Biz çok iyi bir milletiz! Bakmayın kendimizi eleştirdiğimize; hani dost acı söylermiş ya, ondandır bu iğneli laflarımız. Birbirimizi incitmelerimiz, küskünlerimiz… Ama ne zaman kötü bir durumda olsak ne acımız kalır geride ne de küskünlüklerimiz… Sizin hiç bildiğiniz başka bir millet var mı bu kadar vefalı?

Asırlardan beri süre gelen bir zekâ anlayışımız var. Özgüvenin, merakın, düşünmenin abidesi olmuşuz. Günümüzde bile nasıl dünya haritası çizdiği merak edilen piri reis; yüreğiyle tüm dünyaya sevginin gücünü anlatan Mevlana, sizce hangi milletin yetiştirdiği değerlerdir. İşte bu yüzden biz sıradan bir millet olamayız, olmamalıyız da…

Varlığımızla sevinen, ismimizin bile savaşmadan barış getirdiği kaç kahramanlık destanı var ben hatırlamıyorum. Bildiklerimse, zaten günlük hayatta karşıma çıkınca gösterdiğim vicdanı kararlarda yeterince belli ediyor kendisini. Yabancı devletin askerlerine bile kucak açıp-onların bayrağına, şereflerine, kişiliklerine, saygı duyuşumuz bile ayrı bir insanlık örneği değil midir sizce de. Yoksa hepsi birer tesadüf mü?

(Aşklarımızda bir başkadır bizim. Öyle mantık, maddiyat pek uğramaz bizim yüreğimize. Sevdik mi isteriz ailesinden, olmadı mı pes etmeyiz. Hani seviyoruz ya bir Mecnun’da biz oluruz, kaçırırız sevdiğimizi. Ölmek pahasına, bırakmayız sevgimizi öyle kahpe dünyaya.)

Her milletin dilinde, yüreğinde farklı bir intibamız vardır. Haklının yanında olduğumuz için, hani hainliğe kızdığımız için savaşıyorsak barbar olmayı en büyük adalet biliriz. Attığımız adımda bile toprak dile gelseydi “benim üzerimden yalnız cesur Türk askeri geçsin!” derdi herhalde. Adaletin, sevginin, barışın sembolü olmuş bir ecdadın torunları sizce nasıl olmalıdır?

Dün gibi hatırlıyorum Bosna’ya girerken Mehmetçiklerimizin nasıl karşılandığını. Sonra Afganistan’da, Lübnan’da, Kosova’da… Dünya barışı adına Kore’de gösterdiğimiz yiğitlik destanını nasıl unutabiliriz ya da unutturabilirler. Şimdi hiç bunlar tesadüf olabilir mi? Bırakın bunları kendi kurtuluş savaşımızda yaşanan onca kahramanlık destanını saymıyorum bile… Alman Nazilerin yahudi soykırımına Türklerden başka hangi ülke kucak açmıştır, şimdi aynı yahudiler üzerimizde ne oyunlar oynamaktalar. Ya ermeniler, yıllarca Osmanlının kolları arasında rahat yaşarlarken, bugünlerde yaptıkları hainlikler…

Biz o kadar iyi bir milletiz ki, dünyanın her türlü yalanına sadece “yalan dünya” deyip geçeriz. Biz hesabı önce Allaha sonra kendi halkımıza yaparız. Öyle kimseden de bir karşılık beklemeyiz. Gerektiğinde alırız! Siz, siz olun Türklüğünüzü sakın sorgulamayın! Mert olun, adaletli olun, güvenilir olun, çalışkan olun, sadık olun, yüreği aşk dolu olun… Bundan gayrisi bize yakışmaz zaten! İyiler, iyi olmalı ki adalet yerini bulsun; hani kötülerden bir değil, bin farkımız olduğunu gözler değil, yürekler bilsin!

Not: yahudi ve ermeni kelimelerini bilerek küçük yazdım. Protesto amaçlı.

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikUbuntu’da MySQL Workbench problemi!
Sonraki İçerikKur’an ve Kadın Hakları
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

1 YORUM

Bir Cevap Yazın