Dünyayı yeni tanımaya başladığım
günlerde tanıdım O’nu. Karşımda anlamsız hareketler yapan , kocaman elleriyle
bana dokunan ve benim her kıpırtımla yüzünün rengi değişen ,ufacık bedenimi
ellerinin arasına alıp o yana bu yana savuran ve her sızlamamda beni havalara
atan O’ydu.

Kimdi bu ,beni doyuran iri ve
yumuşak memeleri yoktu, yada altımı hiç değiştirmiyordu. Hiçbir menfaatim
yoktu. Ama karşıma çıkınca neden kanım hızlı akmaya başlıyor , neden içim
ısınıyor ve neden anlam veremediğim bir güç beni O’na delice çekiyordu?Kimdi
bu?Görevi neydi? Neden beni görünce yorgun yüzü neşeye boğuluyor, Gözleri ışıldıyordu.
Ve neden sakalları vardı?

Ellerimin üzerinde durmaya
başladığım ve ayaklarımla kendimi o yandan bu yana sürüklemeye başladığım
zamanlarda, siyah beyaz bir gazete okuduğunu görürdüm. Gazete’ye her uzanışımda
o’nu benden saklar ve yine benimle debelenmeye başlardı.Bana Oğlum diyordu.
Kanım çok kaynıyordu bu insana. Hele kollarında uyumak varsın sakalları olsun,
önemli değildi. Güç veriyordu bana. Bakışları beni görünce yumuşardı.Ama çok
sertti.Çekinirdim.Ayaklarımın üzerine yeni basmaya başladığım zamanlarda, sehpa
adı verilen bir cismin üzerindeki, kırmızı renkli şey dikkatimi çekti.Adı
vazoymuş..

Sert ve keskin bakışlarıyla hiç
alışkın olmadığım bir ses tonuyla o vazo denilen şeye yöneldiğimde
haykırmıştı..”Cıs” diye.

Kanımın donduğunu, yüzümün buruştuğunu
ve ağlamaya başladığımı hatırlıyorum.Ben ağlıyordum. Havalar atmasını,
debelenmesini, benimle oynamasını bekledim ama.. istifini bile bozmuyordu.
Korkmuştum Bir daha Adını bilmediğim ve sehpa üzerinde duran hiç bir şeye
yaklaşmadım.beni öpmüştü,anlamadım. Aslan Oğlum demişti bana.”Aslan neydi?”

Sabahları arardım onu her odada.
Usul usul kafamı uzatıp bakardım kapıların aralığından odalara, bulamayınca
içim acır, kendimi güçsüz hisseder buruk buruk oyuncaklara sarılırdım.Hava
kararmaya başlayınca giriş kapısının önünde bekler, beni kucaklayıp ,havalara
atmasını bana “Aslan oğlum” demesini beklerdim. Her kapıyı açışında beni görür
görmez gözleri ışıldar, yüzümün şekli değişir bana sarılırdı.O’nu görünce
yerimde duramaz delice hoplamaya başlardım.Kanım kaynar içime bir güç dolar ve
önceleri, sevmediğim sakallı yüzünü öpmek için can atardım.İri ve yumuşak
memeli kadından anne demeyi öğrenmiştim,ama bu kimdi?”Baba” diyorlardı.Baba
neydi? Anne o’na koca diyordu.Baba!.. Bu lafı ilk söylediğimde kulaklarımı
sağır edecek bir ses tonuyla haykırıp, beni o güne kadar hiç sarmadığı şekilde
sarmıştı kollarına. Beni, sırtına alıp gezdirmiş ve katıla katıla gülmüştü.Beni
kollarında uyutmuştu. Kokusunu duymak, sıcaklığımı hissetmek ve o yorgun yüzün
o denli içten ve sıcak ve benden daha çocukça gülmesine hayretle
bakmıştım.”Baba” keşke daha önce deseydim dedim hep. Beni hep bu denli
sarmalasa dedim. Ama mutluydum.O gece ufak bir hareketinde uyandım hep, beni
güçlü kollarından her bırakışında delice ağladım.Ogün beni doyuran sıcak ve iri
memeli annemden kıskandım. Sabaha kadar o siyah beyaz gazetesini okuduğu
koltukta ben babamı okudum. Kalbinin her atışında, her nefes alıp verişinde
Anne’den ve gazeteden ayırmıştım o hırçın adamı.Benden daha küçük olmuştu.
Benim olmuştu

Gözlerimi açtığımda yine yoktu.
Ve ben yine akşamı giriş kapısının önünde delice BABA demeyi bekledim.
BABA……

Bir Cevap Yazın