Hayır git, git ve dönme; dedim.Kapıyı en çirkin görüntüsüyle kapattım.Çıkmıştı gitmişti hayatımdan,bu kaçıncı gidişti arsızca dönüşlerle son bulan.Anlıyorum seni; diyordu. Her dönüşte, anlıyor sanıyordum; bende oysa  beş duyu organı kadar anlıyordu beni.BEŞ DUYUNUN ÖTESİ İSE OLAĞAN ÜSTÜ BİŞEY OLURDU LAKİN, BEN OLAĞAN ÜSTÜ DEĞİLDİM Kİ!!! Sıradandım, sıradanlığımın sıradan olarak algısıydı beni belki bunca yoran.Sevgi bence yerinde saymamalıydı.Hep genişletilmeliydi alan ölçüleri büyüyüp , bir panayır gibi renklenmeliydi.Her gün kılıf, her gün boyut değiştirmeliydi ki ; Fırından yeni çıkmış simit  hazzı wersin.HAZ… HAZ DUYMAK…..ne güzel bir beşeriyet….Evet ben biçare sukunetle yolunu mu gözlemeliyim?Tekerrür etsin diye her vuku koşmalımıyım; eski zaman tekrarlarına ….

Şimdi, satmaya bakacağız…Karşılıklı birikmiş öfke nöbetlerini, beklentilerimizİ, hayallerimizi ,insan yarası yarasına denk geleni seviyor.Denk olma hali yok bizde hiç olmadı tutmadı işte .Göle maya  çaldık hep hani yaa tutarsa!…Sana ben milyonlarca kalem yazdıysam, bir kelimenin kavramını bile lakırtısız anlamadıysan suçlu ben deilim.Astorolijiye karşı hep bir alerjim vardı bilirsin.Keşke olmasaydıda senle gezegen yıldız ölçümleri yaparak baştan mühürleseydim olayı bırak  lanetlesin beni gökyüzü umrumdamı benim.Başlamadan biterdi öksüz sesiz çığlıklarım.Her fırsatta karanlığımızı saklamaya niyetliyim güneş yok işte…..Zihnimde ölçü tutmayan depremler   var sana karşı kızmak yada öfke nöbetlerim bile olmuyorsun artık.

Oysa ne kolaydı.Hayaller de  zulamda sakladığım düşlerimde, yaşamak ve yaşatmak mutlu olmak bir lutuf gibi…Yumuşacık bir yastık bir yorgan olmak birbirinin üstüne serilen ebedi…Göğsüm de yerin az kımıldadımı doktorlara koşmalıydım .Akıl sağlığım gidiyor diye.Öle ulvi olmalıydı.Her zerresine birbirimizi enjekte etmeliydik bu savsak dünyanın.Kapalı gözlerin açılsada bir görsen.Doğa bile öğle narin öğle inceki Yaradanın hesabı tastamam.Melodik bir iniş var seyri alem düşen şu kar tanelerinde hiç biri diğerini geçme,  çıktığı sahnede ayrı poz verme telaşında deil .Adım adım doğan evre evre batan güneş.Çiçeklerin her gün  apayrı değişen kıvrımları..Şu bedenimizin her yaşta ayrı ayrı varolan nadide çizgileri…Bir detay, bir incelik. hiç köşesiz…Sertlik yok, pat diye olan bir oluşum yok,meftuniyetle  oluşan bir bütün.Doğanın yaratılış dili böle hassasken ve Yaradan bir deil iki gözle bunu bize sunmuşken.Nasıl oluyorda bizler bu kadar dik,  keskin, köşeli,  hıçın olabiliyoruz?Fındık kabuğunu geçtim beee…AYVA ÇEKİRDEĞİ kadar, halis sızma sevgi olsa yüreklerimizde.Şöle dökülse katmanlarımız.Birilerinin repliğiyle yön verdiğimimiz hayatlar gömülsede toprağa üzerine AYVA ÇEKİRDEKLERİ eksek filizlenip kocaman bol çiçekli bir ağaç olsa yeni AYVA ÇEKİRDEKLERİYLE dolsa dalları…

Şimdi senin adressizliğine, acil yetişen fazla mesai yapan, tüm fikri zulumlerimle,küçük sözlerimle, AYVA KOKULU düşlerimle, kapının ardında kalan kimsesizliğimle, saat -dakika- zaman gibi kawramları yitirmeye başlamışken, seni ve senle ilgili herşeyi kahverengi görmeye alışmışken,içimide, burkarken sensizlik; sen gel, gel, gelde sakın dönme.Dönme adressizliğine dönme sensiz daha  iyi oksijen alan  tütün kokulu bu kadına beni bırak AYVA ÇEKİRDEKLERİMLE….

1 YORUM

Bir Cevap Yazın