“git sevgilim çünkü ben de gideceğim bu aşktan. Terk edilen olma! Sırtından vurulan, sevgilinin arkasından ağlayan sen olma! Korkma, herkese ben terk ettim derim. Onu ben yarı yolda bıraktım derim. Bütün suçları üstlenirim, korkma…”

Bu gece sabaha kadar aya bakacağım. Sebebini sorma! Bilirsin, ayrılıkların tarihi olmaz, tanıkları olur. İşte bizim de tanığımız ay olacak. Çatıya çıkıp, ayaklarımı boşluğa bırakacağım ve hayatın, ölümle-yaşam arasındaki hafifliğini hissedeceğim. Belki diğer günlerde, sabaha kadar aynı duyguyla yoğururum kalbimi. Kim bilir?

Bu zamana kadar yaşadığım her saniyenin hesabını sormaya yeminliyim. Altımda toprak, üstümde siyah gökyüzü ve matem renginde bir ay ışığı var tamda karşımda. Ayaklarım rüzgârla sevişirken, hissediyorum kaybolan aşkımın eksikliğini. İçime çiviler çakılıyor gibi, sol yanımdan en ağır silahlarla vuruluyorum gibi… Öyle bir işkence bu çatı!

Ay ışığına tutunacaktım oysa. Sevgimi ve ömrümün kalan her saniyesini, ay ışığına gömecektim. Bu isteğimde olmayacak galiba, diğer isteklerim gibi bu da yarım kalacak. Olsun demenin geçici çare olduğu anlardayım sevgili! Yüküm ağır, omzum taşıyamıyor bu aşkın çaresizliğini. Üstelik sabah oluyor, ay ışığımda olmayacak birazdan…

Eriyorum. Sanki en kızgın lavlar yüreğimden geçiyor. Ne zormuş yokluğunda ay ışığına masallar anlatmak. Şimdi ölsem, en güzel ölüm olur herhalde. Belki de ölmek üzereyim. Belki bu yazıyı yazarken, belki de yazdıktan sonra öleceğim. Kim bilebilir ki… Ama sen seni çok sevdiğimi bil! Bu benim için yaşam kadar değerli…

Artık bilemiyorum sevgili… Umutla başlayan her sabahın ardından, sensiz yaralarıma hüzünler çöküyor. Kanıyorum, parçalanıyorum. Hayallerimi alıyorlar gibi, düşlerimi satıyorlar gibi… Ölüyorum sevgili, ne olur sil beni!

Silgi

Küçüktün sen
yazmayı bilmiyordun
ve yazdıklarımı
sandıklarımı da
hep siliyordun

Oysa ben
sana yazıyordum
hani okumayı
bilmeden
aşkını anlatan
bir küçüktüm oysa

Biliyor musun?
O silgiden artakalanları
atmadım
sakladım hepsini
silinmişte olsalar
hani
yazılmıştı bir kere

Küçüktün sen
o silgi kadar
küçüktüm ben de

Sonra
öyle bir sildin ki beni
artamadım geriye
yüreğinden…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikAşk Bazen Vicdan Azabıdır
Sonraki İçerikYine Bir Hikaye…
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın