Adalat ve Kalkınma Partisi farklılıkları bir araya getirerek güçlendiğini unutarak, özlemini duyduğu Türkiye tablosuna kavuşabilmek adına daha ciddi adımlar atarsa, işte o zaman elindeki birtakım oyları kaybedebilir. Öyle ki İzmir, Muğla, Aydın, Çanakkale, Edirne, Antalya, Eskişehir gibi illerde yaşayan vatandaşlarımızın Ak partinin yürüttüğü siyaseti ciddi şekilde izlediklerini ve bugüne kadar o şehirlerde elde ettikleri başarıların ve oy potansiyelinin tamamiyle hizmete yönelik olduğunu bilmeleri esastır. Bu demek değildir, diğer şehirlerde böyle değil. Fakat yaşam tarzı konusunda özgür hareket etmeyi ilke edinen vatandaşlarımızın genel olarak yoğunlaştığı şehirlerdir buralar. Türkiye’nin tamamını mı yansıtıyor, elbette hayır. Fakat Türkiye genelindeki diğer illerde yaşayan ve bu saydığımız illerde yaşayan vatandaşlarımız gibi hassasiyetleri olan kişilerin bu şehirleri örnek aldığını unutmamak gerekir. Her zaman belirttim, geçmişe yönelik intikam almaya yönelik hareketler bu ülkeye zarar getirir. Kim ne dersin, dış görünüş ve birtakım çıkışları nedeniyle lider olmaya yakışan bir kişilik Başbakan. Fakat onu asrın lideri ilan etmek, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük lideridir demek nankörlük olur. Bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür…

Kazandığı büyük kitle ve elinde bulundurduğu gücü düşünerek iktidarın insanların dini inançlarını öne sürerek ülke genelinde yaratmak istediği köklü değişiklik gözlerden kaçmıyor. Ancak düne kadar bu gibi atılımlara karşılık daima askerden tepki beklendiği için, siyasi irade bir türlü dile getirmek istediği şeyi söyleyemiyor. Bu tamamiyle muhalafetin başarısızlığını gözler önüne seriyor. Bugün artık her konu konuşulur oldu. Ne zaman bir televizyon programı açsak, cemaatin ülke yönetimindeki etkisine, yaratmak istediği değişikliklere ve elinde bulundurduğu güce vurgu yapılıyor. Ve yine üzülerek söylüyorum ki, konuşmaları daima özgürlük ve eşitlik ilkesi üzerinde olan Başbakanımızın, destek gördüğü yayın organlarının tek taraflı yürüttüğü yayın politikaları Başbakınımızın söyledikleriyle çok tutarsız. Hani dindar gençlik yetiştireceğiz demişlerdi ya, bir önceki neslin gençleri olarak dini inançlarımızın rencide edilmesi ve küçük görülmesi bizleri çok huzursuz ediyor. Her ne kadar bazı beyni yıkanmış kişiler bizleri dinsiz olarak görmek isteseler de. Dediğim gibi, Ab ve ABD’yi yanına alarak düzen değiştirme çabaları hem onları hem de onlar gibi düşünmeyen insanları yani tüm Türkiye’yi uçuruma sürükleyecek büyük yanlıştır. Peki Akp ne yapıyor ya da ne yapmak istiyor?

Akp sempatizanı olmayan kişilerin ortak görüşü şu yönde. Adalet Ve Kalkınma Partisi yeni Anayasa sürecinde izleyeceği yol ve yapacağı köklü reformlarda Barış ve Demokrasi Partisi’nden destek görmek istiyor. Çünkü olası bir referandum söz konusu. Ve Kürt nüfus oylarının büyük çoğunluğunu almak istiyor. Her ne kadar tek başına iktidar olarak gövde gösterisi yapsa da, muhalefet hala daha güçlü. Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokratik Sol Parti, Büyük Birlik Partisi,  İşçi Partisi ve irili ufaklı birçok parti büyük ihtimal ülkenin bölünmez bütünlüğünü rencide edecek ve Türk kimliğinin yok sayıldığı, dile getirilmediği bir anayasa söz konusu olduğunda güç birliği edeceklerdir. Bir çok noktada, özellikle türban ve dini birtakım konularda Adalet Ve Kalkınma Partisiyle aynı görüşü taşıyan Milliyetçi Hareket Partisi Türk’lüğe verilecek zarar söz konusu olduğunda kesinlikle iktidarın karşısında olacaktır. Hatta bu yönüyle MHP ve CHP kafa kafaya gidecektir. Her ne kadar ulusalcı CHP’den fazla bir eser kalmadığı düşünülse de. Bu yüzden, Barış ve Demokrasi Partisi ve bölge halkının ağzına bal çalarak bu süreci kazasız atlatma niyetinde iktidar. Akp muhalifleri böyle düşünüyor. Süreç olumlu geçerse bölge özerkliğe doğru adım mı atar, yoksa iktidarın içinden çıkamayacağı bir duruma doğru yol mu alır, orası araştırmacı ve stratejistlerin işi. Gerçi artık kimselere güven olmuyor. Araştırmacı kimliğiyle, Erbil’i Türkiye’ye bağlamak isteyen birtakım namı değer ajan kılıklı insanlar da dolaşmıyor değil ortalıkta. Kime inanacağımızı da şaşırdık o ayrı konu.

Laikliğin yeni Anayasa’da olmayacağı, Türklük tanımınınn çıkarılacağı ve Türkiye Vatandaşlığının getirileceği konusunda tereddütlerimiz var. Fakat ben Türk tanımının illa ki geçeceğini, belki de vatandaşlık tanımı hakkında ” Türk ve Kürt halkları” demenin yaratacağı olumlu havanın yanında batıda yaratacağı olumsuz hava yüzünden “Türkiye Vatandaşlığı” tanımının konulacağı inancını taşıyor, bunu yeğliyorum. Şunu da unutmamak gerekir ki, bu ülkede hala etnik yönde bir nüfus sayımı yapılmadı. Sadece araştırma şirketlerinin büyükşehirlerde yapmış olduğu ufak anketler mevcut. Şimdi Kürtler bu noktada, “Biz nüfus olarak diğer etnik gruplardan fazlayız o yüzden adımız geçmeli” diye bir yaklaşım sergilerlerse diğer kendini Türk olarak ifade eden etnik gruplar buna tepki gösterecektir. Anayasa’da adları geçsin istemeyecekler, fakat Kürt nüfusun bundan neden rahatsız olduğu sorusunu kendi kendine soracaklar. Bu halkları kaynaştırmaktan çok, ayrıştırmaya götürecek en tehlikeli atılımlardan biridir. Eminim iktidar bunun hesabını yapıyor. Hala birçok noktada çıkmazda olduğu konunun var olduğunu düşünüyorum Başbakan’ın. Bir yandan yeni Anayasa’da kendi tabanını mutlu etmeli, diğer yandan Güneydoğu halkını. Bunu yaparken, ona oy veren batıdaki vatandaşını düşünmezse oy olarak olumsuz yansıyacak. Muhalefetin eline on yıldır hiç geçmediği kadar büyük bir koz verilmiş olacak. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Başbakan’ın aday olması durumunda Başbakanlık koltuğuna kimin oturacağı bilmecesi ve tereddütü iktidarı birçok noktada bilinmeze sürüklüyor. Belki de bu yüzdendir bir an evvel Başkanlık sistemini yürürlüğe koyma acelesi. Anlayacağını önümüzdeki on yıl çok zorlu geçecek. Bir yandan Ab ve ABD destekli reform hareketleri, diğer yandan her ne kadar cari açık olsa da iyiye giden bir ekonomi ve hükümetin elinde bulundurduğu büyük kamuoyu desteği. Serbest ekonomi ve özelleştirme hareketlerinin ülke gidişatında büyük payı olduğunu düşünürsek, tereddütü olan kesimlerin korkusunu anlamak zor değil. Ulusal bilincin zayıflatılması, kimlik siyasetinin prim kazanması elinde güç olan uluslararası şirketlerin ürünü. Öyle ki dışarıdan müdahale ediliyor siyasi duruma. Cumhuriyet tarihinden bu yana istedikleri de bu değil miydi sanki? Ben her ne kadar birtakım güç ve uluslararası kuruluşların ülke gündeminde tam anlamıyla söz sahibi olma ideallerini görebilsem de, bir noktadan sonra Başbakan’ın bu gerçeği göreceğini düşünüyorum. Belki de onları kendi oyunuyla vuracak. Başbakan diyorum çünkü birçok noktada aynı görüşte yer almadığı milletvekili çok partisinde. Öyle ki Bülent Arınç’la tezat verdiği demeçler bunun en büyük kanıtıdır. Bir çok konuda toparlayıcı, birleştirici rolü üstlenen başbakan bu yolda tabanından gelen ideolojik baskılara boyun eğerse vay bizim halimize. Benim hala umudum var.

