ama uygun ifadelerle.
    c. yazarın felsefesi yoktur. neden yazdığını bilmez. devrik ya da cümlelerle ,yer ve zaman tamlayıcılarını, edat -bağlaç, tamlama guruplarını v.s yerine oturtarak ekleri düzgün kullanarak uzun uzun betimlemeleri sıralar. yazar babam yazar. sıradışı tamlamalar üretir durur. tarihen örneklemeler yapar. imgeci şairler gibi. bu da ele verir. yazmanın namı olmaz bunu bilelim. para, şan, ego …. için yazılmaz. rahat olalım hepsi bu.
    yazınız felsefe itibariyle çok üstün deyip konuyu kapamalıyım. egonuzu hissetmedim. yanlız üslup sıkıntılı geldi. daha yumuşak kelime seçişleri ve geçişler yazınızın lezzetini arttıracaktır. saygılarımla.

Bir Cevap Yazın