Dil, hayatımızda yaşamsal bir özellik olarak var olan ve kalıtım yoluyla kazanılmayan, canlı bir varlıktır. Dil ile yapılan iletişim, daha rahat anlaşabilmemize olanak sağladığı için kişilerin iletişimlerinde önemli yer tutan, vazgeçilmez bir unsur olarak da tanımlanabilir.

Sağlıklı bir iletişim için dilin kurallarına uymaya özen göstermek gerekir. Kişilerin birbirlerini rahat ve iyi anlaması bakımından herkes, dilinin kurallarını en iyi şekilde bilmelidir. Çünkü dil kuralları, tıpkı trafik kuralları gibi akıcılığı sağlar. Kurallar, dilin temelini oluşturur ve iletişime yön verir. Yanlış anlaşılmaların, anlamsız ifadelerin önüne geçerek dilde bir bütünlük oluşturur. Bu bağlamda sürekli iç içe olduğumuz ve etkilendiğimiz basın-yayın kuruluşlarının, dile ayrı bir önem vermesi gerekir.

Basın-yayın kuruluşları, haberlerin ve bilgilerin çeşitli yollarla halka iletilmesini sağlar. Radyo ve televizyon gibi kuruluşlar, bunu yaparken dilin kurallarına uymak zorundadır. Çünkü yapılan bir anlatım bozukluğu, telaffuz yanlışlığı, iletilenlerle birlikte hedef kitleye ulaşır. Bu hatalar, tekrarlandıkça halkın zihninde yer edinir. Doğruymuşçasına algılanır ve ister istemez konuşma dilimize yerleşir. Daha kötüsü, belki yıllar sonra birbirimizi anlayabileceğimiz iletişim kurmamız güçleşir ve bir takım aksaklıklar ortaya çıkar.

Dil ile kültür arasında sıkı bir ilişki vardır, ikisi birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur. Bir toplumun ortak dili sayesinde kültürü oluşur. (Dilin kültürü yarattığı kadar kültürün de dili yarattığı unutulmamalıdır.) Kişi, içinde yetiştiği topluluğun dilini edindikten sonra, o topluluğun tüm uzlaşımlarını (ortak bir biçimde uymaları – paylaşmaları gerekenlerini, kimi kurallarını, ilkelerini, ortak inançlarını, görüşlerini ve benzeri özelliklerini) kendisinden sonra gelen kuşaklara dil aracılığı ile aktarır. Toplumları kalıcı kılan, dilin bu kültür taşıyıcılığı özelliğidir. İşte bu dil-kültür ilişkisi, “dilin değiştirilmesi” sonucu (dilin düzeltilmesi değil) ortaya çıkacak aksaklıkların daha ötesini anlatmaktadır. Bu anlamda dilin, ulusun özü olduğu unutulmamalıdır.

Günümüzde büyük bir güce sahip, geniş kitlelere hitap etmekte olan kuruluşlar, dil yanlışı yapmamalıdır. Dil konusunda dikkatli olunmalıdır. Redaktörlük gibi yazım hatalarını düzelten alt yapı çalışmaları genişletilmelidir. Televizyon programlarında “Full Ekran” gibi isim olarak kullanılan, yabancı özentiliğini gösteren, yarı Türkçe yarı İngilizce kelimeler, bize çok şey kaybettirir. Gazetelerdeki anlatım bozukluklarının, resimler kadar yer kaplaması, yıllarca “üzere” diye bildiğimiz edatın, bir ayda belki bir yılda “üzre” haline gelmesi, “yapacağız, edeceğiz” yerine “yapcez, etcez” kelimelerinin kullanılması gibi adeta “dilde tasarruf” dedirten durumlar da birer hatadır. Bunlar gibi daha birçok dil yanlışını yazmak mümkündür. Giderek artan bu hatalar, kaygı vermektedir. Bu nedenle bu çalışmalar, gerek yazı dili gerekse konuşma dili için önem arz etmektedir.

Hatasız bir konuşma ve yazma dili, güzel bir iletişim demektir. Unutulmamalıdır ki dile verilen önem, iletişimdeki anlaşılırlığı yansıtır.

Bir gün, televizyonlarımızda Türkçe konuşulacak, gazetelerimiz Türkçe yazacak ve Türk insanı, kendi diline sahip çıkacak, ümidimizi yitirmeyelim. Yazımı, Atatürk’ün güzel bir sözü ile bu kuruluşlara seslenerek noktalıyorum: “Türk Dili’nin kendi benliğine, özündeki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet kurumlarımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz.”

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın