Hoşça kal yüreğimin rehin olduğu kadın… Bu kez hiç kızmıyorum kendime, oyunlar oynamıyorum; belki zorlanıyorum bu kararı vermekte ama siyah çiçekleri ısmarladım bedenime ve gözlerim hiç olmadığı kadar yalnız… Hoşça kal!

Sen bilmiyordun bu kente yağmurlar yağarken, neden kulaklarımı tıkadığımı, gözlerimi kapadığımı…-şimdi unutmak istiyorum her şeyi ve ölmek hatta. Kusuruma bakma fedakârlığımın isyankârlığındayım, uçurumun en yüksek yerinden bakıyorum bu aşka ve sen sakın merak etme beni-ne var ne yoksa atıyorum içimden… Nefes nefese seni aradığım günler hala aklımda; telefonun başında beklediğim anlarda ben neyi istediğimi çok iyi biliyordum-ki o zamanlar söz vermiştim kendime, ne olursa olsun bekleyeceğim diye/ şimdi ölmek istiyorum!

Artık hayatında yerim yok-bunu iyi biliyorum ve direnci kırılmasın diye kalbimin, nice zamandır yalanlar söylüyordum ruhuma. Ben hayata seninle tutunduğum günlerde değilim artık, masum iç çekmeler çoktan yerini ıstıraplara bıraktı bile. Sen yoksun ya ruhumda-bedenimde kabullendi bunu… Zulmünün en dibinden hoşça kal!

“Evimin talan olan köşesinde senin resimlerin vardı,
Bakardım/doyamazdım güzelliğinle-yaşamalara…
Şimdi ruhum kapalı-kapılar kilitli, ocağım tütmüyor,
Bunca zaman anlatamadıklarımla baş başayım/ tükendim!”

…daha o gün anlamıştım zaten, bu gidişin sonu hayırlı olmayacaktı benim için, nasıl oldu da bunca zaman kandırdım kendimi halen inanamıyorum… “yüreğimi elime koydun!” bunu sen yaptın ya hani uzaklığın yetmiyormuş gibi, çaresizliğimle çözdün beni… Bazen yaşayınca daha iyi anlıyormuş insan, “tükenmek” sözlükteki anlamı gibi olmuyormuş. Emek varmış ya, işte o aslında bizde hiç olmamış… Şimdi hiç hissetmediğim kadar yabancı ve hatta göremeyeceğim kadar uzaksın (hayallerime bile)…

Ben bitirdim bu aşkı, “bitmez, bitiremezsin dediğini duyar gibiyim” ve belki de hiç inanmayabilirsin ama bitti! İçimdeki değerini saygıyla korumaktan başka yapabileceğim çok fazla bir şey yok artık. Mesela küçük bir kız çocuğumuz olsun diye aklımdan geçirip-hiç pişman olmuyorum. Eskisi gibi yokluğunda duvarlar üstüme gelmiyor. Hissettiklerim içimi sızlatmıyor/ bu aşkın mevsimi geçti. Artık Leyla’larda Mecnun’larda yaşamıyor ki aşk, sen de vazgeç böyle sevmelerden-inan hiç heyecanlanmıyor insan; zaman en değerli hazine boşa harcama sende. Yanılma!

Sana hiç sormadım ama
Yazmak neyi köreltiyor biliyor musun?
—yaşamayı…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikŞeytanın Telkini, İnkâr Edenleri Esir Almıştır
Sonraki İçerikTürk – Arap İlişkileri
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

1 YORUM

Bir Cevap Yazın