Geçtiğimiz günlerde sosyal paylaşım sitelerinin ayrışma konusunda ne kadar etkili olduğunu dile getirmiştim. Öyle ki bu siteleri CİA ve birtakım istihbarat birimlerinin ürünü olduğu söylentilerini hepiniz duymuşsunuzdur illa ki.  Son günlerde Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynanıyor. Yukarıda belirttiğim tehlikeye rağmen, kurulan Osmanlı İmparatorluğu ve birtakım Cumhuriyet öncesi padişahlarını göğe çıkaran birtakım gruplar mevcut. Arkadaş Fatih Sultan Mehmet’ten kim rahatsızlık duymuştur. Ya da Kanuni Sultan Süleyman’dan. Bu ne biçim bakış açısıdır. Bizim Atamız bu diyerek bir yanda Fatih Sultan Mehmet’i gösterip diğer yandan sizin atanız da bu diyerek Atatürk’^ü göstermek ne kadar moda oldu. Ne yani ben Fatih Sultan Mehmet’i sevemez miyim? Bunda aslında muhalif düşünen kişilerin de payı büyük. Son dönemde “Menemen’i yakın diyen Atatürk’ü özledim” gibi provokatif gruplar da yaratıldı taraflarından. Neyi paylaşamıyorsun arkadaş. İki tarihi değeri ölüyken bile düşman ediyorsunuz. Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük bir Türk’ün devletini, Atatük gibi bir isimle düşman etmeye hanginizin hakkı var? Ya da bu düşünceler sizlere hangi platformlarda, hangi gezegenlerde enjekte ediliyor. Öyle yoğun bir çalışma var ki anlatamam. Osmanlı geri geliyor mu diyen dersiniz, içki içen başı açık kızları gösterip bu mu laiklik diye galeyan yaratan birtakım provokosyancular mı? Bu oyuna gelmemek gerek. Benim yaşam tarzıma veya dinime kimseler karışamaz, karışmamalı. Benim annem türban takmıyor diye, dinsiz mi oluyor? Bunun kadar günah birşey varmı dır sorarım? Hani dinimiz hoşgörü diniydi. Hani İslam aslında zorlayıcı değil, sevgiye saygıya dayanan kucaklayıcı bir dindi. Neyi amaçlıyorsunuz arkadaş? Ben giyilen başörtüye küfür etmedim bugüne dek. Edenler varsa onlardan sorun hesabını. Ancak ve ancak benim anneme, kız kardeşime veya eşime dostuma neden giymedin ya da sen dinsizsin demek kimsenin harcı değildir. Kimin kimden daha inançlı veya iman sahibi olduğunu sadece Allah bilir. Bunu sorgulayanı her ortamda bozarım, intikam alınacak adam ben değilim.

Türk Hava Yolları, inançları gereği içmeyen yolcuların rahatsız olması nedeni ile birçok şehirde içki yasağı getirdi. İşte demokrasi örneği bu. Bir diğeri de inançları gereği içiyorsa ne olacak? Belki adam ateist. Demezler mi adama hani nerede demokrasi, insan hakları. Bu muydu Ab yolunda yarattığınız Türkiye. Öyle ya birtakım zümreler Ab lafına sığınıp birden şimdilerde U dönüşü yaptılar. Ne gerek var girmeyelim, ihtiyacımız yok diyenler çoğaldı. Neden acaba? Bu tip seyahat yapan insanlar bilir. Busines veya ekonomi anlamam ben uçuyorsun işte arkadaş ne farkı var. Tek bildiğim Busines denilen bölümün daha pahalı olması ve ikramlarının çok olması. Askere giderken hayatında ilk kez uçağa binmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, yukarıda içki içilmemiş ya da içilmiş benim umrum değil aslında. Ancak insan hakları noktasında rahatsızlığımdır dile getirdiğim. Öyle ki havada su veya ekmek bulunmayacağı imkansızlığı göz önüne alındığında bir şişe suyun bile 3 veya 4 liraya satıldığı ulaşım araçlarıdır uçaklar. Bir çok er ne kadar dalga geçmişti fiyatları görünce dün gibi hatırlarım. Anlayacağınız bu konular o uçan vatandaşları bağlar. Ha buna ben de tepki gösteriyor muyum dedim ya gösteriyorum. Ancak düne kadar kadehleri tokuşturup, viskileri keyifle yudumlarken, gariban Türk halkını zerre düşünmeyen adamlar bugün benden destek beklemesinler söyleyim. Ben destek olmam, sadece olanı söylerim ve hayat tarzıma kim karışıyorsa onun karşısında olurum. Hele ki kıyafetleri hiç sormayın. Nedir o öyle? Neredeyse ayakların altına inecek etek boyları, hayatımda trilyon verseler giymeyeceğim erkeğin anlamsız kıyafeti ve tasarımlardan sadece biri olduğunun açıklaması. Anlaşıldı ki tasarımcı paranın nereden geldiğini çok iyi biliyor. Sanırsınız düne kadar mini etekli kızlar hosteslik yapıyorlardı. Ben İzmir’de yaşamış ve her tür yaşam tarzını görmüş ve saygı duymuş bir birey olarak, insanı etek boyuyla yargılayamam. İsteyen istediği gibi giyinir. Çoğu kez gerçek bir hanım gibi giyinen genç kızları gördüğümde içten içe takdir ederim. Ve inanır mısınz ki hani Türk erkeği laf atıyor derler ya, birçok kez hatanın kız tarafından kaynaklandığına şahit olmuşluğum vardır. Sen o kadar göğüs dekoltesi yaratır, o kadar kısa pantolon giyersen beyni kapalı zihniyetler laf ta atar, seni böyle kıyafet konusunda da zorlar başka şeyler de yapar. Bir de onlara karşı verilen tepki yok mu tam filmlik. Sanki hanımımız da alt tarafı pantolon ve badi kombinasyonuyla dışarı çıkmış. Çok ilginç memleketiz çok. “Hanım olmayı başı kapatmak, laik bir birey olmayı soyunmak olarak” algılayan zihniyetlere de düşmanım. Zaten bu dengeyi sağlayamadığımız için bu noktada değil miyiz?

Ortabir’e gidiyordum henüz. Sekiz yıllık eğitim daha yeni yürürlüğe girmişti. Öncekilerden ağzımıza sakız olmuş  belli ki ortabir, ortaiki diyorduk hala. Dersimiz Sosyal Bilgisi. En sevdiğim derslerin başında gelirdi. Birgün hocamız sordu Avrupa Birliğine girmeyi ve özelleştirme politikalarını destekliyor musunuz? Herkes hocanın birkaç cümlelik anlatımından sonra sorduğu soruya herhalde iyi birşeydir diyerek olumlu yaklaştılar ve parmak kaldırdılar. Yüzde doksandokuzluk bir oranla katılıyoruz dediler. Tek ben desteklemiyorum diye parmak kaldırmıştım. Babamın getirmiş olduğu gazetelerden takip ediyordum çünkü gündemi. Gazete okuyordum. Hocanın dikkatini çekmiştim. Neden evladım dedi tok bir sesle. Dedim ki hocam, paramız değişecek euro olacak. Dedi ki ne var işte oğlum ne güzel paramız değerlenecek. Dedim hocam elimizde ne var ne yok satıyorlar özelleşeceğiz. Dedi ki özelleştirme faydalı birşey. Sustum ve arkadaşlarımın bir hayli alakadar bakışlarına maruz kaldım. Hiç unutmam o günü. Hocamın nasıl bir görüşe sahip olduğunu seneler sonra anladım. O kare kaldı sadece aklımda. Demek ki dedim kendi kendime, bilinçsiz ve cahil bir toplumu yönlendirmek birkaç cümle anlatarak peşine takmak hiç te o kadar zor değil. Biliyorum ki cehaletin ve güdülmenin biteceği bir toplum olduğumuz gün yukarıda belirttiğimiz tüm olumsuzlukların, rahatsız olduğumuz yönlendirildiğimiz yaşam tarzı diktelerinin biteceği gün olacak. Esen kalın…

1 YORUM

  1. Şunu kabul etmemiz lazım. çoklu bir kültüre sahibiz ve böyle bir ortadam Türk adını almak istemeyen yada anayasal olarak daha özgür olmak isteyenler olacaktır. Herkesi düşünerek bir anayasa çıkarılırsa bizi ileriye götürecektir. Ancak yapılacak yanlışlar durumumuzu daha da zorlaştıracaktır..

Bir Cevap Yazın