“şair deyip geçme öyle! Sen hiç birini düşünerek, hani tüm insanları duygularını hissederek şiir yazdın mı? Hiç savundun mu haksızlığı, sana zararı dokunmazken? Doğruları söylediğin için hiç cezalandırıldın mı? Onun için şair deyip geçme! Neden şair gibi düşünemiyorum diye üzül biraz…”

Hayat her şeye rağmen güzeldir! Nedenini bende bilemiyorum ama böyle başlamak istedim yazıma. Belki böyle olmasını istediğim içindir. Ama gerçek bir sebebi yok, olmayacakta. Neden olsun ki düşünüyorum ve sokaklara bakıyorum. Gördüğüm ve bundan sonra da göreceğim manzara çok güzel olmayacak. Çarşamba günleri bizim evin de olduğu cadde üzerine pazaryeri kuruluyor. İnsanlar ihtiyaçlarını alıp-gidiyorlar. Akşam olup, pazaryerinin dağıldığı zaman ki görüntü beni ağlatma noktasına getiriyor. O güzelim caddenin çöp yığını olması değil içimi burkan. Tam aksine keşke çöp yığını olsa da oraya çürümüş sebzeleri, meyveleri, arta kalan ne varsa ailesine götürmek için gelen insanların çaresizliklerini görmesem. Hani diyorum eskiden de insanoğlu bu denli vefasız mıydı? Komşusunun halinden bihaber miydi?

Her şeyi devletten beklemeyelim diyoruz. Çok güzel söylüyoruz değil mi? Peki bizim devletin başındaki uyanıklar niye her şeyi halkından bekliyor! Devlet halkın ihtiyacını göremeyecek, yarım edemeyecekse neden var o zaman, diye sormaz mı âdemoğlu! Bu halk bir kilo domates, patates, elma v.s. evine götüremeyecek durumdaysa, demek ki ülkenin ekonomisinden bir dengesizlik var demektir! Eğer bir kişi komşusuna yardım edemeyecek durumdaysa ki kendi durumu ortada; komşusu da onurlu biriyse ve komşusunu sıkıntıya sokmamak için kimseler görmesin diye, akşam olunca pazardan arta kalanları evine getiriyorsa-benim bu yazdıklarımı unutun gitsin!

Şairlere deli derler. Az bile diyorlar. Kendi durumuna bakmazsızın, halkıyla bütünleşip-onların sorunlarıyla boğuşan başka kaç tane cesur insan var ki bu dünyada! Büyüklerimiz beladan, kavgadan uzak diyorlar. Ya bu şairlerin yaptığı ne; kendilerini ilgilendirmeyen her konuda yazarlar bir şiir-sonra hoppala cezaevi… Kimseciklerde gitmez onları ziyarete. Zaten onlarda bilirler kimsenin gelmeyeceklerini. Kırılmazlar. Ağlamazlar. Ama nedense hep yanlış anlaşılırlar. Öldükten sonra satar kitapları, evlerin duvarlarında görürsünüz resimlerini, neredeyse her kitapta bir şiirleri yayınlanır. Onlar ki bu dünyanın yükünü çekmek için gönderilmişlerdir. Haksızlığa karşı tek güçleri yürekleriyle hareket eden kalemleridir. Kimsenin kalbini kırmazlar, burnunu kanatmazlar, kollarını kesmezler… Onların derdi özgürlüktür, insan gibi yaşamaktır!

Değerini bilin şairlerin… Hani okuduğunuz bir şiirde dersiniz ya “benim düşüncemi yazmış, aynı beni anlatmış” diye, sonra unutursunuz işte! Bir düşünün bakalım, ya bir kere sorun kendinize işte! Nasıl yazıyorlar onlar bu duyguları, nasıl kaleme alıyorlar. Hani sizin hiç düşünmediğiniz kişiler var ya akşamları sabah yapıyorlar. Kim için dersiniz? Çok kolay mı herkese hitap eden bir şiir yazmak; çok kolay mı Mehmet akit Ersoy gibi dünyaya kabul ettirmek istiklal marşı şiirini? Sizden para istemiyorlar ki-kaç şair var zaten sizin bildiğiniz çok zengin olmuş! Çoğunun evi bile olmamış, aile bile kuramamışlar. Ama sizler onlar sayesinden bilinçlenmediniz mi, sorunları çözmediniz mi? En kolay sevgilinize bile bir şiir yazamayacak kadar sevgi beslerken, onlardan yardım almadınız mı? Yapmadınız mı bunları!

Cahit Sıtkı Tarancı ustanın otuz beş yaş şiiriyle kaçınız hayatın gerçek yüzüyle tanışmadınız. Atilla ilhanın şiirlerini anlamak şimdi çok mu zor sanki? Kaybettiğiniz duygularınızı hatırlatan, unuttuğunuz-kaybettiğiniz hayalleri size kavuşturanları unutmayın bence! Hani herkesin bir hakkı vardır ya birilerinde ödeyemediği; işte insanların üzerinde çok hakkı olan bu cesur kalemleri, korkusuz yürekleri, unutulan kalpleri biraz hatırlayın be!

“Bak doğduk, ölüyoruz
Bir bekleyenimiz bile yok şu dünyada
Bir selam çok mu bu gönüle
Binlerce vedanın ardından…
Acaba çağırsam Azrail’i
Kurtarabilir miyim insanlığımı
Kırıldı bu kalem orta yerinden
Artık yazmaz bir daha
Yaşasa bari!”

Bir tanesi için bile-binlerce kez ölmeyi insanlık bildiğim şairlere…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikKontör Devri Bitiyor Kuruş Devri Başlıyor
Sonraki İçerikHala Obama’dan Medet Umanlar
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

3 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın